Okuyucu’dan…

Abone Ol

İzmir ; Atatürkçü’mü Atatürkçü. Cumhuriyetçi mi Cumhuriyetçi. Laik mi Laik. İlerici mi İlerici!

Çiğli Belediye Meclisinden arkadaşımız,

Selda Uzunefe… İşte bu İzmir’in bir toplamı.

Aynı zamanda da, sadık bir okuyucu...

Yazılarımızda genelde akademisyenlere yollama yaparız ya… O yüzden zaman zaman şaka yollu’da olsa ; “Hiç Ordinaryüs’süz yazmaz mısınız? Elbette yararlı oluyor bize de. Ama arada sade’ lerden de yararlanmanız, daha adil olmaz mı?” der, nazikçe eleştirir!

Rastlantı bu ya… Geçen haftaki “Lenin’den” başlıklı yazımızda, sonraları kaldırılan Ordinaryüs’ler de dahil, hiç akademik ünvanlı yoktu… Sanırım o yüzden de olmalı ki, o yazıda da beğenileri vardı!

***

Pamukpınar’lı okuldaşımız ve okurumuz

Kazım Ceylan da… Pamukpınar’a nasıl girdiğimizi de yazmamızı istedi… İyi ki, anımsattı bize güzel okulumuzu ;

Sivas’ın İlçesi Yıldızeli ; Sivas-Tokat karayolu üzerinde, Sivas’a 50 km mesafede... Pamukpınar’da Yıldızeli’ne 5 km uzakta, Tokat yönünde…

Köy Enstitüleri projesine göre, Türkiye 21 bölgeye ayrılmıştı. Sivas, Tokat, Erzincan bölgesine hitap edecek Köy Enstitüsü de,

1941’de Pamukpınar bozkırında kurulmuştu.

1954 yılında ilkokulu bitirince bildiğimiz ve gidebileceğimiz tek yer, 1952’de ilköğretmen okuluna dönüştürülen Pamukpınar Köy Enstitüsüydü…

Yazılı ve sözlü sınavlarından sonra, sonuçlar için hepimizi okulun önüne topladılar… Heyecan doruktaydı. Hoca başarı sırasına göre kazananları açıklarken, “27 Rifat Özer” deyince, sevincimiz zirveye dayanmıştı!

Hayatımız kurtulmuştu. Hele de rahmetli babamın : “Ben çocuklarıma saban tutturmam!” sözü yere düşmemişti ki, verdiği mutluluğun da sınırı yoktu!

***

Pamukpınar’da yaşamımızdaki çoğun azı kesitlere gelirsek ;

*Bizim sınıf 45 kişilikti... Üç İlden gelen öğrenciler vardı ; Turhal’dan Kemal, Zile’den İlhan Türkyılmaz, Şarkışla’dan İbrahim ve Mustafa Şimşek, Zara’dan Hasan Karaözü, Ali Sevim, Kangal’dan Taki Erdoğan, Gürün’den İsmet Salt, Divriği’den Battal Özdemir, İliç’ten Ahmet Ersoy, şimdilik anımsadıklarımızdan…

*Sınıfta daha çok iki konu tartışılırdı. Biri ; Beşiktaş, Fenerbahçe gibi popüler takımlardı. Diğeri de ; kimin öndeki iki mezhepten birinde olduğu, gizli gizli konuşulandı. Ama bizi çözememişlerdi. O yüzden herkes kendi hanesine yazardı!

Birgün sınıfta gizli oylama yaptılar, sonuç :

22 ye 22 çıktı. Ben oy kullanmayınca bu kimliğimiz yine… asılı kaldı!

*Kangal’lı Mahmut Özdemir sanırım üst sınıflardaydı... Belagati çok yüksek bir hatipti. 1978’de Türkiye’nin ilk Yerel Yönetim Bakanı oldu… Milletvekilliği bitince İstanbul Kağıthane Belediye Başkanlığı da yaptı.

Bakan’ken Karşıyaka’da verdiğimiz yemekte, bizi gördüğünde ayağa kalkıp elini uzatarak tokalaşmakta zorlanırken, “Devletin kolu uzundur” diye yaptığı espri, unutulmazdı!

*Beden Eğitimi Öğretmenimiz Faruk Sükan,

her sabah bütün öğrencileri sıraya dizer, eksi 20-25 lerde bile, kar kış demeden yürüyüşe çıkarır, aldıkları puanı nota dönüştürürdü. Bizi de evine çağırır, not defterlerini düzenlememizi isterdi...

Yürüyüşlere de eksiksiz katıldığımızdan olacak, notumuz da 10 üzerinden 10 olurdu… O yüzden ödül olarak, yakınlardaki Çamlıbel kayak merkezinde 10-15 günlük kayak kursu verilmişti… Ama kayarken çoğu kez ayakta durmayı becerememiş düşmüş, ellerim soğuktan donmuş, soğan gibi soyulmuştu!

Ne varki, Türk’ün Robin Hood’u Köroğlu’nun yerinde yurdunda olmak, bir ayrıcalıktı!

*Kompozisyon Hocamız… bir Cahit Sıtkı Tarancı ve ‘35 Yaş Şiiri’ hayranıydı. Sık sık konu vererek kompozisyon yazmamızı isterdi. Verdiği notları okurken, bize sıra geldiğinde “Çift 10” deyişini hiç unutamam!

*Edebiyat Öğretmemimiz Netice Erişen’di. Her yere yetişendi. Kalite ve klas saçandı. Güzel Türkçesiyle de, öğrencilerini hayran bırakandı.

*Tarih Hocamız… ‘Napolyon’un yenilgisi düşmanlarının üstünlüğünden mi, yoksa kendi hatasından mı?’ tezli münazara düzenlemişti. Bir ekibin başı olarak savunduğumuz tez galip gelmiş, bizi de “münazara birincisi” ilan etmişti!

*Bir gün okulumuza Demokrat Parti döneminin 10 yıllık TBMM Başkanı Sayın Refik Koraltan geldi… Konuşmasında iktidarlarının nimetlerini sayarken, döne döne “Hele hele, Hele hele!” deyişini hiç unutmadım. Bu ‘hele hele’ lerini zaman zaman yazılarımda da kullandım…

*Birgün Ağaç-İş dersinde teneffüsteydik. Duvara yaslanmış arkadaşlarla gelecekten konuşuyorduk… Söz arasında niyeyse, “Ben Hakim olacağım” demiştim!

Şans bu ya… Son sınıfa geçtiğimiz 1959’da, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu açıldı. Statüsü gereği, Pamukpınar’dan sınıf birincisi olarak Ankara’ya gittik. Özel eğitimle, sınavlı lise mezunu ve Yüksek Öğretmen Okullu olduk!

***

Sonuçta ; Tunceli Hakimi de olup sözümüzde durduk… Bugün de ; içi Ordinaryüs’süz, bir “sade” olarak, ‘ Biz ‘ dolu yazı yazdık!

İyi Pazarlar…