Siyasi partilerin Referandum harcamalarını öngörmek oldukça zor. Ancak, genel seçimde gerçekleştirdikleri harcamaların yarısını yapsalar elde var bir. Ayrıca, 10 ay içinde bir genel seçim var ki bu da elde var iki.
İki seçimvari yarışta, siyasi partiler ekonomiye parasal net nakit akışları gerçekleştirecek. Bu nakit akışları ekonomiye dolaysız ve anında yansıyan mal ve hizmet alımları olarak değerlendirildiğinde hem stoklara hem de tasarruf-yatırımlara neredeyse kayıpsız birebir bir yansıyabilir. Diğer bir deyişle, yılın ikinci yarsı itibari ile iç talebin yavaşladığı ve üretimin durulduğu bir dönemde piyasaya giren dolaysız net nakit akışları ekonomiye bir canlanma sağlayabilir.
Dışarıda ise hala işler iyi gitmiyor. IMF sözcüsü gülücüklerle pembe tablolar çizerken kriz kahini İstanbullu Roubini, ikinci dip alarmı üzerinde ısrarla duruyor. 2 seneden beri verilen trilyonlarca Dolarlık teşviklerin sona erdiğini belirtirken bu teşvikler için gelişmiş ülkelerin büyük bir borç ve bütçe açığı batağına saplandığına işaret ediyor. İşsizlik, ekonomik durgunluk, güvensizlik eş anlı olarak bütün gelişmiş ekonomileri tehdit ediyor. 2008 yılında sıra ile krize giren gelişmiş ekonomilerin aynı anda kriz girme tehlikesine karşı uyarılar ardı ardına gelmeye başladı.
Dışarısı fırtına işaretleri verirken ihracata-ithalata bağımlı hale gelmiş Türkiye ekonomisi’’ni sadece seçim harcamaları kurtarabilecek mi?İkinci dip gerçekleşirse kurtarmayacağı kesin ama belki yumuşak bir iniş sağlayabilir.
Küresel ekonomide ikinci dip ya gerçekleşmez ve uzun vadeli bir durgunluk yaşanırsa bu seçim harcamaları ne işe yarayacak?İkinci dip olasılığı ile kıyaslandığında bu seçim harcamaları uzun vadeli durgunlukta işe yarayabilir ama ekonomi yönetimi, bu olası durgunluğu doğru bir şekilde yönetebilirse’…
Bu olasılığın ekonomi formülü var ve doğru bir yönetimle de ekonomimize uygulanabilinir. Ancak, 2008 krizi sonrası Türkiye ekonomisi’’nin deneyimleri incelendiğinde ekonomi yönetiminin krizi doğru bir şekilde yönetemediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle de ekonomimize olan güven uzun süreli kaybolmuş ve hala piyasalarda ve toplumda güven sağlanamamıştır.
2 senelik deneyimlerimiz gösteriyor ki krizi en iyi şekilde yönetmek için en başta, ekonomide güveni sağlamak gerekiyor. Ulusal verilere göre ekonomimizde güven hala yerine oturtulamamış. Ekonomimizde ciddi bir şekilde kaybolan güveni yerine getirmek de temiz bir sayfa açmak ile mümkün görünüyor. Ama, tarihsel deneyimlere baktığımızda bir temiz sayfa açarken vergi kaçakçılarını affetmek ya da vergi borçlarını silmek yoluyla piyasanın ve toplumun güvenini tekrar arttırmak pek mümkün görünmüyor. Dürüst bir şekilde zamanı zamanına vergi ödeyenlerin ekonomiye olan güveni bozuluyor. Bütçe açığı ve devlet kurumlarının görev zararları daha da büyüyor. Kriz daha da büyüyor ama bu sefer, asıl yük kitlelere biniyor. Tarihten ders alalım. Kısa yolu tercih edelim derken doğrudan şaşmayalım.