Mizahtan korktum (!)

Abone Ol
Emekli olduktan sora mahallede küçük bir bakkal dükkanı açan dedeme gelip, ’“Elimde sadece bu kitap var. Karşılığında bana, peynir, ekmek, helva verir misin?’” diyen adam olmasaydı karikatür ve mizahla tanışmam ne kadar sürerdi bilmiyorum.’¶ O gün karnını doyurmak için çare düşünen adamın elinde sadece 35 yıl öncesine ait bir mizah dergisi cildi vardı.

Dedem, üzerinde ’“Akbaba 1945-1946’” yazan bu yeşil ciltli kitabı eve getirdiğinde, şimdinin A4 ebatlarında 900 sayfalık bu kitabı ’–taşıyamayacağım kadar ağır olmasına rağmen- kucağımdan indirmedim. 1977’’ye kadar kısa aralıklarla tam 55 yıl boyunca yayınlanan haftalık siyasi mizah mecmuası Akbaba, tam sayfa resim gibi karikatürleriyle, eleştiri yazılarıyla beni küçük yaşımda ülke ve dünya siyasetiyle tanıştırdı. Hitler’’i, Churcill’’i, Franko’’yu, karaborsa yıllarını, çok partili hayata geçiş sancılarını Akbaba’’dan öğrendim. Her Perşembe 12 sayfa çıkan bu dergiyi birileri üşenmeden biriktirip 2 yıllık sayılarını ciltlettirmiş. İyi de yapmış, şu anda kütüphanemin en değerli eserleri arasında.
O günlerden beri her hafta mizah dergisi alırım. Yeni çıkanları takip eder, desteklerim. Arşivime göz gezdirdiğimde nerden nereye geldik ya da gelemedik görürüm. Gırgır’’la başlayan, Limon (daha sonra Leman oldu), Pişmiş Kelle, Hıbır, şimdilerde Penguen ve Uykusuz’’la devam eden mizah dergisi okuma alışkanlığım hala sürüyor ve sürecek.
Ama dün karşılaştığım yeni bir dergi beni Türk mizahının gidişatı hakkında bir hayli endişelendirdi. Olay şöyle gelişti. Yer:Şirinyer Forbes Caddesi ve olay mahalli yine bir bakkal dükkanı’… Efendiden aile üyelerinin çalıştırdığı bu biraz iri bakkal dükkanından alışveriş yaparken gözüm gazete standına kaydı. Adına bile bakmadan ama ebatlarından yeni olduğunu tahmin ettiğim bir mizah dergisi görüp hemen sepete attım. Alışkanlıktan yaptım. Eve gelip aldıklarımı yerleştirdikten sonra adı ’“Caf caf’” olan dergiyi okumaya başladım.
Aylık olması ilginç geldi. Daha ilk sayfalarda oruç, ramazan, iftar çadırı esprileri, kadın çizerlerden türbanlı kız kahramanları, yoğun CHP eleştirisi, Ahmet Hakan hicivleri, yazılarda hadislerden parçalar’… Her türlü ayrımcılığa karşı olduğum için o kesim bu kesim lafını kullanmayı dahi sevmem. Ama elimdeki dergi kendisini düpedüz ayırmış, ’“islami kesimin’” dergisiyiz diye her satırda bas bas bağırıyor. Gazete bayilerinde çok yaygın bulunmadığı için 27. sayısında yakalamışım dergiyi. Eski sayıları merak ederek internet sitesine girdim.
Genel Yayın Yönetmeni İmam Hatip’’li Edebiyat Öğretmeni Asım Gültekin’’in dergiye destek isteyen yazılarından biri dikkatimi çekti. ’“Caf caf, şimdilerde, Genç Dergisi’’nin nezaretinden ayrılıp, bağımsızlığını ilan etme yolunda. Ekim’’de, Allah’’ın da izniyle, yeni ve bağımsız bir dergi olarak bayilerinizde olacak. Olacak olmasına da, sizin, yani hepimizin desteğine ihtiyacı var. ’“Her işin başı para!’” mevzuu yüzünden Cafcaf’’ın önüne ket koyulmuş durumda. Şu halde ne yapabiliriz?Tabi ki her zaman yaptığımız şeyi’… Saf tutacağız! Omuzlarımızın birbirine değdiğinden, sıramızı bir ip gibi gerdirdiğimizden emin olarak. Aşağıda size aktaracağım linke tıklayarak, çok kısa süre içerisinde, bulabileceğimiz kadar abone bulmamız gerekli.’”
