Mevcut sendikal anlayışın 1 Mayıs’’ı Taksim’’de kutlamasına sevinemiyorum

Abone Ol
Geçtiğimiz yıllarda 1 Mayıs’’ı Taksimde kutlamaya kalkışanları öldüresiye coplatan, bu yılda Tekel işçilerine Ankara’’yı dar eden AKPARTİ iktidarı, bu kez kutlamaların Taksim’’de yapılmasına izin vererek olası referandum öncesi Demokratlık(!) gösterisine girişmiştir.’¶
Hakkını teslim etmek gerekir ki Türk İşçi hareketi Bülent Ecevit’’in Çalışma Bakanı olduğu 1963 yılından başlayarak 1980 yılına kadar altın çağını yaşamıştır. Bu dönem aynı zamanda gerçek sendika liderlerinin de ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu dönem sendikaları içlerindeki bazı sarı unsurlara rağmen emeğin milli gelirden yüksek pay alması ile kalmamış Türkiye’’nin siyasi gündemini de belirleyebilmişlerdir.
Bugünlerde %6 lar düzeyinde bulunan Sendikalı işçi oranının 1970 başlarında %40’’ları geçmiş olmasının yanında başta kamu emekçileri olmak üzere diğer toplum kesimlerini de teşvik edici etkisi, köylere kadar ulaşarak çağdaş demokrasinin alt yapısına da katkı yapmıştır.
Bu günkü örneklerini gördükten sonra o günlerde eleştirdiğimiz Seyfi Demirsoy, Halil Tunç gibi sendika liderlerini bile arar durumdayız. Kemal Türkler gibi gerçek sendika önderlerinin koltuğunu işgal edenlerin ise bu görevleri kendileri ve hemşehrilerinin geçim kapısı olarak kullanıyor olmalarını gözlemliyor olmak DİSK’’in biz eski üyelerini derinden etkilemektedir.
1963 ten başlayarak örgütlü topluma öncülük yapan sendikaların kat ettiği mesafeden ciddi rahatsızlık duyan dönemin başbakanı Demirel’’in yandaşı Odalar ve Borsalar Birliği ve TÜSİAD’’la el ele vererek bu kazanımları geri almaya dönük çabalarının unutularak ona hala baba muamelesi yapan Sendikacıların varlığına tanıklık etmek ise en hafif deyimi ile ikiyüzlülüktür.
Bu günlerde kendi yarattıkları canavarın mağduru rolünde olan Asker, sivil bürokrasinin önce 12 Mart ve bilaharede 12 Eylül’’de yaptıklarını ise kamu vicdanının affetmediği aşikardır. Bu kesimlerin silah zoruyla elde ettikleri kazanımları’” Cumhuriyet’’in kazanımları’” olarak takdim etmelerine inananların sayısının her geçen gün azalmakta olduğu Ergenekon benzeri gelişmeler karşısında toplumsal destek bulamadıklarından anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte gerek 12 Eylül darbesine ve gerekse darbe sonrası oluşturulan sistemle mücadele yerine kaynağından kesilen işçi aidatlarını kişisel geçim kapısı yapan mevcut sendikal anlayışın dünyada başka bir örneği yoktur.
Günümüzde birkaç CHP’’li Belediye dışında örgütlülüğü bulunmayan ve yönetim yapısı hemşehri örgütlenmesini çağrıştıran DİSK, darbe hükümetine Genel Sekreteri Sadık Şide’’yi Bakan verip,işçilerin aidatlarından toplanan büyük fonları sorgulamama karşılığında hükümetlerle iyi geçinme politikası izleyen TÜRK-İŞ’’i ve nihayet Sendikacılığa dinsel görüntü katarak amacından saptıran HAK-İŞ vb. sendikalar nedeniyledir ki örgütlülük düzeyi %6 lara düşmüştür.
Bu nedenlerle dünya emekçilerinin olduğu gibi, çoğu örgütsüz Türkiye emekçilerinin de gerçek bayramı olan 1 Mayıs’’ın mevcut sendikal anlayışın öncülüğünde Taksim’’de kutlanıyor olmasına sevinemiyorum.