Mizah şakanın ardına gizlenmiş ciddiyettir!

Abone Ol
Bir gün, CIA, KGB ve MİT teşkilatlarından hangisinin daha başarılı olduğunu tespit etmek için bir 'istihbarat yarışması' düzenlenmiş. Bu yarışma uyarınca, her üç teşkilatın en iyi adamlarından oluşan 10'ar kişilik bir grubu Kongo'nun balta girmemiş ormanlarına göndermişler. Ormanın girişinde görevlerini açıklamışlar: 'Ormana girip, en kısa sürede bir zürafa bulup getiren kazanır!' Önce KGB ajanları gitmiş. 15 dakika sonra bir zürafa ile çıkagelmişler. Sıra CIA ajanlarına gelmiş. Onlar da gidip 10 dakika sonra iki zürafa ile gelmişler. En son bizim MIT ajanları gitmiş Ve tam 7 dakika sonra bir fille dönmüşler. Yarışmayı düzenleyenler 'Bu ne ya?' diye sorunca fil atılmış, 'Abi valla ben zürafayım!' demiş.
Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir panelde 'Mizah, tam bir karşı çıkıştır' diyen Müjdat Gezen her zamanki gibi beni yine etkiledi. Gezen'in, 'CHP iktidar olursa ben yine aynı şeyi yapacağım' yönündeki açıklamasını haberde okuyunca kendi kendime 'İşte bu!' dedim. Sosyal Demokrasi'ye lazım olan en temel şey bu… Mizah değil canım. Yani, gerektiği anlarda ve gerektiği ölçüde kendisine bile karşı çıkış! Ve işte bizler buna şartsız koşulsuz tahammül etmeyi öğrendiğimiz vakit bugüne kadar hep bir ütopya olarak karşımıza çıkan 'Halkın İktidarı' eminim kendiliğinden kurulacaktır.
Yazımın girişinde paylaştığım fıkra her ne kadar konu ile ilgili olmasa da klasik bir Türkiye gerçeğini mizahi bir dille de olsa bizlere özetlemiş diye düşünüyorum. Kaldı ki MİT yetkililerinin ifadeye çağrılması ile başlayan hukuk sistemimizdeki son krizin yeni bir yasa değişikliği ile aşılması veya aşıldığının sanılması olayına değinecek olursak; 'Devleti, kişilere göre hukuk düzeni oluşturan, yaratan ve bu gibi tehlikeli adımlar atan milletin geleceği emin olun büyük risk altındadır.' Zira adalet devletlerin sarsılmayan temelini teşkil eder.
Gerçi onlar da lazım ama şimdilik yolu köprüyü boş verelim. Sağlık da bir yere kadar fakat 'Adalet ve Eğitim' gibi bir milleti ayakta tutan temellerle sürekli oynanmasını ben kendi adıma doğru bulmuyorum. Ve ne yalan söyleyeyim pek hayra da yormuyorum. Belki de Türkiye tarihinin en ciddi hamleleri ile karşı karşıyayız ama maalesef muhalefet buna yeterli direnci gösteremiyor Bu da beni çok yaralıyor. Ben uysal bir muhalefet istemiyorum. Tamam, adamların kafasını gözünü de yarmayın ama lafı da gediğine oturtun be birader! Biraz vahşi olun. Muhalefet etmek sadece Sn. Kılıçdaroğlu veya sadece Sn. Bahçeli'nin görevi değildir. Muhalefet yalnızca Oktay Vural, Muharrem İnce'den ibarette değildir. Baylar, bayanlar bırakın etiği, kütüğü de kendinize gelin. Başka Türkiye yok! Başka Parlamento yok! Başka milletvekilimiz yok! Siz varsınız. Zaman ülkemiz için ilke ortaya koyma zamanıdır. Ak Parti iktidarı eğer yanlış yoldaysa o zaman sizde ki bu sessizlik niye? Eğer doğru yoldaysa da acaba bizler acaba ne için telaşlanıyoruz?


