Güncel

Meteoroloji Mühendisleri’nden Tugay’a ‘yağmur bombası’ eleştirisi: Yanlış yapılırsa yağış azalır

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın “yağmur tohumlama” açıklaması tartışma yaratırken, Meteoroloji Mühendisleri Odası’ndan da uyarı geldi. Oda, bulut tohumlamanın karmaşık bir yöntem olduğuna dikkat çekerek, yanlış uygulanması halinde yağış artışı yerine yağışın azalmasına ya da dağılmasına yol açabileceğini belirtti.

Abone Ol

EGEDESONSÖZ – İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir’de yaşanan kuraklık krizine karşı olarak ‘bulut tohumlama’ yöntemine başvurduklarını belirtmişti. Tugay’ın bahsettiği girişim bilimin bazı cephelerinde sert tepkiyle karşılanırken bazı bilim insanları tarafından ise destek gördü.

KARMAŞIK YAPISINA DİKKAT ÇEKİLDİ… ‘YANLIŞ YAPILIRSA YAĞIŞ AZALIR’
Tugay’ın açıkladığı ‘yağmur tohumlama’ konusu üzerinden Meteoroloji Mühendisleri Odası açıklamalarda bulundu. Oda, teknik olarak ‘bulut tohumlamanın’ karmaşık yapısına ve bilimsel olarak bir netlikten ziyade deneysel çalışmalar üzerine sürdüğünün altını çizdi. Projenin yanlış yapılması durumunda yağışları azaltabileceğine dikkat çekildi.

TUGAY’A ‘LOBİ’ UYARISI: KONUYU BİLMEYEN YÖNETİCİLERE CAZİP GELEBİLİR
Oda, yerel yöneticilere ‘lobi’ uyarısında bulunarak, “Böyle durumlarda şirketlerin lobi faaliyetleri devreye girebilir. Ekonomik çıkarlar peşinde koşanlar, konuyu bilmeyen yerel yöneticilere cazip projeler sunarak sürecin çıkmaza girmesine neden olunabilir. Bu tür girişimler hem kaynakların yanlış yönlendirilmesine hem de kamuoyunun yanıltılmasına yol açabilir. Yağışın doğal gerçekleşmesi bile bulut tohumlamaya bağlanarak başarı hikayesi yaratılabilir” uyarısında bulundu.

PLANLARA ‘SİYASİ BASKI’ SÖYLEMİ
Yapılan planların siyasi baskıyla yapıldığını belirten Oda, ayrıca merkezi idarenin de konuya izin vermesinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde:

Son yıllarda sulama ve kentlerin su ihtiyacının karşılanması gibi konularda yaşanan sorunlar çoğunlukla iklim değişimi bağlamında açıklanmaktadır. Ancak geliştirilen çözüm önerileri, çoğu zaman yapısal analizden yoksun, geçici ve çaresizlikten kaynaklanan yaklaşımlarla sınırlı kalmaktadır. Mevcut sorunların temel nedenleri sistematik biçimde tartışılmadan, gündem farklı alanlara kaydırılmakta ve asıl mesele görünmez hale gelmektedir. Bu tartışmalarda öne sürülen diğer bir konu ise su mevzuatıdır.

Mevzuat ve Uygulama Sorunları

Su havzalarının korunması, kaynakların kirlilikten arındırılması, su kullanımlarının ulusal planlar ile uyumlu su tahsis planlarının yapılması, su hizmetlerinin sağlanması ve yönetilmesi süreçlerinde farklı kurumlar mevzuat uyarınca görevlendirilmiştir. Kaynağından son kullanıcıya, hatta kullanım sonrası arıtma aşamalarına kadar tüm süreçlerde hangi kurumun hangi görevleri üstleneceği açık biçimde tanımlanmıştır. Dolayısıyla sorunların oluşabilecek sorunların azaltılması ve oluşan sorunların çözümünde kurumun nasıl müdahale edeceği veya sorunların yaşanmaması için hangi önlemlerin alınacağı da hukuki çerçevede belirlenmiştir.

