Bu topraklarda ‘Fasıl’, Osmanlı sarayından halk meclislerine, Enderun’dan meyhanelere kadar geniş bir yelpazede icra edilmiştir. Makamların zenginliğini, bestelerin derinliğini ve şiir-müzik bütünlüğünü en iyi yansıtan formdur denebilir. Klasik eserler (Itri, Dede Efendi, Hacı Arif Bey gibi bestekârların yapıtları) bu yapı içinde korunmuş ve nesilden nesle aktarılmıştır. Gerçek kültür müziği olarak kabul edilir; büyük, sanatlı ve ciddi formları barındırır.
Fasıl, sadece dinlenen bir müzik değil, paylaşılan bir deneyimdir aslında ve en güzel yanı da budur bence... Beraber söyleme, efkârlanma, eğlenme, neşelenme gibi duygusal katmanlar taşır. Musikinin sosyolojik açıdan birleştirici gücünü en iyi şekilde temsil eder; çünkü farklı kesimleri ortak bir kültürel zeminde buluşturur.
Kendi içinde ritüeli, adabı ve birtakım kuralları vardır. Rastgele bir şarkıyı söylemek değil,makamın duygusal akışına göre ilerleyen bir “müzik şöleni” yaratmaktır aslolan. Bu disiplin, Türk SanatMüziği’nin meşk (aktarım) geleneğini ve estetik derinliğini korur. Salt eğlence olmanın ötesinde, bir duygu ve kültür unsuru olarak da görülür.
Fasıl, Türk Sanat Müziği’nin hem yapısal omurgası hem de sosyal ruhudur, diyebiliriz. ‘Makam Müziği’mizin zenginliğini, duygusal derinliğini ve birleştirici gücünü en iyi şekilde yansıtır. Günümüzde bu geleneğin korunması, kültürel mirasımızın devamı açısından önemlidir ve değerlidir.
Bu kısa Fasıl girizgâhını yapma sebebine gelince… Geçtiğimizhafta,EÜ Devlet Türk MüziğiKonservatuvarı Müdür Yardımcısı ŞefDr. Ufuk Demirbaşyönetimindeki, Ege Kültür Derneği Türk Sanat Müziği Korosu’nun konserini izleme şansım oldu. Açılışı Fasıl ile yaptılar. Hem kulaklarımızın pasınısildiler, hem de ruhumuzun ağırlığını hafiflettiler.
Gecenin sunuculuğunu da üstlenenkorist arkadaşımİlknur Can’ın,açılıştaki sözlerini paylaşmak isterim sizinle:
“Bu akşam sizi bir fasla davet ediyoruz. Fasıl… Sadece şarkıların peş peşe söylenmesi değil… Aynı duygunun içinde birlikte kalabilmek demek. Bir şarkı biter, diğeri başlar… Ama aslında hiç bitmez o akış. Tıpkı bir sohbet gibi… Tıpkı bir hatıranın içinden diğerine geçer gibi… Biz bu akşam size, sadece bir repertuvar sunmuyoruz… Birlikte yaşadığımız yolculuğu paylaşıyoruz. Çünkü biz bu şarkıları çalışırken birlikte güldük, eğlendik… Yeri geldi çayı demleyip koyu bir muhabbete daldık.Bazen yorulduk, bazen üzüldük, ama bir arada olmanın keyfinihep çıkardık. Perdenin arkası, inanın sahnekadar güzeldi. Dostluk vardı, emek vardı, paylaşmak vardı. İşte bu yüzden bu akşam burada, sadece şarkılar değil, o anlar da bizimle birliktesahnede…. Kimi zaman bir muhabbetin içine düşeceğiz… Kimi zaman bir güzelliğe, belki geçmişteki bir hatıraya dokunacağız… Kimi zaman da fark etmeden içimiz hafifleyecek… Ve belki gecenin sonunda hep birlikte şunu diyeceğiz:“Nasıl geçti habersiz…?”Çünkü fasıl, birlikte olmanın en güzel hâlidir”.
Daha sonra korodan ve solistlerden de şarkılar dinledik. Fasıldan sonra koro ve solistler bölümünün gelmesi, modern konser formatlarında sıkça tercih edilen, programı zenginleştiren ve çeşitlilik katan bir uygulama. Bu geçiş, klasik fasıl geleneğini korurken, toplu icra ile bireysel yeteneği de dengeli bir şekilde sunar dinleyenlere… Türk Sanat Müziği konserlerini daha dinamik ve erişilebilir de kılar.Özellikle eğitim kurumları, dernekler ve devlet koroları için ideal bir formattır; böylelikle geleneğin yanına yenilikçi bir soluk da getirilmiş olur. Bu da biz dinleyiciler açısından“tam bir müzik şöleni” demektir. Önce kolektif bir yolculuk (Fasıl), sonra güçlendirilmiş topluluk (Koro) ve bireysel ustalık gösterileri (Solistler)…
O akşam, müziğin hem toplumsal hem de sanatsal boyutunu bizlerle paylaşan ve bizlere güzel bir akşam yaşatan Ege Kültür Derneği Türk Sanat Müziği korosuna ve saz heyetine, değerli şef Dr. Ufuk Demirbaş’ın şahsında teşekkür ederim. Hazırlanan repertuvarın da çok başarılı olduğunu söylemeliyim.
Emeği geçen herkesi tebrik ederim.
Yazımı da George Bernard Shaw’un sözleriyle bitirmek isterim: “Sanat vâr olmasaydı, gerçeğin kabalığı dünyayı katlanılmaz kılardı.”