Mısır yerken düşünmek

Abone Ol
Televizyonda Ayşe Özgün bas bas bağırıyordu, bu kez deterjan ya da piliç reklamında değil, konukları azarlarcasına konuştuğu bir stüdyoda... ’¶

Konu hormonlu gıdalardı. Konuklardan biri, fırsat bulup, ’“ama Sayın Özgün’” diyebildi, bilinç abidesi kadın yine haykırdı; ’“Neden domatesler kalın kabuklu?’”, ’“Neden dışları kıpkırmızı da içleri ham?’”, ’“Eski karpuzlar nerede?Salatalık gibi karpuz yiyoruz. Herşeye hormon katarak sağlığımızla oynuyorsunuz!’”
Uzun zamandır yediği sebzeden, meyveden tat alamadığı gibi televizyondan da giderek nefret eden ben, bu keyif kaçırıcı programa da tahammül edemedim. Hormon sarmıştı tüm yediklerimizi bunu artık hepimiz biliyorduk. Dünya kalabalıklaşmıştı, açlık en büyük tehditti. ’“Hormonlar ve genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) insanları açlıktan kurtaracak teknoloji nimetiydi.(!)’” Kimi, dünya tarım lobisinin bu yalanları uydurarak bizi zehirleyip para kazanmaya çalıştığını söylüyor, kimi de ’“Verim artışı için şart hem de sağlıklı’” diyordu.
Gerçek, hiç bu yüz yılki kadar muğlak olmuş muydu?Sanmıyorum. Zaten, sebze, meyvelerin DNA’’sını doğal olmayan yollarla değiştirebilen akıllı insan (!) gerçekliği de çoktan işlenebilir hale getirmişti. Gerçek de, Fransız düşünür Baudrillard’’ın dediği gibi, ’“sentetik hale gelmişti.’”
Türk halkı olarak uzun zaman, hormon ve GDO konusunu bir hayli düşündük, tartıştık. Pazara çıkan ev hanımları, kahvede memleketi kurtaran amcalar ’“Yesek de ölücez yemesek de’”, ’“Bize bir şey olmaz’” sonuçlarına vardı. Hatta, radyasyonlu çay höpürdetip, ’“Bakın bir şey olmadı, siz de için’” geleneğinden gelen bazı bakan ve milletvekilleri de ’“Hormonlu değil, bunların cinsi böyle’” diye cins açıklamalar yaparak yüreklere su serpti. (!)
Bu savsaklamaları bir kenara bırakırsak, önümüzde ciddi bir sürecin olduğu aşikar. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’’ın Türkiye’’ye tohum ve üretilmiş olarak ithali ile burada üretilmesinin önünü açacağı öne sürülen ’“Biyogüvenlik Yasa Tasarısı’” önümüzdeki günlerde TBMM’’nin gündemine girecek.

Bu ürünlerin ülkemize ithali ve üretimi yasak olmasına rağmen, hukuki ve kurumsal boşluklar, bilimsel ve teknik yetersizlikler nedeniyle GDO'lu tarım ürünleri maalesef yıllardır ülkemize giriyor ve hepimiz yiyoruz. Bu yüzden, Biyogüvenlik Yasası’’nın, GDO’’lu ürünlerin açık pazarı haline dönüşmemize izin vermeyecek şekilde çıkarılması gerek. Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’’dan, felaket olabilecek yasayla ilgili kaygıları giderecek çalışmalar bekliyoruz.
Size bu satırları yazarken, bana 1600 km. öteden, taa Bitlis’’in Mutki ilçesi Akıncı Köyü’’nden gönderilen mısırları yiyorum. ’“32 yıldır gerçek mısır yememişim, ne kadar lezzetli’” diyorum. Akıncı’’daki gibi, hormon, GDO görmemiş, adını bile duymamış çiftçilerimizin korunmasını, mısırın para etmesini, onların bol bol bu güzel mısırlardan yetiştirmesini diliyorum. Mısır yerken ’“Acaba GDO’’lumu, kanser olur muyum’” diye düşünmek değil, bize bu ürünleri kakalamaya çalışan devletlerin kapımızda doğal mısır almak için kuyruğa girdiğini hayal etmek istiyorum.