Türkiye’de su yönetimi güçlü bir mevzuat altyapısına dayanmasına rağmen uygulamada ciddi yönetim sorunlarıyla karşı karşıyadır. İçme ve kullanma suyu hizmetleri, 2560 sayılı Su ve Kanalizasyon İdareleri Kanunu, 5393 sayılı Belediyeler Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdareleri Kanunu kapsamında yerel yönetimlerce yürütülmektedir. Su taleplerinin karşılanması ise 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun ile 18/12/1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce Yürütülen Hizmetler Hakkında Kanununa dayanılarak yayınlanan Su Tahsisleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yapılmaktadır.

Mevzuatta görev ve sorumluluklar net biçimde tanımlansa da pratikte koordinasyon eksiklikleri nedeniyle boşluklar oluşmakta, sorumlular bu boşluklarda gizlenebilmektedir. Çoğu kurum, “Su Kanunu” eksikliğini gerekçe göstererek sorumluluktan kaçabilmektedir. Oysa mevcut mevzuat suyun korunması, kirletilmemesi ve arıtılması gibi konularda yeterli düzenlemeleri içermektedir. Yeni bir kanun yerine ikincil mevzuat düzenlemeleriyle uygulamaya ilişkin ihtiyaçların giderilmesi mümkündür.

Uygulamada olağan dönemlerde bazı kurumlar ön plana çıkarken, sorun anlarında geri çekilmekte ya da kendi görev alanı dışında çözüm arayışına yönelmektedir. Bu durum, kurumsal sorumlulukların net biçimde tanımlanmasına rağmen pratikte koordinasyon ve görev paylaşımında ciddi sorunlar yaşandığını göstermektedir. Dolayısıyla su yönetiminde yalnızca teknik değil, aynı zamanda kurumsal kapasite sorunları da görünür hale gelmektedir. Politika düzeyinde öncelikli ihtiyaç, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve mevzuatın uygulanabilirliğini artıracak reformların hayata geçirilmesidir.

Yerellerde Su Hizmetleri;

Mevzuat hükümlerine göre kentlerde yaşanan içme ve kullanma suyu sorunları yerel düzeyde değil, ulusal planlar kapsamında merkezi kurumlar tarafından değerlendirilmelidir. Kentlere sağlanan suyun tüketiciye en az kayıpla ulaştırılması ise yerel yönetimlerin temel görevidir. Ancak birçok ilde kayıp-kaçak oranlarının %50’nin üzerinde olması, su kaynaklarının yeterliliğini doğrudan tehdit etmektedir.

Şehir şebekesine verilen su, arıtma işleminden geçtiği için kayıp miktarı yalnızca kaynak kaybı değil, aynı zamanda faturalar üzerinden vatandaşa yansıyan ek bir maliyet anlamına da gelmektedir. Bu nedenle kayıp-kaçakların azaltılması, su hizmetlerinin en kritik önceliklerindendir. Ancak su sorunları gündeme geldiğinde birçok konu gibi bulut tohumlama veya “yağmur bombası” gibi konularda gündeme gelmektedir.

Son yıllarda yaşanan su sorunlarının sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi Bulut tohumlamasını gündeme getirmiştir. Bu uygulamayı yapmak için bakanlıktan izin istendiği ve iznin verildiği belirtilmektedir. Gelinen süreçte bu konuda yeni bir açıklama yapma zorunluluğu doğmuştur.

Bulut Tohumlama Ya da Yağmur Bombası;

Halk arasında, bulut tohumlama ya da yağmur bombası olarak ifade edilen konu “Bulut Modifikasyonu” dur. Bulut Modifikasyonu çok kapsamlı, karmaşık, teknolojik bilimsel bir yöntemdir.

