Ne yapmalı?

Abone Ol
Arada bir dönüp kendimize soruyor muyuz dünya nereye gidiyor acaba?
Her şey o kadar çığırından çıkmış görünüyor ki; insanın kendini ıssız bir adaya hapsedip kalabalıklardan, gürültü ve kavgalardan elini ayağını çekip inzivaya çekilesi geliyor. Belki de bu sayede cenneti bulabiliriz…
Kutsal kitaplar bile cenneti insansız tarif ediyorlar. Tanrı cennette huriler, taze meyva ve yemişler vaad ediyor. İkinci bir insanı bulmak için cehenneme gitmeniz gerekiyor. Orası insan kaynıyor. Demek ki şeytan haklı; bütün kötülüklerin başı insan! Dolayısıyla cennette insan, bu dünyada ise insana cennet yasak… Hepimiz biraz günahkarız. Cennete gitmek kolay olmayacak. Yaşarken dünyayı cennete çevirsek? Galiba bu cennete gitmekten daha zor!
Peki ne yapmalı?
Televizyonlarda haber ve tartışma programları, gazetelerin köşe yazarları. Meclis kürsüsünde politikacılar, devletin en üst düzeyde temsilcileri. Ne tarafa baksanız ilkokul düzeyinde ve artık komik bile sayılamayacak basitlikte münazaralar. Karşılıklı hakarete varan ilkellikteki kavga ve çekişmeler. Paçalardan akan iki yüzlülük, korkaklığın pençesinde kıvranan ama kendini gizleyemeyen yalakalık…
Entellektüelizm diplere vuruyor. Sadece Türkiye'de değil. Dünyanın genelinde böyle. 21.yüzyıl özellikle iletişim teknolojisinde devrim yaratan buluşlara damgasını vururken maalesef büyük düşünür, yazar ve filozoflar bağlamında 19.yüzyılın bile gerisinde kalıyor. Teknolojik bağımlılık duyguları da robotlaştırıyor. Hümanizm ve romantizm gibi insanın manevi doğasını en çok besleyen duygular törpülenip, köreliyor. Duygular köreldikçe insanoğlu çevresinde olan bitenlere daha da duyarsızlaşıyor. Bir kısır döngünün içinde insanı insan yapan erdemler yitip gidiyor.
Her gün yontulan bir ağacın dal kadar ince kalan gövdesiyle rüzgar karşısında savrulması misali. Manevi duygularından her geçen gün biraz daha uzaklaşan insanoğlu sorunlarla karşılaştığında çözüm üretmekten aciz ve bu yüzden savunmasız. Böylece doğasından uzaklaşıp tamamen kendine yabancılaşıyor. Geriye konuşmak yerine kavga etmeyi, düşünmek yerine birbirini taklit etmeyi ve kopyalamayı tercih eden; teknolojik bakımdan konforlu ve kolaycı ama mutsuz insan kalabalıkları kalıyor…
Peki ne yapmalı?
Dünya ve insanlık tarihinin en büyük buluşu 'yazının icadı' olsa gerek.
Uygarlıkları yükselten bilginin, birbirinden uzak toplumlar arasında paylaşılmasında ve yayılmasında, en büyük katkıyı yazılı belge, doküman ve kitaplar sağlamıştır. Tanrı'nın mesajları kutsal kitaplarda bir kıtadan diğerine bu sayede ulaştırabilmiştir. Ruh dünyamızı aydınlatan müziğin güfteleri, şiirlerin yazıya dökülmesiyle hayat bulmuş, her türlü farklı zevk ve fikirden beslenen görüşler yazı aracılığıyla et ve kemiğe bürünerek zihinlerimizi olgunlaştırmıştır.
Bugünün internet teknolojisinde düşünce ve duyguların paylaşılması, yayılması inanılmayacak kadar kolaylaştı. Her türden makale, kitap, metin, gazete ve belgeler bir tuş ötemizde. Uzak diyarlarda görmediğimiz, tanışmadığımız ama bizimle aynı özlem ve tutkulara sahip nice insanlar parmaklarımızın klavye erişimi kadar yakın…
Buna rağmen daha az kitap okunuyor, daha az fikir üretiliyor. Yazı yerini adete bilgisayardaki savaş oyunları ile televizyonlardaki boş görüntülere bırakmış. Seyretmek hoşumuza gidiyor. Çünkü seyrederken beyni çalıştırmak gerekmiyor. Kendinizi düşünmek için zorlamıyorsunuz. Sadece izliyorsunuz. İzlemeye alışan beyinler yaşadıkları coğrafya ve toplumun sorunlarını da sessizce izlemeyi öğreniyorlar. Önlerindeki ekrandan akıp giden kurgulanmış bir filimin sahneleri gibi. Savaşlar, ölümler, acılar, katliam, terör sadece video oyunları ve televizyon dizileri kadar sahici… Masum insanlar, çocuklar, hasta ve aciz yaşlılar bekliyor. Bir kurtarıcı gelsin, bir mucize olsun diye.
Peki ne yapmalı?
Bence insanlığın en büyük buluşu yazıyı yeniden keşfetmeliyiz. Okuma yazma bilenlerimiz bilmeyenlere alfabeyi öğretmeli. Okullarda hikaye ve şiir yazma müsabakaları teşvik edilmeli. Sayı saymasını bilmeyene rakamlar gösterilmeli. Bilgisayar teknolojisi eğitim sisteminin bir parçası haline getirilmeli. Öğrencilere yardım kampanyaları düzenlemeli. Yayımcılık kolaylaştırılmalı.
Bugünden itibaren, iki de bir birbirimize çaresizce dönüp 'ne yapmalı' diye sormak istemiyorsak yakınımızdaki büyük küçük herkese şu gerçeği fısıldamalıyız; okumak ve yazmak bilgisayar oyunları ve televizyon dizileri kadar sevdirilmedikçe 'cenneti bulmak için ne yapmalı' sorusunu daha çok soracağız. Cennetin şifresini çözmek için önce alfabeyi ve rakamları bilmeliyiz!