Masumiyet Müzesi, Selahattin Paşalı ve ben

Abone Ol

1968 yılında İstanbul’un Fındıkzade semti Ömer Seyfettin Sokağı’ndaki, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Girne adını alacak olan apartman dairemize taşındığımızda ben 2 yaşındaymışım. O apartmanda liseyi bitirinceye kadar kaldık. Üst katımızda oturan aslen Muğla Bodrumlu üç çocuklu bir aile vardı. Babanın adı Selahattin Paşalı, annenin adı Şaziment, çocukları ise benden iki ya da üç yaş büyük Mustafa, benden bir yaş küçük ve erkek kardeşimle yaşıt Kemal ve en küçükleri de benden yedi yaş küçük ve en küçük erkek kardeşimle yaşıt Ata. Yani üç erkek kardeş, Selahattin amcanın Mustafa Kemal Atatürk sevgisi nedeni ile tam da soyadlarına uygun olarak Mustafa, Kemal, Ata adlarını almışlardı.

Ben ve kardeşlerimin, bu üç kardeşle olan anıları ve bu anıların öyküleri kitaplara sığmayacak çokluktadır. Ancak bunlardan bir tanesi, Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından uyarlanan Netflix’in Masumiyet Müzesi dizisinde oynayan Selahattin Paşalı’nın da ilgisini çekebilecek, unutamadıklarım arasındadır.

Sanırım ben henüz 14 ya da 15 yaşındaydım. Selahattin amcalar her sene olduğu gibi, yazı Bodrum’da geçirip sonbaharda İstanbul’a dönmüşlerdi. Ancak o yaz, Mustafa çok hüzünlüydü, dalıp dalıp gidiyordu. Apartman görevlimizin kızı Şaziye abla Mustafa ile aynı yaştaydı. Mustafa’nın gamlı baykuşlar gibi derin hülyalara daldığı bir gün Şaziye ablanın onu kızdıran yarı alaylı sözlerine kulak kabarttık hepimiz. Hepimiz derken; ben, Mustafa’nın diğer kardeşleri, benim kardeşlerim, annem ve Şaziment teyzem. Şaziye abla Mustafa’yı kızdırırken, Şaziment teyzem ve annem kıkır kıkır gülüyorlardı. Biraz daha kulak kabartınca anladık; meğer Mustafa yazın tanıştığı Leyla adında Bodrumlu güzel bir kıza âşık olmuş. Ondan başka bir şey düşünemiyor, efkarlandıkça “Leylaaa Leylaaa” diye şimdi sözlerini tam hatırlayamadığım bir şarkı mırıldanıyordu bazen. Biz, çocuk aklımızla bunun ne menem ciddi bir kara sevda olduğunu kavrayamamıştık o zamanlar. Sonra bir baktık, ertesi yıl, Selahattin amcalar evlerini satıp, İstanbul’u terk ederek sırf Mustafa’nın aşkı uğruna Bodrum’a yerleştiler.

Çok geçmeden de duyduk ki Mustafa büyük bir aşkla bağlandığı Leyla ile evlenip vuslat olmuş. Doğan oğullarına Selahattin amcanın ismini vermişler. Yıllar sonra gazetelerden öğrendim ki küçük Selahattin de büyüyüp evlenmiş ve o da ilk doğan bebeği kızına annesinin adı Leyla’nın adını koymuş.

Şimdi, ne yazık ki Selahattin amcam, Şaziment teyzem, Mustafa ve kardeşleri hayatta mı, izlerini çoktan kaybettiğim için bilemiyorum. Ümit ediyorum ki hepsi hayatta olsunlar. Hayatta iseler hepsinin torun Selahattin Paşalı ile çok gurur duyduklarına eminim. Çünkü siyah beyaz televizyon evimize, Selahattin amcalarla aynı yıl 1973’te geldi ve Yeşilçam’ın pek çok yerli filmini birçok kereler beraber izledik. Selahattin amcalar, benim ailem ve apartmandaki diğer komşularımız aynı Yeşilçam filmlerine göz yaşı döküp, aynı filmlere güldük. O yıllarda bütün Türkiye’de olduğu gibi, hepimiz sinemanın kahramanları ile özdeşleştirirdik kendimizi… Kim derdi ki bir gün, o kahramanlardan biri aramızdan birinin çocuğu olacaktı!

Unutamadığım anılardan bir tanesi de Selahattin amcanın Emel Sayın’a olan hayranlığıydı. Annemim ve diğer komşu kadınların Şaziment teyzeme şaka yollu takılmaları, hep beraber atılan kahkahalar hala kulaklarımda çınlar…

Tüm bu anılar, Selahattin Paşalı’nın Masumiyet Müzesi’nde oynadığı Kemal karakterine benzer çağrışımlar uyandırdı zihnimde. Ben de Selahattin Paşalı’nın babası ve babasının ailesi ile ilgili pek çok masum anıyı biriktirtirdim yıllarca. O yıllara ait çok az nesne saklayabildimse de o yılların sevgiye, arkadaşlığa, komşuluk ilişkilerine, yardımlaşmaya dair masum duygularının ruhumda bıraktığı derin izler asla silinmedi. Ne acıdır ki, o masumiyet dolu ve saf sevgiyle örülü bu türden ilişkileri hiç kimseyle bir daha yaşamadığımı da itiraf etmeliyim…

Canım arkadaşım Mustafa’nın oğlu Selahattin Paşalı Masumiyet Müzesi’nde çok iyi bir oyunculuk sergiliyor. Kariyerinde, bundan sonra çok daha üstün başarılara imza atacağına kuşkum yok, tebrik ederim. Bir gün tanışırsak, ona kendi ailesinin bende saklı masumiyet öykülerinden bahsetmek isterim. Yaşayan aile fertlerine selam olsun derken herkese Masumiyet Müzesi’ni izlemelerini şiddetle tavsiye ederim… Bence bir başyapıt olmaya aday. Set emekçilerinden yapımcısına, yönetmen, senarist ve tüm oyuncularına kadar emeği geçen herkesin eline, yüreğine, emeğine sağlık…