Bilmem farkında mısınız? Her fırsatta medyayı eleştiren ana muhalefet lideri sanki bugün ki iktidarın tek sorumlusu medyaymış gibi davranıyor. 'Yağmur yağsa sorumlusu CHP' diyerek medyaya atıfta bulunan Kılıçdaroğlu kolaycılığa kaçıp mazeret üretiyor. Evet, söylediklerinde haksız değil belki ama kendi üzerine düşeni de tam manasıyla yaptığı söylenemez. Zira geçmişten bu yana alışık olduğumuz o hararetli siyasi atışmalardan artık eser bile kalmadı. Ne ana haber bültenlerinde ne de gazete manşetlerinde bu türden haberlere maalesef rastlayamıyoruz. Şahsen ben mevcut iktidarın Cumhuriyet tarihinde hiç görülmediği kadar zayıf bir muhalefetle karşı karşıya olduğunu düşünüyorum. İktidarın bu yüzden üzgün olduğunu da sanmıyorum. Tam aksine keyiflidirler. Zira zayıf muhalefet güçlü bir iktidar demektir.
Atatürk ile ilgili tarihin yeniden yazılması yönündeki çabaları üzülerek izliyorum. Örneğin Bursa Nutku'nun Atatürk'e ait olmadığı yönündeki tartışmalar yeniden yoğunluk kazandı. Hatta Gençliğe Hitabe'yi O'nun kaleme almadığı iddiaları bile var. Bütün bunlar konuşulup, tartışılırken Atatürk'ün kurduğu CHP acaba bu tartışmaların neresinde? Peki ya, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına yönelik iptaller için kıyametin koparılması gerekmez miydi? Uzun yıllar terörle mücadele eden paşalarımız, subaylarımız içerdeyken ve hepsi birbirinden temiz gazetecilerimiz gün bile sayamazken Zahid Akman'ın tahliyesine bu kadar sessiz mi kalınmalıydı? Kim ne derse desin; Kemal bey hazırdan yiyor. Bir zamanlar Ak Parti'yi yoran, zora sokan, belini büken o dişli CHP gitti, yerine Ak Parti'nin önünü açan Yeni CHP geldi. Ve bu yüzden her şeyi değil belki ama çok şey kaybedebiliriz.
Ak Parti fiyatlarda güncelleme yaparken meydanlarda olması lazım gelen CHP, genel merkezde üye kayıtlarını güncelliyor. İktidar almış başını yürümüş; birileri hala parti içi iktidar hesabı yapıyor. Kurultay erteleyip, üye güncellemesi ayağıyla budama işine girişenler belki bugün başarılı olurlar ama inanın kalıcı olamazlar. 'Anayasa'dan önce siyasette zihniyet değişmeli' diyen Kılıçdaroğlu aynı şekilde kendisi de tüzükten önce kafayı değiştirmelidir. Kendisini genel başkanlığa taşıyan çarşaf liste, ön seçim gibi sihirli kelimelerin arkasına sığınarak değil onları hayata geçirerek varlık bulmalıdır. İyi bir ana muhalefet lideri atanamayan öğretmenler için korkusuzca konuşan Rutkay Aziz ve Cem Davran ya da 'Yas yok AKP düğünde' manşeti atarak iktidara adeta meydan okuyan Emin Çölaşan gibi olmalı, olabilmelidir. Muhalefet Levent Kırca'ya, İlyas Salman'a, Müjdat Gezen'e, Uğur Dündar'a ve Yılmaz Özdil'e bırakılmamalıdır. En önemlisi de sabah söylediğiniz akşam inkar edilmemelidir.
Ama elinizden gelmiyorsa o zaman başka… Kaybetmek başarısızlık kabullenmek ise erdemdir. Her daim eleştirilen parti içi muhalefetten kurtulmanın tek yolu parti içi iktidar olma hesabından vazgeçip demokrasiye sözde değil özde sahip çıkmaktan geçer. Şimdi karar sizin! Kötü bir muhalefet sergileyip rezil olmak da elinizde iyi bir muhalefet sergileyip kral olmak da…
Not : Sayın Kılıçdaroğlu genel başkanlık için adının geçtiği günlerde cümbür cemaat bütün gazetelerin desteğini arkasına almıştı. O günün medyası ile bugünün medyası arasında gerek çizgi gerekse sahiplik bakımından değişen çok bir şey olmadığını kendisi de çok iyi biliyor. O halde sizce değişen ne?