Yüzyılın depremini yaşadı Japonya… Ardından yıkım dev tusunami ile geldi. Depremde yıkılmayan şehirler tusunami ile yerle bir oldu. Depremin alamadığı canları geliyorum diyen tusunami bir çırpıda alıverdi.
8,9 şiddetindeki deprem facia olarak adlandırılmadı. Dev dalgalar oluşturarak yıkan parçalayan, yok eden tusunami facia olarak nitelendirilemedi çünkü facia olarak tanımlanacak asıl tehlikenin Fukuşima nükleer santralindeki patlamanın ardından muhtemel bir erime ve sızıntı ile yaşanabileceğibilinmekteydi.Ve bu tehlike salt Japonya'yı ilgilendirmiyordu.
Dünya medyası dikkatleri santraldeki patlama ve sızıntı ihtimaline çevirmişken Türkiye medyası ne yaptı? Depremi, ardından yaşanan dev tusunamiyi ve Fukuşima nükleer santralinde yaşanan gelişmeleri geri plana iterek, İbrahim Tatlıses'in vurulma olayını ön plana çıkarttı ve onu konuşmayı tercih etti!
Her şeye, tüm hedef saptırmalara rağmen duyarlı insanların gözü kulağı Japonya'daki nükleer santralindeydi. Çünkü bilinmekteydi ki depremler ve tusunami sadece kısıtlı bir alanda kısıtlı etki yapabilirken nükleer tehlike hiç de öyle değildi. Çernobil örneğinde olduğu gibi bulunduğu yerin çok daha ötelerine ulaşan, on yıllar boyu süren ve insan dahil bütün canlıları etkileyecek bir tehlike söz konusuydu.
Bu yüzden duyarlı insanlar tüm dünya ile birlikte Fukuşima'dan gelecek olumlu veya olumsuz haberlere kilitlenmiş durumdalar ve her fırsatta nükleer tehlikeyi anlatmaya, seslerini her platformda duyurmaya çabalıyorlar.
'Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim' sözünü üreten atalar günümüzde yaşamış olsalardı sanırım 'bana siyasinizi söyleyin size toplum kalitenizi söyleyeyim' derlerdi. Toplum ne ise siyasiler de o! İlginçtir Başbakanla Ana Muhalefet lideri nükleer konusunda aynı düşünceyi paylaşıyorlar. Kılıçdaroğlu sadece hükümetin konu ile ilgili 'dayatmacı tavrını' eleştirmekle yetiniyor.
Dünyanın birçok ülkesinde insanlar nükleer santrallerin yaşamı tehdit ettiğini anlatmak, konuya dikkat çekmek için sokaklardalar. Başta ABD olmak üzere birçok ülkede nükleer karşıtı eylemler düzenleniyor.
Başbakanın Mersin Akkuyu'da kurulacak nükleer yakıt fabrikasyonları tesisleriyle ilgili tavrı çevrecilerin tepkilerini çekti. Hükümeti ve Enerji Bakanı Taner Yıldız'ı hedef tahtasına koyan çevreciler 'Nükleer enerji öylesine tehlikeli bir seçenek ki güvenlik sorunu bir türlü çözülemiyor. Dünyada birçok nükleer santral bu nedenle kapatılırken AKP hükümeti ise deprem kuşağında yer alan Akkuyu'ya nükleer santral yapmakta ısrar ediyor' diyerek, ateş püskürüyorlar.
Japonya'daki nükleer sızıntı ihtimalinin yaşanan deprem ve tusunami sonrası gündeme gelmesi üzerine ise 'Akkuyu, Ecemiş Fay Hattı'nın yaklaşık 30 kilometre yakınında bulunuyor. Ecemiş fay hattı, tıpkı Marmara bölgesi gibi 1. deprem kuşağında yer alıyor. Eğer nükleer santral kurulursa ve bir gün mutlaka gerçekleşecek olan deprem felaketi yaşanırsa Akkuyu ve çevresinde tıpkı Japonya'daki gibi bir felaketin yaşanması kaçınılmaz' diyorlar.
Nükleer santrallerin tek sorunu doğal afetler karşısında yaratacağı tehdit değil elbette. Radyasyon sızıntısının başka nedenlerle gerçekleşme ihtimali de var. Bu yüzden nükleer enerji karşıtları, hem pahalı hem tehlikeli hem de ölümcül olan bu seçeneğin Türkiye'de ve tüm dünyada rafa kaldırılmasını istiyorlar.
'Nükleer santral yapmak yerine rüzgar, güneş gibi yenilenebilir temiz enerji kaynaklarına yatırım yapılmalı. Temiz enerji kaynakları, hiçbir tehlike yaratmadan, kimseyi öldürmeden, küresel ısınmayı tetiklemeden, faturaları yükseltmeden enerji ihtiyacını çözebilir' diyerek, sadece karşı çıkmakla yetinmeyip, alternatif de sunuyorlar.
Türkiye'de de boş durmuyor nükleer karşıtı hareket. Nükleer santrallere karşı 'Başka bir enerji mümkün' sloganıyla 6 yıldır aralıksız kampanya sürdüren Küresel Eylem Grubu'nun Çernobil felaketinin yıldönümü olan 26 Nisan'da Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa'da kitlesel eylemlere hazırlandıkları yönünde bilgiler var.
Dün Çernobil'de ki nükleer santral dünyanın başına bela olarak yaşamı etkilemişti, bugün Fukuşima… Japonya'dan yola çıkan nükleer bulutlar önce ABD'ye ulaşarak yaşamı tehdit etti, ardından binlerce kilometre mesafedeki İzlanda'ya… Bölgede sert rüzgarlar oluşması durumunda nükleer bulutların Fransa sahillerine ulaşması ve tüm Avrupa'yı tehdit edebileceği tartışılıyor.
Bu doğrultuda çevrecilerin 'nükleer santral yapma kararı halka sorulmalı' çağrılarına mutlaka kulak verilmeli.