Bulut modifikasyonu, bulutların yapısını değiştirmek için çeşitli maddelerin (örneğin gümüş iyodür, tuz parçacıkları, kuru buz) uçaklardan veya yerden roketlerle bulutlara salınarak, yağış artırma, dolu ve yıldırım riskini azaltma, sis dağıtma, fırtına etkilerini hafifletme amacıyla yapılan çalışmalardır. Hava modifikasyonu ile ilgili araştırma ve geliştirme çalışmaları birçok ülkede devam etmektedir. Uygulamaya yönelik yapılan çalışmalardan ise uygulayıcılar tarafından verilen sonuçlar tartışmalıdır. Bu konuda gerekli araştırma ve geliştirme çalışmaları mutlaka desteklenmelidir.

Bulut modifikasyonu kuraklıkla mücadelede cazip bir çözüm olarak sunulsa da etkinliği sınırlı ve tartışmalıdır. Türkiye’de geçmişte denenmiş, ancak sağladığı katkı konusunda bilimsel bir uzlaşı oluşmamış ve sonuç itibariyle kalıcı bir çözüm olmadığı görülmüştür. Uluslararası deneyimler de benzer şekilde sınırlı ve tartışmalı sonuçlar ortaya koymuştur. Çeşitli raporlarda yağışta %0–25 oranında artış sağlandığı belirtilse de bu konudaki bilimsel tartışmalar devam etmektedir. Bu nedenle bulut tohumlama, daha çok deneme amaçlı ve kısa vadeli uygulamalarla sınırlı kalmaktadır.

Yıllar sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından su eksikliğinin giderilmesi amacıyla bulut tohumlama ile yağış artışı sağlanması gündeme getirilmiştir. Bu çalışmalar yağış artışı sağlanırken yanlış uygulanması durumunda yağışın dağılmasına ya da yağışın azalmasına da neden olabilir.

Dolayısıyla bulut tohumlama, kuraklıkla mücadelede sürdürülebilir bir politika aracı olmaktan ziyade, sınırlı etkileri olan deneysel bir yöntem olarak değerlendirilmektedir.

Bulut Modifikasyonu Maliyet Faydası;

Bulut modifikasyonu uygulamalarında maliyet, yalnızca uçuş giderleriyle sınırlı değildir. Uygun bulutların oluşma koşullarını bekleme süresi, operasyonun planlanması ve ekipte çalışan personel sayısı gibi unsurlar da toplam maliyetin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Uçak uçuş maliyetleri başta olmak üzere tüm kalemlerin toplanması gerekir.

Bulut tohumlamanın kuraklıkla mücadelede cazip bir seçenek gibi sunulması, sağlayacağı faydayı, alınabilecek daha kolay ve maliyetsiz ya da düşük maliyetli önlemlerle karşılaştırmak gerekir. Bu teknik konular ayrıca politika düzeyinde sorgulanmalıdır. Teknolojik müdahalelerin maliyet etkinliği ve su yönetiminde kurumsal yönetim kapasitesinin güçlendirilmesiyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmelidir.

Ne Kadar Fayda Sağlayacak?

Bulut Modifikasyonu işini İzmir Büyükşehir Belediyesi gündeme aldığından İzmir özelinde bir değerlendirme yaparsak; İzmir için hesaplanan kuraklık indeks değerleri (SPI yöntemine göre) ard arda en uzun kuraklığın yaşandığı 1988-1994 yıllarını kapsayan yedi yıllık süreçte ise SPI -0,9 ile -0,1 arasında değişmekte olup ortalaması -0,4 olarak hesaplanmıştır. Son yedi yılın 2019-2025 yılları arasında SPI -0,7 ile 0,5 arasında değişmekte olup ortalaması -0,1 olarak hesaplanmıştır.

Bu değerler dikkate alındığında son yıllarda yaşanan kuraklık şiddeti beklenen değerlerin daha altındadır. Diğer bir ifade ile yaşanan meteorolojik süreç beklenen bir süreçti. Bu verilere göre İzmir ve bölgesinde yaşanan su sorunlarının gerçek nedenlerini iyi araştırmak gerekiyor. Bu değerlendirmeleri diğer iller içinde yapabiliriz.

