Öz doyum!

Abone Ol
Dün Güzelbahçe'de güzel bir mekanda ve birbirinden güzel insanlarla birlikteydim. Oturduğum insanlar buralardan değil ama buraları iyi biliyor. Her ne kadar huysuz bir rüzgar varsa da denizin hırçınlığı görülmeye değerdi. Rakısız balıktan zevk alamadım belki ama sohbet bir hayli koyu ve içtendi. Ne konuştuğumuzu kısmen de olsa yazacağım fakat kimlerle birlikteydim o da bana kalsın! Ne konuşmadık ki? Apayrı yerlerin apayrı insanları olmamıza rağmen kesişen, örtüşen ve birleşen yorumlarımız oldu. Hiç çelişmedik dersem yalan olur. Masadakiler İzmir CHP'de önü arkası alınamayan 'disiplin' olayları üzerinde dursalar da ben pek oralı olmadım. Bu kayıtsız kalışım onları bir hayli meraklandırsa da bu konudaki yorumum masadaki alkışı da beraberinde getirdi. Kime ait olduğunu hatırlayamadığım güzel bir söz, masadaki sohbetin patladığı an oldu. 'İki ağırlık vardır, birisi disiplinin ağırlığı, diğeri pişmanlığın. Disiplinin ağırlığı küçüktür, pişmanlığınki ise tonlarca…' bu söz masadakileri düşündürdü. 'Siz bırakın birileri o ağırlığın altında ezilip kaybolsun. Biz güzel şeylerden konuşalım' dediğimde ise o sessizliği bozan güçlü ve bir o kadar da içten bir alkış hakim oldu. İsyan hakimdi akıllarda… Gören ama kör, duyan ama sağır yöneticilere sitem yolluyordum. Ki onlar görüp duymasalar da…
Zira ulu orta insanlara 'pis Baykalcı' diyebilecek kadar çirkinleşen beceriksiz bir insanın beceremediklerini görmemek için kör olmak, söylediği birbirinden salak saçma sözleri duymamak içinse sağır olmak gerekirdi. Ne demişler? 'Körler, sağırlar birbirini ağırlar'. Nankörlük, riyakarlık, yalan konuşma, fesatlık gibi konularda insanların yüz karalığını yaşayan kişiler, bunları yapan ve yaşayan diğer kişilerle iyi anlaşırlar. Çünkü onların bekledikleri de, yaptıkları da bundan ibarettir. Birbirlerine kızmaz ve gücenmezler. Ruhları kör olanlar görmemiş gibi, manevi kişilikleri sağır olanlar ise duymamış gibi davranıp birbirlerini idare ederler. Ama inanın bu uzun sürmez. Bir gün hem görülür hem de duyulur. Bahsettiğim pişmanlığın ağırlığı ise işte o zaman başlar.
Neyse konuyu dağıtmadan yemeğimize dönelim. Sandığınız kadar uzun bir siyaset sohbeti yapmadık. Çünkü farklı yerlerdeki o farklı insanların sorunları da aynıydı. Sorunları bilen bizler; çözümün de farkındaydık. Ama ne çare? Ben bizim masaya bir de isim verdim. 'Sakalımız yok ki sözümüz dinlensin masası…' Masada kimini güzel kimini ise özel olarak andık. Ballandıra ballandıra anlattıklarımız da oldu saydıra saydıra küfrettiklerimiz de… Öğle sonrasında başlayan bu sohbetin kapanış ve gece ayağı öylesine anlamlı ve öylesine mühimdi ki bu husus gece yattığımda bile aklımdan çıkmadı.
Cemaatleri konuştuk. İsminin, zikrinin veya şeklinin bizim için pek önemi olmayan cemaatleri… Her ilde, ilçede ve hatta şimdilerde neredeyse her mahallede olan sohbet evlerini… Çocukları yedirip içiren, anlatan, öğreten ve en önemlisi yol gösteren (!) sohbet evlerini… Sizce bizde niye yok? Onlara değil belki ama sizlere kızdık. Kaçınız evine iki öğrenci götürüp akşam yemeği yedirdi? Ve kaçınız o öğrencilere içtiği kahvenin eşliğinde Atatürk'ü ve onun muhteşem kişiliğini anlattı? Ama biz burs veriyoruz. Bırakın bursu mursu canım. O iş ayrı! Hadi boşverelim öğrencileri aynı davanın insanları olarak kaçınız ailecek birbirinize gelip gittiniz. Birlik ve beraberlik sadece balolarda, mitinglerde ve eylemlerde olmaz! Siz 29 Ekim'den 29 Ekim'e balolarda birlik (!) olurken bazıları her hafta yan yana gelip kafa kafaya verdi. Sizler tango yaparak Cumhuriyet'e sahip çıktığınızı sandığınız o zamanlarda aslında kendinizi tatmin ettiniz. İnsanın içini kıpırdatan devrim şarkılarında coşmak veya o şarkılar eşliğinde bayrak sallamak Cumhuriyet'e pek yaramadı. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Her başarısızlığına bir kılıf uydurup başarı gösterenlerin durumu bana bir avukat büyüğümün yaptığı benzetmeyi hatırlattı. Bu insanlar bana göre adeta 'mastürbasyon' yapıyorlar. Mastürbasyon kelimesi her ne kadar öncelikle cinsel anlamıyla akla gelse de sözlük anlamı özdoyum, kendini avutma ve oyalama olan bu ifade bu tanımlamaya 'cuk' oturmaktadır. Artık sadece kendinizi tatmin etmeye bir son verip çevrenizi de tatmin etmeye başlasanız iyi edersiniz!
Not 1 : Geçtiğimiz hafta Ege Tv Ana Haber Bülteni'ne telefonla canlı olarak bağlanan CHP Ödemiş İlçe Başkanı Emin Öztürk, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun aslında kendisini aramadığını ve bu haberin uydurma olduğunu iddia edenlere canlı canlı çok güzel bir cevap verdi:'Bunu söyleyenler şerefsizdir' dedi. Şahsen bu lafın gittiği adam olmak yerine ölmeyi tercih ederdim. Ne yazık ki günümüzde şeref ve haysiyetini kaybetmiş insanlar için bu söz pek bir şey ifade etmiyor.
Not 2 : İzmir'de belediye başkanları arasındaki sıkıntıya 'İsyan hareketini Tekin bastıracak' diyen CHP İzmir'in atanmış il başkanı şaşırtmadı. Adama 'İyi de birader sen ne işe yararsın?' diye sormazlar mı?Hem büyütülecek bir şey yok deyip fındıkkabuğunu doldurmayacak şeyler diye geçiştireceksin hem de genel başkan yardımcısı çözecek diye açıklama yapacaksın. Doğrusu pes yani! İnanın ben bu nasıl iş anlamadım. Anlayan varsa bana da bi anlatıversin.