Ortadoğu şekillenirken Türkiye Kürtleri

Abone Ol
Tunuslu Muhammed Buazizi kendini yakarken, Mısır, Yemen, Cezayir, Ürdün ve Suriye firavunlarını da yakacağını, bütün bir coğrafyayı yeniden şekillendireceğini düşünemezdi.

Ocak 2011'de Tunus'ta başlayan Arap Baharı, şimdi Suriye, Türkiye, İran, Irak üçgeninde 'Kürt Baharına' dönüşüp sınırımıza dayandı.
Osmanlı'nın parçalanması Cumhuriyetin kuruluşundan beri sürekli Kürt sendromunu yaşayan Türkiye, şimdi tarihi bir gerçekle yüzleşmek zorunda.
Ya rahmetli Turgut Özal'ın ruhuna uygun bir politika ile Ortadoğu Kürtlerinin ağabeyi, Müslüman kardeşi olmayı kabul edecek ya da geleneksel korkularından beslenerek kapısına dayanan sorunu terörize ederek yok sayacak. Enerjisini, birikimini bu yolda tüketecek.
Önce geçmiş uygulamalardan bir örnek vermeliyim;
12 Eylül 1980 darbesi yapıldığında ben Türk Haberler Ajansının Diyarbakır Bölge Şefliğinde muhabirdim. Haberlerimiz telex üzerinden önce Sıkıyönetim Komutanlığına gider, sansürden geçtikten sonra gazetelere ulaşırdı.
Bir haberde 'Kuzey Irakta Talabani ve Barzani'ye bağlı Kürt Aşiretleri Arasında Çatışma' başlığını kullanmıştım. 'Kürt' sözcüğü haberden çıkarılmış. Yerine,'etnik gruplar' eklenmiş, ben de sert bir biçimde uyarılmıştım.
Kürt kelimesini kullanmak, ben Kürdüm demek ülkeyi bölmekti ve çok ağır cezaları vardı.
Bugün TRT 6 (şeş) dahil,onlarca kanaldan, radyodan, gazeteden Kürtçe yayınlar yapılmaktadır. Okullar açılıyor, daha da ileriye gidilerek Kürtçenin seçmeli ders olması sağlanıyor, üniversitelerde Kürdoloji enstitüleri kuruluyor.
Türkiye bölündü mü?
Tam tersi oldu.
Rahmetli Özal'ın açılımı, Başbakan Erdoğan'ın da kararlılığıyla sağlanan hak ve özgürlükler, bugün Türkiye'nin Suriye olma yolunu çok önceden kapattı. 12 Eylül darbesinin rejimi devam etseydi… Diyarbakır Cezaevinde o vahşet sürseydi Türkiye şimdi en az 3 parçaya bölünmüştü.
Türkiye bölünmediyse, bu güçlü ordusu sayesinde değil,;güçlü İslam dini sayesindedir. Bunu herkes kabul etsin.
Güçlü ordularla, polisle,diktatörlerle bir ülkenin birliği korunsaydı;Irak, Suriye, Mısır, Yemen, Ürdün, Cezayir yerle bir olmazdı.
15 gündür Diyarbakır'dayım. Sokaklarda, camilerde, sohbetlerde, üniversitede hocalarımla görüştüm.
'Türkiye'nin Suriye politikası, Özal'ın 1988 yılında Kuzey Irak Kürtleri için söylediği biçimde olmalıdır' görüşü yaygın biçimde savunuluyor.
16 Mart 1988 tarihinde Irak diktatörü Saddam Hüseyin, Halepçe'ye düzenlediği hava saldırısında 7 bin 850 Kürdü yakarak öldürmüş, 15 bin kişiyi ağır derecede yaralamış, 63 bin vatandaşını sakat bırakmıştı.
Özal, aynı tarihlerde Türkiye'ye sığınan on binlerce Irak Kürtüne kucak açmış, dünya kamuoyunu harekete geçirmiş. BM Kuzey Irak'ı (Kürtlerin yaşadığı yerleri) uçuşa yasak bölge ilan etmişti.
'Onlar benim vatandaşlarımın akrabaları' diyerek Türkiye Kürtlerinin gerçek lideri olmuştu.
Kuzey Irakta yaşanan dünyanın en büyük insanlık trajedilerinden biri de şimdi Suriye'de yaşanıyor.
1980'li yıllarda geleceğini Kürtlerin imhası üzerine kurgulayan anlayış, bugün de Suriye Kürtleri için benzer kışkırtmalar yapıyor, Erdoğan bu tuzağa düşmemeli.
Suriye Kürtleri ile Türkiye Kürtleri gerçek anlamda akraba olup, bu yakın aile bağları halen devam etmektedir. Türkiye; Suriye Kürtlerini kendi öz vatandaşından farksız biçimde sahiplenerek onurlu bir gelecek oluşturmalarına katkısını esirgememeli.
Suriye Kürtleri binlerce yıldır yaşadıkları toprakların zenginliği ve bereketiyle buluşacaklarsa;İslamiyet'i tam anlamıyla özgürce yaşamak istiyorlarsa (yönetim biçimi ne olursa olsun) Türkiye buna müdahale etmemelidir.
Türkiye, Ortadoğu Kürtleri için yeni bir sayfa açmalı ve onların varlığını, etkinliğini (Kuzey Irak'ta olduğu gibi) siyaseten sindirebilmelidir.
Artık Türkiye'nin gerçek komşusu, Suriye, Irak ve İran üçgeninde Kürtler olacaktır. Bu gerçeği de kimse değiştiremeyecektir. Bu Türkiye için asla tehdit değildir.
Müslüman toplum en büyük sınavını Türkiye'de vermiştir. 35 yıldır devam eden 55 bin cana mal olan etnik temelli terörist harekete rağmen, Kürtler ve Türklerin kardeşliği bozulmamış, hiçbir güç (Ergenekon yada PKK) başarılı olamamıştır.
Ortadoğu Kürtleri yeni Osmanlı haritasında yer alacaklarsa bu Türkiye sayesinde olmalıdır. Barış iklimi oluşturulacaksa bu iktidar ve muhalefetin elbirliği ile oluşturulmalıdır.
Daha düne kadar, Barzani ve Talabani'ye 'aşiret ve çete reisleri' yakıştırması yapan Türk dış diplomasisi, bugün kırmızı halılarla karşıladığı Kürt liderlerle milyar dolarlık ihracat anlaşmaları yapmaktadır.
Suriye ,Irak ve yakın gelecekte İran Kürtleri, siyaset ve ticaret yaşamımızın partnerleri olacaklardır. Dış Güçlerin bizim 'aile içi meselemize' bulaşması engellenmelidir.
Önyargılardan, korkulardan kurtulmak zorundayız. Çünkü biz sadece akraba değiliz;aynı dinin, aynı tarihin, aynı coğrafyanın, aynı kültürün mirasçılarıyız.



NOT; Sizinle şimdi çok önemli bir fotoğrafı da paylaşıyorum. Habur Gümrük Kapısında Barzani, Talabani ve öldürülen General Eşref Bitlis. Orgeneral Bitlis, en zor günlerinde Barzani ve Talabani'ye Türk Pasaportu verdiriyor.