Varsayalım, Sn. Kılıçdaroğlu'nun sevk ve idaresindeki CHP bugüne kadar parti içi meseleler yüzünden çok aktif olamadı. Belki de 'Kılıçdaroğlu, sırf bu yüzden hata yaptı' bile diyebilirsiniz. Ama bugünden sonra ne Deniz Baykal'ın ne de Önder Sav'ın artık CHP için hiç bir tesiri ve de müdahalesi olamaz. Olmamalıdır da… Zaten dikkat ederseniz Sn. Baykal'ın sürece ilişkin değerlendirmeleri dışında örgüte hitap eden, yön veren hiçbir olumsuz açıklaması bulunmamaktadır. Sn. Sav'ın bu yönde bir girişimi ve somut bir müdahalesi olmuşsa bile ciddi bir destek bulmasına rağmen genele oranla zayıf kalmıştır. Artık örgüt çoğunluğunun iradesi dışındaki hiçbir müdahale emin olun karşılık bulmayacaktır. Taa ki örgütte olası ve çok ciddi bir huzursuzluk baş gösterene kadar… Yani bu yüzden bugünkü tablo ne yazık ki 'Her şey bitti' anlamına gelmiyor.
Madem mizahla başladık. O halde mizahla bitirelim. Sıradaki fıkrayı CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu'na armağan ediyorum.


'Seçim sonrası yeni genel başkan önceki genel başkana gider. Tecrübesinden faydalanmak istediğini ve tavsiyelerine ihtiyacı olduğunu söyler. Bunun üzerine eski başkan üç tane mektup yazarak kendisine verir. İlk mektubu ilk sıkıştığında, ikinci mektubu vahim bir durumla karşılaştığında ve üçüncü mektubu da içinden çıkamadığı bir durumda açmasını söyler. Yeni başkan kabul eder. Doğru genel merkeze gidip makama oturur. Kısa süre sonra partide bir karışıklık olur. Başkan hemen ilk mektubu açar. İlk mektupta 'Senden öncekileri kötüle!' yazmaktadır. Aynen uygular. Başkan bir süre böyle idare etse de ikinci bir buhran dönemine girer. Derhal ikinci mektubu açar. O mektupta da 'Çevrendekileri kötüle!' yazmaktadır. Buna da harfiyen uyar. Gün gelir içinden çıkamayacağı bir sıkıntı yaşar. Başkan ne yapacağını bilemez. Koltuğuna oturur, üçüncü ve son mektubu açar. Ve işte o mektupta yazan çok enteresandır. Mektupta; 'Üç mektup da sen yaz!' notu vardır.

Evet, Sn. Kılıçdaroğlu zannederim bugüne kadar her iki mektubu da açtınız. Üçüncü mektubu biraz acele edip sizden önce açtımsa da benim kusuruma bakmayın. Tek dileğim beni ve ben gibileri utandırmanızdır.



Not :
Yazılarıma sık sık 'Adagideli, Beydağlı, Karşıyakalı' gibi rumuzlar altında ve yine yazımla uzaktan yakından alakası bulunmayan 'Partiden kaçtın gittin', 'Terk ettin' , 'Korktun' benzeri aslı astarı olmayan mesnetsiz yorumlar yazan kişiye sesleniyorum. Yüreğin varsa o yorumları gerçek isminle yaz. Bak ben açık açık yazıyorum. Partiden istifa etme sebebimi çok açık bir şekilde basın toplantısı yaparak herkesle paylaştım. Ki bu basın açıklaması hala daha kişisel web sitemin ana sayfasında yer almaktadır. Kaldı ki istifama neden olan hakaret, şantaj ve tehdit gibi olaylar ile ilgili devam eden iki ayrı ceza davasından birisi karar aşamasında olup önümüzdeki günlerde netleşmesi muhtemeldir. Bu yüzden bu davaların sonuçlanmasına müteakip Ödemiş haklı ile paylaşacağım ikinci açıklamamı görmeden bu tarz yorumlar yaparak kendini de riske atma istersen! Çünkü yazdığın yorumlar yorum olmaktan çıkıp karalama ve iftira boyutuna çoktan ulaştığı gibi haddini de aşmaya başladı. Seni son kez uyarıyorum. Beni sevmediğin belli hatta kıskanıyor da olabilirsin. Ben sevmediğim adamların bırak yazısını okumayı ondan selamımı bile esirgerim. Sana tavsiyem sende öyle yap. Aksi takdir de ya hasedinden çatlayacak ya da hakaret ve iftira nedeniyle yargılanacaksın. Bilmem anlatabildim mi?