Modernitenin öfkesi

Abone Ol

Ana muhalefet partisi CHP, 31 Mart seçimlerini kazandıktan sonra, net olarak iktidar hedefi koyunca, olanlar oldu. Ne Türkiye’de ne de dünya siyasal hayatında görülmemiş bir yoğunlukta siyasi operasyonlar devreye sokuldu.

Belediyeleri silkelemekle başlayan bu hamleler, soruşturmalar, tutuklamalar ve görevden almalar ile devam etti. Buna rağmen seçmen kitlesinde iktidar karşıtı rüzgar dinmeyince, Saray, bir süredir elinde koz olarak tuttuğu Mutlak Butlan uygulamasını devreye sokarak, ana muhalefeti felç etmek istedi.

Bu hamle, yani Kılıçdaroğlu’nu “kayyum” olarak CHP’nin başına getirme işlemi, önceki belediye operasyonlarından daha etkili bir hamleydi. Çünkü bu şartlarda CHP’nin iktidar alternatifi olma şansı yoktu.

Kayyum atamasından sonra yaşananlar gösteriyor ki, CHP’nin bu süreci hasarsız atlatması, neredeyse imkansız. Kılıçdaroğlu ve ekibi, hukuki olmasa da fiilen kullandıkları yetkiler ile CHP’nin bütünlük içinde devam etmesini imkansızlaştırıyorlar. Ayrıca Erdoğan ve Akın Gürlek yerine, CHP’yi yolsuzluklarla suçlama işini onlar üstlenmiş durumda. Kesinleşmiş mahkeme kararları olmadığı halde, iktidar medyası aracılığıyla sürdürdükleri bu kampanya, CHP seçmeni içinde de ayrışmaya yol açıyor kaçınılmaz olarak.

Kılıçdaroğlu, devlet şiddeti ile koltuğa oturduğundan beri, seçmenin bir bölümünde en dikkat çekici görüntü, öfke patlaması. Meydanda, sokakta, pazarda, çarşıda ve sosyal medyada Kılıçdaroğlu ve işbirliği halinde olduğu Gürsel Tekin gibi siyasetçilere karşı büyük bit öfke meydana geldi.

Sendikalar, Meslek Odaları, sanatçılar, aydınlar ve sivil toplum kuruluşlarının da tavrı aynı yönde.

AKP ve MHP seçmeni dışındaki, neredeyse tüm muhalif seçmende gözlemleniyor bu öfke. Bu kitle, yapılanların yolsuzluklarla alakalı olduğuna ikna olmuş değil. Çünkü iktidar bloğunun da boynuna kadar bu yolsuzluklar içinde olduğu kanaati kamuoyunda yaygın bir kanaat.

Kılıçdaroğlu ve ekibine karşı sokakta biriken öfke, sadece parti içi bir problem gibi sunulmaya çalışılan sorun ile ilgili değil. Bu kitle, neredeyse 10-15 yıldır, Erdoğan rejiminde kurtulma umudunu hep Kılıçdaroğlu ile kaybetmiş bir kitle.

Ekmelleddin’e de istemeyerek oy veren, Altılı Masanın bazı siyasetçilerini de zoraki Meclise gönderen bu kitle, tam umutlandıkları bir anda, Kılıçdaroğlu’nun adeta görevli olarak devreye girmesi ile bu umudun sakatlanmasından çok rahatsız.

Erdoğan rejimi, ekonomik politikalar bakımından çok derin bir kriz içinde, yoksulluğun derinleşmesi ile ciddi seçmen kaybına uğrarken, uzun zaman sonra ilk kez, Özel, İmamoğlu ve Yavaş üzerinden yeşeren iktidar değişikliği umudunu, yine Kılıçdaroğlu’nun sonlandırma çabası, kitlesel öfkenin temel nedeni.

Bu kitle önemli ölçüde modernist bir kitle. Zaman zaman endişeli modernler olarak da tanımlanmışlardı, İslamcı siyaset ve rejim endişesi ile hem Cumhuriyet Mitinglerinde hem de Gezi Eylemlerinde kendini göstermiş bir kesim.

Moderniteyi, Cumhuriyet ve laiklik ile özdeşleştiren seçmen ya da yurttaş kitlesi için, Erdoğan rejiminin devamı demek, Anadolu Liseleri yerine İmam Hatiplerin artması demek. Yine özerk sivil toplum yerine dinsel cemaatlerin devlet olanakları ile beslenmesi, Anadolu’nun her köşesinde devletin sağladığı olanaklar ile siyasal İslamın örgütlenmesi demek.

Bu rejimin devamı, tarikat yurtlarında veya kurslarında çocukların tecavüze uğraması ve kadın cinayetlerinin artması demek.

Modernist öfkenin Kılıçdaroğlu’na bu denli sert bir şekilde yönelmesinde, Erdoğan rejimine can suyu verdiği algısı etkili oluyor. Bu öfkeyi dindirmek bir yana azaltma şansı yok Kılıçdaroğlu’nun. Çünkü adeta bu iş için görevlendirilmişçesine CHP’nin iktidar olma şansını ortadan kaldıracak hamlelerini sürdürecektir.

Aksi halde o koltukta oturma şansı yok. Parlamento desteği yok, Delege desteği yok, Üye desteği yok, sokak desteği hiç yok. Hangi mahkeme kararı ile olursa olsun, oturduğu koltuğun demokratik meşruiyeti yok.

Kılıçdaroğlu ve ekibinin, bir süre sonra bu öfke diner ve CHP her hâlükârda yüzde 25 oy alır, beklentisi, seçmen kitlelerinin bu öfkesini iyi analiz etmemelerinden kaynaklanıyor. Muhalif seçmenin büyük çoğunluğu bu meseleyi ne yolsuzluk ne de parti içi mesele olarak algılıyor. Kitlelerdeki öfke, bunun bir Saray oyunu olduğu algısına dayanıyor.

Bunu bildiği halde, sokağın öfkesini gördüğü halde, orada oturmakta ısrar edecek ve Erdoğan rejimini korumaya yönelik paratoner işlevi görecektir. Görünen o ki, kendisi, siyasi hayatı için böyle bir final tercih etmiş durumda.