Bu çağrı zaman zaman, ’“Onların dergileri vardı, şimdi bizim de var, abone olun destek verin’” şeklinde Milli Gazete, Yeni Şafak ve Zaman gazetesi yazarlarınca da dile getirilmiş. Sitede Caf Caf temsilcisi ne yapar diye bir bölüm var akıllara zarar. Derginin apartmalardan üniversitelere, sanal ortama kadar nasıl yaygınlaştırılması gerektiğini anlatıyor sanki dergi değil derin devlet oluşumu. (!)
Okur yorumları deseniz, ’“Onlar sayın başbakanı tavşan gibi çizerken iyi, biz de artık Deniz Baykal’’ı maymun olarak çizebileceğiz. Ok yaydan çıkmıştır, gazanız mübarek ola...’” tarzında. Amaç mizah yapmak değil anlayacağınız, insanları dinden, imandan soğutan ekip başka amaçlarla işbaşında (!)
Bakın beyler bayanlar; mizah, hiçbir şart altında "iktidar" olamayacak bir şeydir. Çünkü mizah bir düzen ya da düzenlemeyi mesele almaz, pozitif vaadi yoktur yani politik işlevi yoktur. Karikatürlerde gizlenen ya da dile getirilen mesajlar, halkın zihninde bir yerlerde bir şekilde var olan şeylerdir. Mizah her zaman muhaliftir çünkü marjinaldir. Acayipliği resmetmek ya da olağanı acayip biçimde resmetmek iddiası taşır. Farkı cesaretinde ve kalıpsızlığındadır. Ana muhalefet partisi değildir. Ülkemizdeki en iyi muhalefetin mizah dergileri tarafından yapılması da zaten başlı başına yeterince mizahi bir durumdur.
Oysa yakından bakıldığında, bugün yayınlanan haftalık mizah dergilerinin hemen hepsi o hafta gazetelerde, haber bültenlerinde konu olan olayları hicveder, mizahi dille eleştirir. Ama ben bugüne kadar bir defa bile mizah dergilerinin etkisiyle harekete geçen, bir şeyleri değiştirmek isteyen, kötü gidişatın karşısına dikilen bir grup görmedim. Mizahın yalnızca küfürlere gülen kişiler tarafından küfretme sanatı haline getirilmesine de hakaret içermesine de karşıyım.
Ama güldürmek için yapılmış, yazılmış "görünen" kimi şeylere, mizahın kanatları altında meşruluk kazandırma çalışmalarına da katlanamıyorum. Endişeleniyorum, ayrımcılığa alet edilen mizahtan korkuyorum. İktidar yanlısı olmadığını söyleyen ancak ’“muhalefete muhalefet eden’” bu derginin çizgisi, iki tarafın öngöremediği başka yöntemler sunmuyor. Dolayısıyla iktidarın yanında yandaş, güldürmeyen espri anlayışı olmayan amaçlı bir yayın olarak duruyor.
Mizah hepimizin ruh sağlığı için gerekli. Çünkü, mizah gözümüzü açar, farklı bakış açıları kazandırır, yüzümüzü güldürür ve mizahla üzücü duygular aynı psikolojik alanı işgal edemez. Türk mizahındaki bu ayrımcılığı kaygıyla takip edeceğim. Siz de yakından bakın diye Prof. Dr. Türkan Saylan’’ın vefat ettiği Mayıs ayındaki Caf caf karikatürünü de yazıma ekliyorum. Yazık çok yazık’…