Menzil’in İzmir mitingi

Abone Ol

Birkaç gündür, ana haber bültenlerinde, Menzil Cemaatinin, İzmir Karabağlar’da yaptığı miting gündem olmaya devam ediyor. Bu olayın haber değerini, Menzil’in çok kalabalık bir toplaması ve üstelik bunu İzmir’de yapması oluşturuyordu.

Çünkü İzmir, laikliğin kalesiydi, Cumhuriyetçi endişeli modernlerin şehriydi. Ankara ve İstanbul’da belki de bundan daha kalabalık mitingler yapıyordu Menzil cemaati. Ama İzmir’de olunca, tartışmanın yönü değişiyor.

Dolayısıyla medyada yapılan yorumlar, özellikle İzmir’de olmasına dikkat çekiyordu. Ama bazıları haklı olarak, Fetullah Gülen’in de İzmir’de cemaatleşmeye başladığını hatırlatıyorlardı. Ayrıca İzmir gibi milyonlarca nüfusa sahip bir şehrin nüfusunun homojen olduğunu düşünmek doğru değil. Bu şehirde, üç seçmenden en az biri AKP ve Erdoğan’ı destekliyor.

Karabağlar’ın ve diğer bazı ilçelerin kenar mahallerinde göçle gelen nüfusun, Alsancak, Karşıyaka, Güzelyalı ve sahil kasabalarından farklı özellikler taşıdığını biliyoruz. Metropol merkezinde İslamcıların örgütlü olarak ilk yerleşim yeri, tam da Menzil şeyhinin miting yaptığı bölge olan Akevler bölgesidir.

İlahiyat Fakültesi camiine ek olarak, bu bölgede son dönemlerde dev camiiler inşa edildi. İşte Menzil Şeyhlerinden Muhammed Saki’nin müritleri ile gösteri yaptığı camii de bunlardan birisi.

Fetullah Cemaati, AKP iktidarı döneminde en etkili cemaate dönüşmüştü. Fetö veya Menzil veya diğer cemaatler, devlet desteği olmadan bu denli büyüyemezler. Bu hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir gerçek.

Sosyal devletin gerilemesi, yoksulluğun artışı daima bu türden İslami cemaatler için, uygun bir kitle zemini oluşturmaktadır. Yoksulların sınıf mücadelesi ile hak arayışlarını öneren ideolojilerden çok, İslamcı/dinci ideolojilerin sağladığı umut ve olanaklar daha cazip hale gelmiştir.

Erdoğan’ın, ne istediniz de vermedik diye ve Bülent Arınç’ın da Ankara Büyükşehir eski Belediye Başkanlarından Melih Gökçek’e hitaben, Ankara’yı parsel parsel cemaate verdi diye ifade ettikleri itiraflarda, bu cemaatlerin devlet beslemesi olduğunu net şekilde ortaya koyuyordu.

Fetö gibi Menzil örgütü de devlet himayesi ile bir holdinge dönüşmüş durumda. Yoksul kitlelere tövbe ettiren bu örgütün yöneticileri ise, ultra lüks bir hayat yaşamakta ve büyük servetlere sahip olmaktadır. İlahiyat Profesörü Mustafa Öztürk hocanın çok isabetli bir şekilde, “Görgüsüz Açlık” ifadesi, durumu en bir şekilde tanımlamaktadır.

Fetö gibi Menzil de sadece ekonomik gücünü değil, devlet örgütlenmesi içinde ağırlığını da iktidar sayesinde gerçekleştirmektedir. Başka türlü bir dini cemaat nasıl olur da çeşitli sektörlere dağılan 55 milyarlık bir servet sahibi olur? Bir dini cemaat nasıl olur da, iktidara bakan verebilir, emniyete ve üniversitelerde ağırlık kazanabilir?

Bütün bunlar, Erdoğan iktidarının Cumhuriyet ve modernleşme karşıtı güç kazanmada, bu dini cemaatlere yatırım yapması belirleyici bir rol oynuyor. Menderes ile başlayan, Demirel ve Özal ile devam eden bu ilişki, Erdoğan ile doruğa ulaşmış bulunuyor.

Böylece İslamcı cemaatler iktidarın ortağı olarak, devlet kadrolarında örgütlenmenin yanı sıra, ciddi ihaleler de almaktadırlar. Böylece özellikle kuran kursları, cemaat okulları, üniversiteler ve basın aracılığıyla modernleşme ve Cumhuriyet karşıtı bir kültür savaşı sürdürmektedirler.

Cumhuriyet ile başlayan aydınlanmış birey/yurttaş hedefi doğrultusunda, eğitim ve aydınlanma girişimlerine, muhafazakar partiler hep karşı olmuştur. Uzun süredir iktidarını pekiştiren AKP ve Erdoğan ise, bu konuda adeta bir kültür savaşı sürdürerek, iktidarını sürdürmeyi garanti altına almaya çalışmaktadır.

Kültür savaşında Cumhuriyet’e karşı rövanşist bir rol üstlenen İslamcı cemaatler, öte yandan iktidar için çok önemli ideolojik bir işlev görmektedir. Yoksulluğa katlanmak ve yoksulluktan kurtulmak umudu olarak cemaatler, devlet kurumlarından daha cazip merkezlere dönüşmüştür.

Menzil cemaati, o kadar büyük servet sahibi ve devlet katında o kadar büyük güce sahip oldu ki, babaları ölünce, kardeşleri, bunları paylaşma konusunda ne şeriat mahkemeleri ikna etti ne de Erdoğan. İzmir mitingi de bu kavganın bir yansıması, yani güç gösterisi idi adeta.

Dolayısıyla, Cemaat içi mücadele veren büyük kardeş Muhammed Saki’nin, görünür bir şekilde İzmir’de böyle bir miting yapmasının iki önemli gerekçesi olabilir. Bunlardan biri cemaat içi kavgada müritlere, güç bende mesajı vermek. İkincisi ise, Erdoğan’a mesaj. “Bak ben Cumhuriyetin kalesi, laikliğin kalesi İzmir’de nasıl kalabalık topluyorum” diyerek, Cemaat adına muhatabın benim şeklinde de okunabilir.