Mektup

Abone Ol
Sevgili Fırtına, değerli kardeşim; uzun zamandır köşe yazılarını dikkatle takip ediyorum. Yazılarındaki akıcılık ve güzel ifade edebilme yetisini çok iyi algılamış durumdayım. Ayrıca son yazılarındaki sonsuz sitemi de… Sevgili Fırtına; siteminin adresini siyasetle ilgisi olan yada olmayan ve bir parça gündemi takip eden tüm okurlarının açıkça anlayabileceği kanısındayım. Diğer yandan, emek veren insanların emeği uğruna bir takım beklentilerinin olmasını da gayet normal karşılıyorum. Biliyorum ki bu beklentilerin, sevgi ve saygı gibi bir takım değerler üzerine kurulu. Yoksa bir şehir gazetesinde sesini duyurmaya çalışan bu temiz insanın ihale, avanta, iş takibi gibi çirkinliklerle işinin olmayacağı da malum. Yine biliyorum ki, sende diğer siyasete gönül verenler gibi mahalleline, yaşlı teyzelere, bakkal dayına, komşu ablana yani çevrene karşı sorumluluk hissediyorsun. Uğruna oylarını istediğin şahsın ilgisiz hatta sanki düşmanınmış gibi tavırlarından rahatsızsın. Yani mahallen çevrendeki temiz insanlar sanki seni seçmişler gibi sorumluluk duyuyorsun. Ve biliyorum ki onların senden bir istekleri olduğunda çaresiz kaldığın için sıkıntıdasın. Bazen belki de tezlerin için çok erken olduğunu düşünüyorsun. Biraz daha zaman deyip öyle oyalanıyorsun.
Değerli Kardeşim, yiğit Fırtına'm! Geç bunları, boş ver. Biliyorum sevgili eşin senden uzakta kutsal görevinde. Sende onun özlemindesin. Ona şiirler yaz, özlemini haykır. Gönlünde sevdası çağlarken bu temiz duyguları yaşa. Geceleri bak yıldızlara ve eşine selam yolla. Şair ne güzel söylemiş; 'Karım benim, baldan tatlım, canım benim' diye. Biliyorum ki seni çok seven büyüklerin var. Etrafında baban gibi, anan gibi… Onlarla paylaş tüm hasretlerini.
Şehrin ve sitemine gelince Fırtına'm! Bak, bu şehir günü geldiğinde, öyle güzel hesap sorar ki… Geçmişte olduğu gibi… Buna inan ve rahat ol. Halkın gücüyle, bileğinin hakkıyla gelenler bile unutuldu gitti. Daha ötesi nedir ki? Mahalle halkına, amcalara, ablalara, dostlara içten bir özrün olur bitti, gitti.

Dedim ya, sen sevgini, hasretini yaşa Fırtınam. Siyaset, bazen günü ve yeri geldiğinde hesap sorma sanatıdır Mustafa'm. Gün gelir hesap sorulur.
Bitti, Gitti…
Beni bana anlatan bu mektup bundan üç sene önce beni benden almış ve beni bana armağan etmişti. Üç senede çok şey değişti. Değişen birçok şeye rağmen aynı kalan tek bir şey vardı. İlkelerdi. Kişi ve olaylara bakışımı, bunlar karşısındaki duruşumu ve bugüne kadar değişmeyen ve hiç değişmeyecek çizgimi belirleyen, olmazsa olmazımdı ilkelerim…
Bu mektup aldığım plaketlerden bile daha değerli ve çok daha anlamlıydı belki de… İnsanlara yazarken, insanlar için söylerken aldığım ve hala özenle sakladığım binlerce mektuptan bir tanesiydi. Ama adı üstünde bir taneydi. Bu mektup; seni seviyorum ve beğeniyorumlardan ziyade 'Seni anlıyorum!' mektubuydu. Ve ben bir kişinin bile beni doğru anlamasından duyduğum bir mutlulukla işte bu mektuptan vazgeçemiyordum.
Size tavsiyem eğer bir insanı mutlu etmek istiyorsanız; 'Onu sadece sevin!'