Öngörü!

Abone Ol
Evet, hayat işte gördüğünüz üzere adeta bir su gibi akıp geçiyor. Zaman durmadan koşuyor. Ve bizler insanoğlu olarak üstümüze düşen bedelleri ödemeye devam ediyoruz. Yaşamın her alanında ödediğimiz bu bedeller aldığımız rollere göre de değişiklik gösteriyor. Sağlıkta, eğitimde, adalette, ticarette attığımız her adımın bir bedeli var. Hele de siyasette! Pek çok şeyde olduğu gibi siyaseten başvurulan hamlelerin de kuşkusuz bir bedeli var.
Demokrasinin kalesi olan şehrimiz kongrelere hazırlanıyor. Bu kongrelerin baş aktörleri de ilişkileri ve uygulamalarının bedellerini ödemek ve payına düşeni almak üzere meydana çıkmak için hazırlanıyor. Ben en çok üyelik bağımın sonlandığı ama gönül bağımın hiç ama hiç kopmayacağı CHP'nin il başkanlığı seçimini merak ediyorum. Beni genç yaşta siyasetten yok eden uygulamaları ile tanıştığım ve kimi talihsiz söylemleri ile (ki biz ona 'gaf' diyoruz) mizahseverlere bol bol malzeme çıkaran Tacettin Bayır için kader günü geldi, çattı. Göreve geldiği günden beri 'alınıyordu, gidiyordu, kalıyordu' derken herkesi şaşırtan Tacettin Bayır bu Pazar gerçekleştirilecek il kongresinde şaşırtabileceği gibi pek tabi şaşa da bilir!
Öyle veya böyle Tacettin Bayır, CHP'de bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük disiplin dalgasının baş müsebbibi olarak anılacaktır. Bu bağlamda Milliyet'ten Erol Yaraş'ın 'Gaf Oscar'ının tek adayı oldu' diyerek eleştirdiği, Yenigün'den Doğan Karabulut'un ise 'yakarım, çakarım yaklaşımı devam eden bir Alman Subayı'' benzetmesi yaparak satırlarına konuk ettiği Tacettin Bayır için bu Pazar'ın bundan önceki her Pazar'dan daha farklı olacağına kesin gözüyle bakıyorum.

Görevi boyunca 'disiplin' söylemini adeta ağzına sakız eden Tacettin Bayır her fırsatta 'Şeref Bakşık'tan siyasette nezaketi ve siyasal ahlakı öğrendim. Ferhat Aslantaş'ın örgütçülüğünü kendime ilke alıyorum' dese bile bana göre örnek aldığı isimlerin de tasvip etmeyeceği uygulamalara imza attı.

Hissi bulabilirsiniz ve belki hissi bulduğunuz kadar da şahsi olacak ama genç yaşta beni siyaset dışına iten Tacettin Bayır'ın kaybetmesini istiyorum. Ve kaybedecek bunu da görüyorum.
Bir il başkanı düşünün ki; 'Partisinin belediye başkanı sorgulanırken Ankara'da görevden adam aldırmaya çalışsın. Rakip siyasi partiyle ilişkilerinde özellikle de mevkidaşı ile cıvık diyaloglara girsin. Diplomasiden bihaber olsun!'
Ne kadar başarılı olabilir?
Sosyalist demagojilerle ilerleyip son model ciplere binerseniz, Anadolu'nun kültür ve eğitim kenti İzmir'e ve İzmirliye yakışmayan açıklamalara imza atar da Mustafa Balbay'ın tutukluluk halini siyasi puan toplama arenası haline getirirseniz; işte o zaman samimiyetinizden şüphe edilir ve örgüt gözünde sevimsizleşirsiniz.
Ben her şeyden önce sosyal demokrasiye inanan, hukukun, eğitim ve öğretimin yaşamımızdaki yerini anlayan, kavrayan bir birey olarak partili ilçe ve belediye başkanlarıyla kavgalı, örgütü birbirine kırdıran bir il başkanı istemiyorum. Öyle bir il başkanı olsun ki; 'Delege seçimini Ödemiş'te ayrı Tire'de ayrı yöntemlerle yapmasın. Kendine oy verme ihtimali olan ilçede masada delege yazıp düşman bellediği yerde entrikaya başvurmasın. Adam kazansın, harcamasın. Sevsin, dövüp sövmesin!' istiyorum.
Acaba çok şey mi istiyorum?