İzmir’in tanınmış iş insanlarından olan, Kordon İş İnsanları Derneği Başkanı Ömür Şanlı, son dönemde Türk turistlerin tercihini Yunanistan’dan yana yapması ve özellikle Çeşme’deki ve Bodrum’daki fahiş fiyat politikaları nedeniyle oluşan tepkimeye ilişkin dikkat çeken bir yazı yayımladı.
Uzun yıllardır AK Parti çatısı altında siyaset yapan Ömür Şanlı, turizm sektöründe planlama, ortak akıl eksiliği ile fırsatçılığın yol açtığı sorunları ve çözüm önerilerini kaleme aldığı yazısını güncel önemi sebebiyle okurlarımıza aktarıyoruz:
“Sorun Sakız Adası değil… Sorun, kendi elimizle büyüttüğümüz fiyat politikası.
Son yıllarda Türkiye’de her yaz aynı tartışmayı yaşıyoruz.
“Sakız daha ucuz.”
“Yunan adaları dolup taşıyor.”
“Çeşme pahalı.”
Oysa mesele ne Sakız Adası ne de Yunanistan…
Asıl mesele, turistin cebini değil, aklını kaybetmememiz gerektiğini hâlâ anlayamamış olmamızdır.
*
Geçtiğimiz hafta Fransa’daydım.
Avrupa’nın da ekonomik sıkıntılar yaşadığını yerinde gördüm.
İşletmeler zorlanıyor…
İnsanların alım gücü düşüyor…
Birçok ülkede ekonomik daralma hissediliyor.
Yani kriz sadece Türkiye’nin sorunu değil.
Peki neden insanlar yine de Yunan adalarını tercih ediyor?
Çünkü turist sadece fiyat satın almaz.
Güven satın alır.
Menüyü açtığında ne ödeyeceğini bilir.
Sürpriz yaşamaz.
Porsiyonun büyüklüğünü bilir.
Hizmet standardını bilir.
Kısacası cebinden çıkacak rakamı önceden hesaplayabilir.
*
Bugün Sakız Adası gerçekten eskisi kadar ucuz değil.
Çünkü onlar da artan talep karşısında fiyatlarını yükseltti.
Zaten Mykonos’a, Santorini’ye baktığınızda Türkiye’den çok daha pahalı destinasyonlarla karşılaşırsınız.
Demek ki mesele sadece “ucuzluk” değil.
Mesele, fiyat ile alınan hizmet arasındaki güven duygusu.
*
Bizde ise maalesef her olay zam sebebi oluyor.
Amerika’da yumurta krizi…
Bizde yumurta zamlanıyor.
Antalya’da birkaç sera zarar görüyor…
Türkiye’nin dört bir yanında sebze fiyatları artıyor.
Dünyanın başka ucunda deprem oluyor…
Bizde maliyet bahanesiyle etiketler değişiyor.
Bunun ekonomiyle açıklanacak tarafı yok.
Bunun adı fırsatçılıktır.
*
Turizmde ise tablo daha da çarpıcı.
Ramazan Bayramı’nda geceliği 5 bin lira olan oda, sadece birkaç hafta sonra Kurban Bayramı’nda 10-12 bin liraya çıkabiliyor.
Oysa aynı sürede döviz iki katına çıkmıyor.
Elektrik iki katına çıkmıyor.
Personel maliyeti iki katına çıkmıyor.
Peki fiyat neden iki katına çıkıyor?
İşte turist de tam olarak bunu sorguluyor.
*
Bir başka gerçek ise kiralar…
Bugün birçok işletme aslında müşterisi için değil, yüksek kira için çalışıyor.
90 günlük sezonda bir yıllık kirayı çıkarma telaşı, fiyatları yukarı çekiyor.
Sonunda ne oluyor?
Turist kaçıyor…
Esnaf kazanamıyor…
Ama mülk sahibi yine kazanıyor.
*
Bir de stok psikolojimiz var.
“Yarın zam gelecek.”
Bu cümle duyulduğu anda depolar doluyor.
Yapay talep oluşuyor.
Sonra gerçekten zam geliyor.
Oysa ihtiyaç kadar alınsa, fırsatçının oyunu da bozulacak.
*
Peki çözüm ne?
Çözüm, daha fazla zam yapmak değil.
Daha fazla müşteri kazanmak.
Bir restoranda 120 çeşit açık büfe hazırlayıp yarısını çöpe atmak yerine, 25 kaliteli çeşit sunmak.
100 çeşit kahvaltı koyup maliyeti artırmak yerine, insanların gerçekten tükettiği ürünleri sunmak.
Her şey dahil sistemini yeniden düşünmek.
İsrafı azaltmak.
Maliyetleri kontrol altına almak.
Fiyatı değil, kaliteyi konuşturmak.
*
Bir turist bir kez kandırılır.
İkinci kez gelmez.
Ama adil fiyat gören turist, sadece kendisi gelmez…
Arkadaşını da getirir.
Ailesini de getirir.
Ülkesinde sizi anlatır.
İşte gerçek reklam budur.
*
Türkiye dünyanın en güzel ülkelerinden biri.
Deniziyle…
Mutfağıyla…
Tarihiyle…
Misafirperverliğiyle…
Bizim eksiğimiz güzellik değil.
Bizim eksiğimiz planlama.
Bizim eksiğimiz ortak akıl.
Bizim eksiğimiz fırsatçılıktan vazgeçememek.
İğneyi artık kendimize batırmanın zamanı geldi.
Çünkü turist Yunanistan’a gitmiyor…
Turist; öngörülebilir fiyatın, güvenin ve istikrarın olduğu yere gidiyor.
Ve unutmayalım…
Turizmde en pahalı ülke, fiyatı yüksek olan değil; ödediği paranın karşılığını veremeyen ülkedir.