İzmir özelinde değerlendirildiğinde, kentin içme suyu açısından en kritik kaynak Tahtalı Barajı’dır. 10 mm yağış oluşturabilecek bulut için, en uygun koşulların oluştuğu, uygulamayı yapacak ekibin de bu durumu zamanında tespit ettiği ve uygulamanın tam başarılı olduğu, yağışın havzanın tamamına homojen olarak dağıldığı kabulüyle, yağıştan sağlanacak artış ile, baraja gelecek olan suyun artış miktarı en fazla yaklaşık 100 bin m3 olur.

Bu suyun İzmir için ne anlama geldiğine bakıldığında; İzmir’in kayıp-kaçak oranı %27 olup günlük 200 bin m³ den daha fazla suyun sistemden kaybolduğu bilinmektedir. Bu miktar, bulut tohumlama ile sağlanabilecek kazancın çok üzerindedir.

Hava Modifikasyonu Kimin İşi;

Mevzuata göre, belediyeler kendilerine tahsis edilen suyun belirtilen koşullarda dağıtımını yapmakla görevlidir. Kendileri herhangi bir kaynağa izinsiz olarak hiçbir şekilde müdahale edemezler.

Mevzuatta bulut modifikasyonu ile ilgili bir düzenleme olmasa da, kentlere içme suyu sağlanması konusunda ele alındığında, bu konu kaynağa müdahale olarak görülür ki, bu anlamıyla bulut tohumlama konusu yerel yönetimlerin görevleri arasında olamaz. Yerel yönetimler merkezi idareden bu konuda izin alması durumunda bu işi yapmaları uygun olarak görülebilir. Ancak konu tek başına ele alınabilecek ve genelden arındırılacak bir iş değildir.

Hava modifikasyonunun yanlış yapılması durumunda beklenenin dışında da etkili olabilir. Bu durumda sorumlu kim ya da kimler olacaktır? Bu konuda her ne kadar hukuki bir düzenleme yapılmamış olsa da, yaşanabilecek olumsuz olayların yapılan işleme bağlanması durumunda hukuken yeni bir uygulama ile karşılaşılabilir. Bu konu yetki tartışmasının yanı sıra ehliyet konusunu da gündeme getirecektir.

Bu nedenle bu işlemlerin denemeleri bile, ehliyet bakımından yeterli olan bilimsel kurumların nezaretinde yapılması gerekir. Bu konularda her ne kadar uygulamalar yapılsa da hepsi de bir deney amaçlıdır. Ülkemiz bu konudaki uygulamalardan ve deney sonuçlarından eksiktir. Bu anlamda yapılacak olan işlemler belirli bilgi birikim sağlanana kadar deneysel çalışmalar kapsamında ele alınmalıdır.

Hava Modifikasyonu uygulamaların geleceğinin belirlenmesi ve şekillenmesi için merkezi idareler, ehliyet bakımından yetkin olan akademik birimler ile bu çalışmaların yapılmasını sağlamalıdır. Bu amaçla, merkezi kurumların desteğiyle bu konulardaki deneysel/uygulama bilgi birikimini artırmak amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi ile Samsun Üniversitesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümleri bu sürece dahil edilmelidir.

Yerel Yönetimlerin Bulut Tohumlama Eğilimlerinin Sonucu Ne Olur?

Su sorunları sürekli olarak katlanarak devam etmektedir. Sorunların çözümü için yerel yönetimlerin bulut tohumlama gibi doğrudan kaynak müdahalelerine yönelmesi, kurumsal yetki sınırlarını aşan ve kamu yararı açısından riskli bir eğilimdir. Kuraklık dönemlerinde hızlı çözüm beklentisi, faydasının ne olabileceği belli olmayan bir alana yönelmesi yeni sorunların başlangıcı olabilir. Böyle durumlarda şirketlerin lobi faaliyetleri devreye girebilir. Ekonomik çıkarlar peşinde koşanlar, konuyu bilmeyen yerel yöneticilere cazip projeler sunarak sürecin çıkmaza girmesine neden olunabilir. Bu tür girişimler hem kaynakların yanlış yönlendirilmesine hem de kamuoyunun yanıltılmasına yol açabilir. Yağışın doğal gerçekleşmesi bile bulut tohumlamaya bağlanarak başarı hikayesi yaratılabilir.

