Güncel

Özkan Yücel’in son savunması: Yeter da yeter, bitirin bu eziyeti!

Geçtiğimiz hafta hayata gözlerini yuman İzmir Barosu eski başkanı Özkan Yücel, vefatından bir gün önce, kooperatif davasında yargılanan İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer’in avukatı olarak mahkemede savunma yapmıştı. Özkan Yücel’in davada yaptığı savunma yalnızca bir usul tartışması değil, aynı zamanda Yücel'in hukuk anlayışını ve mücadele tarzını özetleyen bir "son savunma" niteliği de taşımaktaydı.

Abone Ol

EGEDESONSÖZ- İzmir’de hak mücadelesi denince akla ilk gelen isimlerin başında gelen Avukat Özkan Yücel, geçtiğimiz hafta evinde geçirdiği kalp krizi sonrası aramızdan ayrıldı.

Av. Yücel, yaşamı boyunca adaletsizliğe maruz kalan, mağdur kesimlerin avukatlığına gönüllü olarak koştu ve binlerce hayata dokundu. İnsan hakları davalarında, toplumsal mücadelelerde ve baro başkanlığı döneminde sergilediği tavrı, son nefesine kadar sürdürdü. Hak mücadelesi maratonunda son nefesine kadar koşanlardan oldu.

Son savunmasını da vefatından bir gün önce Aliağa-Şakran Hapishanesi’nde yapılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik kooperatif davasında yaptı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem başkanı Tunç Soyer’in avukatlığını yapan Özkan Yücel’in son savunmasını okuyuculara aktarıyoruz:

“Sayın Yargıç, haklısınız. Tekrara düşüyoruz. Çok haklısınız.

Ama o kadar tekrara düşüyoruz ki...

İnsanların hayatlarıyla oynuyoruz, insanların yıllarıyla ilgili karar veriyoruz.

Gidiyorsunuz, iyi oldu.

İyi oldu geldiğiniz ve gidiyorsunuz, göreviniz mi yerine geldi, amaç mı hasıl oldu bilmiyorum.

Sayın Savcı şimdi bana bakmaya başladı ama tam 45 dakikadır telefonundan, cep telefonundan gözünü kaldırmadı.

Bunu niye yapıyorsunuz anlamıyorum Sayın Başkan.

CMK'nın 216. maddesi çok açık olmasına rağmen, açık açık dediniz ki biraz evvel, "Size savcılık mütalaasından sonra söz vermeyeceğim, şimdi konuşun."

Hangi, hangi yetkiyle bunu yapıyorsunuz? Nereden alıyor bu gücünüz o kaynağını? 216. maddenin ikinci fıkrası açıkça savcılık mütalaasına karşı tarafların beyanlarının alınacağını söylemiyor mu?

Sizin için başka bir kitap mı söz konusu? Başka bir CMK mı okuyorsunuz? Birinci maddesini CMK'nın unuttunuz mu? Bu kanun, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağına ilişkin kurallar ve bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler.

Sayın Yargıç, Mahkeme Başkanısınız, evet. Mahkemeyi siz idare ediyorsunuz, evet; ama keyfinizce değil. Bu kitap hepimizi bağlıyor, bunu niye anlamak istemiyorsunuz?

Çünkü biraz evvel Murat Bey'in söylediği haksızlığın farkındasınız.

Biz bunları size niye anlatıyoruz ki şimdi? Biliyorum aklınızdan şu geçiyor: "Ya ben gidiyorum."

Biz de onu söylüyoruz işte, siz gidiyorsunuz.

Bu dosyaya geldiğinizde atandınız, bu dosyanın başına getirildiniz, işte o mahkeme teşkil edildi Murat Bey'in söylediği gibi. Maksat hasıl oldu, artık tutuklu kimse de kalmadı. Şimdi gidiyorsunuz, bilirkişi raporu bekleyeceğiz daha ne kadar kim bilir…

Ne oldu? Hani delillere bizzat erişme? Hani yüz yüzelik ilkesi? Yüz yüzeliği yalnızca şöyle mi anlıyoruz biz; Bir hakimin karar vermiş olması ya da salonda bir hakimin bulunması yeter diye mi anlıyoruz? Hayır. Yüz yüzelik ilkesi, nereye bakarsanız bakın, gidin yurt dışına da bakın, başka yerlere de bakın; delili inceleyen hakimin, tanığı dinleyen hakimin, sanıkları dinleyen hakimin karara bizzat ulaşması anlamına gelir, yüz yüzelik ilkesi.

Biz bunların tamamını terk ettik.

Şimdi arkadaşlarıma bakıyorum da, yani çok safiyane geliyor bana. "Aliağa Belediyesi’nde bilmem ne kararı vermişler de bizde de karar verilmiş." Veremeyeceğinizi biliyoruz! Verebilecek olsaydınız bu kararı, buna gücünüz yetseydi bugüne kadar çoktan yapardınız.

Yetmiyor. Yetmiyor.

