Pardon! Demokrasi tünelin ne tarafına düşüyor?

Abone Ol
Hayırlı uğurlu olsun! Nurtopu gibi bir polemiğimiz daha oldu. AKP'nin İzmir'i alma 'tutku'sunun ürünlerinden Konak Tüneli, daha yapımı başlamadan kentte tartışmalara yol açtı. Projenin ortaya çıkma süreci dikkate alındığında, tartışmanın hiçte boş olmadığını görüyoruz.

4 ay gibi kısa bir sürede, apar topar İzmir'in gündemine getirilen, hatta Ulaştırma Bakanı tarafından temeli bile atılan Konak Tüneli, AKP'nin yerel yönetim anlayışındaki çarpıklığın en temel göstergesidir.
Tünelle ilgili son günlerde yaşanan gelişmeler sonrasında görülüyor ki AKP, CHP'li yerel yönetimi by-pass ederek, İzmir'in yönetimini ele almak istemektedir.

2014 yerel seçiminde İzmir'i kazanma adına her türlü 'çılgınlığa' başvuracakları şimdiden belli olan iktidar partisi yerel yönetim anlayışını bugüne kadar hep büyük bir başarı olarak önümüze koydu.

Ancak, kazın ayağı pek de öyle değil.

2002 yılında 'yerinde yönetim, yerel yönetim' vaadi ile iktidara gelen AKP, iktidarının henüz 3. yılında 180 derece çark etti. 5216, 5272 ve 5393 sayılı yasalarla yerel yönetimlerde yetki kargaşasına yol açıldı. Büyükşehir belediyelerinin sınırları genişletilirken, ilçe belediyeleri şube müdürlükleri haline dönüştü. 5216 sayılı yasayla, büyükşehir belediyeleri merkezi idareye bağımlı hale getirildi.

Bu yasaların mağduru, zannedildiği gibi, sadece İzmir olmadı. Yetki karmaşasının en güzel örnekleri, AKP'nin 'gözbebeği' İstanbul'da yaşanmaktadır.

Dünyanın en büyük metropollerinden biri olan İstanbul, AKP'nin yerel yönetim anlayışı yüzünden '7 kocalı Hürmüz' gibi… Bir bakıyorsunuz ki, kentin trilyonluk rant bölgelerinde Ulaştırma Bakanlığı ayrı, Turizm Bakanlığı ayrı, TOKİ ayrı projeler yapmış. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise, bu projelerden bihaber, imar planları hazırlamış. Galataport, Ispartakule, Haydarpaşa projeleri bu karmaşaya örnektir.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'da bu karmaşadan rahatsız olmuş ve bakın 11.10.2005 tarihli Meclis konuşmasında neler söylemiş: 'Bu konuyu ben geçen hafta Sayın Başbakanımızla yaptığımız toplantıda da özellikle söyledim. Bazı bakanlıkların İstanbul'daki 'ferdi' veya Bakanlık boyutundaki kararlarının artık olmaması gerektiğini açık ve net bir şekilde söyledim. İstanbul artık bundan sonra kararını kendisi vermelidir.'

Bakanlıkların başına buyruk uygulamalarından yakınan AKP'li İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki işleyiş ise evlere şenlik… Başkan Kadir Topbaş tarafından, kent içi ulaşıma ilişkin 116 proje açıklanıyor, ama nedense bundan, bırakın İstanbullular'ın, belediye meclis üyelerinin bile haberi olmuyor. Hatta, 4 yılda bir kez bile toplanmayan Trafik ve Ulaşım Komisyonu'nun dahi bu proje paketinden haberi yok. Bu projeleri kim hazırladı belli değil.

2 milyar dolarlık 'Yedi Tepeye Yedi Tünel' projesi, ilgili kurum ve kuruluşların olumsuz görüşlerine rağmen, İstanbullular'a adeta dayatılmıştır.

4 trilyona mal olan Maslak Kavşağı'na 14 trilyonluk açılış töreni yapıp, ertesi gün 'pardon, projede hata yaptık' denilerek yeniden trafiğe kapatılması, İstiklal Caddesi'ndeki taşların yenilenmesi sırasında, çalışmanın bitimine yakın 'Olmadı, yeniden yapacağız' denerek, işin bir başka firmaya verilmesi, işin sonunda her iki firmaya da para ödenmesi, Büyükşehir Belediye Meclisi'nin Göztepe Parkı'na cami yapılmasına ilişkin imar planı değişikliğinden Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın haberinin olmaması, Ümraniye'de 40 milyon liraya mal olan Çekmeköy-Dudullu Kavşağı'nın henüz açılışı yapılmadan, çıkış yerinin, AKP'li milletvekilinin sağlık merkezinin önünü kapattığı için, 5 milyon YTL ek maliyetle değiştirilmesi, D-100 Karayolu'daki genişletme çalışmalarında, Sefaköy-Küçükçekmece arasındaki bölümünün, AKP Küçükçekmece İlçe Başkan Yardımcısı'nın lokantasına zarar vermesin diye, projenin aksine 25 metre ile sınırlandırılması, Başbakan'ın öve öve bitiremediği Marmaray Projesi'nin Avrupa Yakası çıkışının yanlışlıkla 4-5 metre sağa kaydırılması.

Bu örnekleri daha da sıralayabiliriz.

Bu mudur İzmir'e örnek gösterilen belediyecilik anlayışı?

Yukarıda yazdığım örneklerin bir tanesi bile İzmir'de deprem etkisi yaratırdı. Basının, kamuoyunun aylarca diline dolanırdı. Ancak, ne İstanbul'da, ne de diğer kentlerde bu ve benzeri uygulamalar gündemde kendine yer bulmakta bile zorluk çekiyor.

İzmir'de yapılmak istenen Konak Tüneli de AKP'nin böylesine çarpık yönetim anlayışının ürünüdür. Yerel yönetimi tamamen devreden çıkararak, ilgili sivil toplum örgütlerini elinin tersiyle bir kenara iterek, 'ben yaptım oldu' mantığıyla İzmir'e ve İzmirliler'e bu proje dayatılmaktadır.

Zemin etüdü yapılmadan, UKOME kararı olmadan, hatta ihale yapılmadan 'yangından mal kaçırır' gibi bir inatla Konak Tüneli'nin temelinin atılması dayatma değildir de nedir?

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin, kent için böylesine önemli bir projede devre dışı bırakılması ise, İzmirliler'in iradesine hakarettir. İzmirliler'in, oylarıyla yerel yönetime getirdiği Belediye Başkanı ve meclis üyelerinin, belediyenin ilgili birimlerinin görüşlerinin dikkate alınmaması, bu kentin yaşayanlarına 'Size rağmen biz yaparız' demek değil midir?

Yerel yönetimleri by-pass eden bu anlayış AKP'nin iddia ettiği demokrat kimliğiyle ne kadar bağdaşıyor?

Pardon ama demokrasi Konak Tüneli'nin ne tarafına düşüyor?