Sonuç olarak;

Bulut modifikasyonu, bazı çevrelerce bulut fiziği açısından başarılı bir yöntem olarak sunulsa da, yağışın hedeflenen araziye düşme olasılığı son derece düşüktür. Ayrıca düşük yağış koşullarında ise sağlanan yüzde artışın pratik bir anlamı bulunmamaktadır. Öte yandan, çok şiddetli yağış potansiyeli taşıyan bulutlarda bu yöntemin uygulanması, ek riskler doğuracağından tercih edilmemektedir. Dolayısıyla yoğun yağış koşullarında da katkı hesabı yapmak mümkün değildir.

Bu tür yaklaşımlar, toplumun kuraklık ve su kıtlığı karşısındaki hassasiyetini kullanarak gündemi değiştirmekte ve asıl sorunların üzerini örtmektedir. Oysa su sorunlarının çözümünde öncelik; su havzalarının korunması, kirletici yüklerin engellenmesi, atık suların etkin biçimde arıtılması, su stresi yüksek bölgelerde aşırı su tüketen faaliyetlere izin verilmemesi, ülkenin her bölgesinde sulu tarımın mümkün olmadığının kabul edilmesi, su ihtiyacı olan yatırımlar için su kaynak planlamasının önceden yapılması, organize sanayi bölgeleri ve kentsel yerleşim planları gibi tüm planların ulusal su planlarıyla uyumlu biçimde hazırlanmasıdır.

Su kullanımı ile ilgili işletmeler, yalnızca suyun mevcut durumuna göre değil, olası meteorolojik koşullar da dikkate alınarak uzun vadeli işletme programları oluşturularak yapılmalıdır. Yapılan planlar siyasi baskılara göre değiştirilmemelidir.

Suyun geleceğini geçici ve tartışmalı tekniklere bağlamak yerine, bilimsel temelli, şeffaf ve katılımcı politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Yağmur bombalarıyla gündem değiştirmek yerine, suyun miktar ve kalite açısından korunması ve adil paylaşımı için ulusal ölçekte bütüncül bir stratejiye ihtiyaç vardır. Bu yaklaşım, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkını güvence altına almak açısından da zorunludur.

Bir kez daha vurgulamak gerekir ki, belediyelerin bulut tohumlama gibi kendi görev alanları dışında kalan uygulamalara yönelmesi kurumsal görevleri açıdan sorunlu bir eğilimdir.

Bununla birlikte, merkezi idarenin bulut tohumlama konusunda yerel yönetimlere izin vermesi de ayrıca değerlendirilmelidir. Bu izin süreci, yalnızca teknik bir karar değil, farklı bakış açılarıyla ele alınması gereken kurumsal ve politik bir meseledir.

Öncelikli olarak yapılması gereken, su yönetiminde kalıcı ve somut kaynak artışı sağlayacak politikaların hayata geçirilmesidir. Oysa mevcut durumda, sonuçları belirsiz ve çözüm üretmeyeceği öngörülen bir yöntem üzerinde hem yerel hem de merkezi idarenin ortaklaşması, üzerinde ayrıca durulması gereken bir çelişkiye dikkat çekmek gerekir. Kamu yararı perspektifinden bakıldığında, yerel yönetim ile merkezi idarelerin, su kayıplarının azaltılması, havza koruma politikalarının güçlendirilmesi ve kurumsal yönetim kapasitesinin artırılması olmalıdır.

Dile getiriliş şekliyle söylemek gerekirse, bulut tohumlama kentlerin su sorunlarının çözümü için bir çare değildir. Kentlerin su sorunları, merkezi idareler ile yerel yönetimlerin mevzuat gereğince görevlerini ulusal planlar dikkate alarak yapmaları durumunda çözülebilir.