Murat Bey'in son söylediğine katılıyorum. Yapmayın kendinize Sayın Yargıçlar, yapmayın kendinize. Yapmayın kendinize. Ya 216 burada dururken açık açık, siz bize diyorsunuz ki, "Savcılık mütalaasından sonra..." Belki savcılık diyecek ki "Adli kontroller devam." Gerekçe sunması lazım, bu gerekçeleri biz tartışmayalım mı? Önemi yok mu bunun? Değeri yok mu sizin için bu savcılığın ortaya koyduğu gerekçeleri tartışmanın?

Bizim burada bulunuyor olmamız yalnızca şekli bir eksikliği tamamlamaktan ibaret mi? Böyle mi algılıyorsunuz? Savunmaya böyle mi bakıyorsunuz? Yapmayın.

"Bilirkişi raporundan nasıl döneyim?" diyebilirsiniz. Ben size tarifini vereyim. 206. madde, biz talep ettiğimizde çok sıklıkla kullandığınız bir şey. 206. Madde: Eğer talep edilen delilin yargılamaya bir katkısı olmayacaksa, talep reddedilir. Bunu kimin istediğinin; savcılığın istediğinin hatta mahkemenin karar verdiğinin önemi yok. Biz vazgeçilmesi konusunda taraftarız.

Sayın Savcılık gerçekten ne bulacak bilmiyorum. Yani, iddianamesine kendisi yazmış, "Menfaat temin edilmedi" diye. Kendisi derken yani savcılık bir kurum. Aliağa’daki de o kurumun bir parçası ama savcılık bir kurum. Kendisi yazmış, "Menfaat yok burada, menfaat temin etmedikleri..." diye.

Hangi yollardan biz buraları arıyoruz? Başından beri dilimizde tüy bitti. Başından beri bunları anlatmak için mahkemenizin huzurunda tahliye taleplerinde bile, aylar sürdü tahliye etmeniz bu insanları, bu kadar boş bir iddianame karşısında.

Şimdi hala bilirkişi bekliyoruz. Ne diyecek bilirkişiler? Ya bugüne kadarkilerin bulmadığı… Tekrar söylüyorum, emekli Sayıştay denetçisi aradınız. Üniversitelerden akademisyen aradınız. Emekli Sayıştay denetçilerinden hangisi, bugün halen görevde olan Sayıştay denetçilerinin göstermediği bir zararı gösterecek ve onlara nasıl güveneceksiniz, nasıl? Nasıl? Bugün hala kamu görevlisi olan, halen fiilen iş başında bulunan Sayıştay görevlileri dedi ki "Ortada bir kamu zararı yok" Bulgularında böyle bir şeye işaret bile etmediler, ne arıyorsunuz daha? Daha ne arıyorsunuz?

Eğer, Murat Bey'in söylediği gibi birilerine yaranacak, birilerinin himayesi altına girecek —başka dosyalarda sıkça karşılaştığımız gibi— korunacak, kollanacak bilirkişiler arıyorsanız, belki bulursunuz bir kenarda, kıyıda. Bu reddeden 45 kişinin dışında birilerini de bulursunuz.

Ama yapmayın bu insanlara, yapmayın bu hukuk sistemine, yapmayın bu adalet sistemine. Bütün insanların hukuka olan güvenini, inancını yok hale getirmeyin.

Bu hepimiz için lazım. O salonlarda, o kürsülerde oturan insanlar FETÖ yargılamaları esnasında, "Yapmayın, hukuku bu kadar eğip bükmeyin" dedik biz o yargıçlara, "Size de lazım olacak bir gün" dedik. Onlar bir ağaç dibinde yakalandıklarında söyledikleri ilk şey, "Avukatımı istiyorum" olmuştu. Çünkü hukuk, bu ülkede herkes için gerekecek bir şey.

Ama "ikili" diye naifçe söyledi Murat Bey, ben "düşman hukuku" uyguluyorsunuz diyeceğim. Bunun adı o; literatürde öyle söyleniyor, düşman hukuku. Eğer birine farklı, ötekine farklı hukuk sistemini uyguluyorsanız, bu düşman hukukudur. Bakın Türkiye'nin dört bir tarafına, aynı düşman hukuku her bir tarafta hüküm sürüp gidiyor.

Hangi AKP'li belediye, hangi MHP'li belediye için soruşturma açıldı acaba? İşte biraz evvel söyledi Murat Bey. Sayıştay raporundaki rakamları ortaya koyup veriyorsunuz, "E deliliniz yok, soyut iddia." Sayıştay soyut söylemiş o zaman. Öyle mi göreceğiz? "Sayıştay şikayet etmedi" diyordunuz. Bizde de Sayıştay şikayeti yok, niye yargılanıyor halen bu insanlar? Mademki böyle oluyor, bizde de Sayıştay şikayeti yok, niye yargılanıyor halen bu insanlar?

Yeter artık Sayın Yargıçlar.

Bizdeki deyimle söyleyeyim; “Yeter da!” Yeter!

Bitirin bu eziyeti, yeter"