Bugün eski ama hiç unutamadığım büyük aşkımı anlatasım var, özlemle anıp yad edesim var…
Beni geceler boyu sabahlara kadar uyutmayan, ertesi gün işe kıpkırmızı gözlerle gitmeme neden olan aşkım, Cem ve Yusuf sayesinde yeniden aklıma düştü…
Cüceydi, göbekliydi, pos bıyıklıydı, hatta İbrahim Tatlıses'le muazzam bir benzerliği vardı… Deli gibi aşıktım... Gündüzleri çalışırken onu özler, akşamı, o'na kavuşacağım saati iple çekerdim…
Kırmızı kasketi, mavi tulumu nasıl da yakışırdı…
***
Mario'ydu adı… Ama biz ona kısaca Süper Mario derdik…
Sıradan, ekmeğini taştan çıkaran bir su tesisatçısıydı… Ferhat'ın dağları, Mecnun'un çölleri aştığı gibi, nazlı prensesi için dağ taş demeden kilometrelerce yol teper, hoplar zıplar, hayatını riske atardı… Yolculuğuna 7 canla başlar, ama üçgen şekilli garip yaratıklar sürekli canını yakardı… Denk getirebilirse üstüne basıp sinek gibi ezerdi onları… Ya o uçurumlar, körolasıca uçurumlar… Düşerdi, dibi olmayan kör karanlıklara… Mantarı yer büyür, altınları toplar cukkayı doğrulturdu… Ama O'nun derdi ne büyümek ne de zengin olmaktı… Sevdiceğini isterdi… Bizden biriydi o, duygusal bir emekçiydi…
Boşuna dememişler emekçinin aşkı yaman olur diye… Önemli olan zorluklara göğüs gerebilmek, engelleri aşmak, umutlarına tutunup hiçbir zaman pes etmemek… Pos bıyıklı, göbekli bu cüce adamda bunların hepsi de fazlasıyla vardı… Sevdiceğini kurtaracağım diye totişini kaptırdığı bitkiler, bölüm sonu canavarları bile çeviremezdi yolundan, tuğlalara kafa ata ata giderdi yarine… İnatçı ama felsefesi vardı, imaj sahibiydi, onun gibisi bir daha gelmedi, gelmez de… Kendisine 100 can verilse 100'ünü de aynı kız uğruna feda edebilecek tek erkekti o…
Haaa, neden böyle imkansız bir aşkın peşinden koştuğunu, neden işine gücüne bakmadığını, yıllarca çıraklık yaparak elde ettiği zanaati, neden değerlendirmediğini de ara sıra sorgulamışımdır… Ama aşka ve aşığa saygım var… Akdeniz halkıyız, duygusalız biz… Hani prensesin babası ''De git işine pis işçi, sen kimsin ki saraydan kız kaçıracaksın sinsi cüce'' diye kovalasa anında sahip çıkarız, yaparız bunu… Çünkü o aşk adamıdır, fakir ama onurludur, saygı duyulasıdır… Sapına kadar delikanlıdır…
Aşık olduktan sonra, sosyal statülerin önemini kaybedeceğinin yegane örneğidir o… Ne Don Kişot, ne Ferhat, ne Mecnun ne de Nihat Doğan O'nun kadar gözü kara olabilirler, eksik kalırlar… Bildiğiniz su tesisatçısıydı kendisi ve gitmiş prensese aşık olmuş… Onu kurtarmak için mücadele ediyor… Hem de öyle böyle değil, anam anam… Ama kızın da gönlü vardı, adım gibi eminim… ''Kurtar beni Mario'' diye ağıtlar yakıyor, uzaklara bakıyordu manalı manalı… Seven kalplere de köz olup düşüyordu bu sahneler tabii…
***
İnsanın tüylerini diken diken eden, gerilimli, etkileyici, hatta yer yer gözyaşlarıyla dinlenesi de bir müziği, bir de kardeşi vardı: Luigi… Sessiz, sakin, silik etkisiz eleman, her zaman Mario'nun gölgesinde kalmış biri… Bence inceden inceden kıskanıyordu abisini…
***
90'lı yıllarda piyasaya çıkan atarilerin en standart oyunlarından biriydi… Bir evde atari varsa, mutlaka Süper Mario da vardı… Günümüz 25-40 yaş arası nüfusun büyük bir kısmının elinden en az bir kez geçmiş, hatta en az birkaç haftasını verdiği bir oyundu… Ben şahsen hiçbir zaman 5'in 4'ünü geçemedim ama bu oyuna kafayı takanların çoğunun 8'in 4'ünü bitirdiğini bizzat gördüm…
Böyle birden bire nerden aklıma düştüğünü soracak olursanız, hem her daim Cem'in elinde gördüğüm PSP, beni böyle yıllar öncesine götürdü… Hem de geçenlerde Behzat Ç dizisinde kendisinden bahsedildi ve beni kopardı… ''Ya var ya bir tane salak boru döşeyen herif… Ha tesisatçı tesisatçı... Boru döşemeye çalışıyor, karı peşinde koşmaktan boru da döşeyemiyor, o işte''
Kim ne derse desin bölüm canavarlarıyla, hak mantarlarıyla, sekizin dördüleriyle güzel bir oyundu o yaw… Benim aşkım, uykusuz gecelerimin kahramanıydı o…
Dipnot 1: ''Ulan Mario, bir dönemim senin manitayı kurtarmakla geçti'' diye bir grup var facebook'ta… Yaratıcı gençler bunlar… Ama bana göre bunlara kafa yordukları kadar daha ele alınır konulara kafa yorsalardı, burdan aya metro döşemiştik…
Dipnot 2: O benim hem aşkım hem de sigara içmediği için sonuna kadar desteklediğim sempatik bıyıklımdı… Sigara içmediğini biliyorum çünkü içseydi bıyıklarının orta kısmında sarartı olurdu hem de ciğerleri köreldiği için dağı taşı bu denli delemezdi…
Dipnot 3: Bu sözüm evlenecek baylara: Parasızlıktan evlenemediğiniz, uzak kentlerdeki kız arkadaşınızı görmeye gidemediğiniz, ya da kız isteme aşamasında karakterinizden önce bordronuz sorulduğunda bu oyunu oynayın hele… Harap eder sizi oracıkta :))