Mahcup bir benden tüm kadınlara…

Abone Ol
İngiltere vatandaşı olan gazeteci kadın, bir takım incelemelerde bulunmak için Siirt'e gider. Siirt'te bulunduğu süre içerisinde yolda yürüyen kadınların sürekli olarak erkeğinin arkasından yürüdüğünü gözlemler. Gazeteci kadın Siirtli bir erkeğe yanaşarak görmüş olduğu manzara karşısındaki şaşkınlığını dile getirir.
Gazeteci kadın, adama; 'Niçin kadınlar hep erkeğin arkasından yürüyor?' diye sorar. Adamda, gazeteci kadına; 'Hanım, bizde böyledir. Kadın yerini bilir. Kadının yeri erkeğin arkasıdır. Erkeğin olduğu yerde kadının sözü geçmez' diye cevap verir. Gazeteci kadın gözlemlerini tamamlayıp İngiltere'ye döner.

Gazeteci kadın birkaç yıl sonra tekrar Siirt'e gider. Bu kez manzara daha öncekinin tam tersidir. Kadın önde, erkek ise kadının arkasında yürümektedir. Gazeteci, kendisinin de kadın olmasından sebeple Türkiye'de kadının gerçek yerini bulduğunu düşünerek görmüş olduğu manzara karşısında bir hayli mutluluk duyar. Ama yine de içinde bir şüphe oluşmuş olsa gerek ki yine bir Siirtli erkeğe yanaşarak; 'Sizi tebrik etmeliyim. Artık kadınlara saygı duyuyorsunuz. Geçtiğimiz yıllarda yine bu şehirde kaldım. Ve kadınlar hep erkeklerin arkasından yürüyorlardı. Şimdi görüyorum ki artık kadınlar önden yürüyor. Bu da kadınları da söz sahibi ettiğiniz anlamına geliyor' der.
Siirtli adam gazeteci kadının bu sözlerinin ardından sandalyesine iyice bir yaslanıp gerinerek aynen şöyle der; 'Yok efendim yok, sen yanlış düşünmüşsün. Erkekliğimize bir hal gelmedi çok şükür. Lakin son yıllarda bizim buralarda terör olayları aldı başını gidiyor. Teröristler olmadık yerlere mayın döşüyorlar. Bizde bu yüzden kadınları önden yürütüyoruz.'
Biliyorum bu fıkra biraz 'Güler misin, ağlar mısın?' tadında oldu ama kadınlarımızın yaşadıkları her ne kadar bu fıkra ile birebir örtüşmese de kadına verilen değer açısından bugüne kadar pek değişen bir şey olmadı. Kadın Sığınma Evleri, Vakıflar, Dernekler kurulsa ve hatta bu anlamda çok ciddi bir kamuoyu yaratılsa bile ne kadına şiddetin önüne geçilebildi ne de kadınların sosyal hayatta daha aktif olabilmesinin önü açılabildi. Anlayacağınız her şey laf-ı güzafta kaldı. Bu fıkrayı okuyan kadınlar ve kadına değer veren erkekler eminim güldükleri kadar da üzüntü duyacaklardır. Ama duyulan üzüntü yaşanan sıkıntının maalesef önüne geçememektedir. Bence kadın 8 Mart'tan 8 Mart'a kadını yazan ben gibi, 8 Mart'tan 8 Mart'a halini hatrını sorup, çiçek veren herkesi hesaba çekmelidir. Her kadın; 'Ben 8 Mart'tan 8 Mart'a değil 4 mevsim 12 ay 365 gün hatırlanmak istiyorum. Bana saygı duyulmasını ve önemlisi bana değer verilmesini istiyorum' demelidir.
Ülkemizin bir çok yerinde hala kadının söz hakkının olmadığını savunan hatta savunmakla kalmayıp bunu bir marifetmiş gibi anlatarak, 'Kodum mu oturturum!' sözlerini kadınından eksik etmeyen erkek görünümlü odun ve kalaslar olsa da yıllardır süre gelen bu kadın kişiliğinin bastırılmasına yönelik eylemler ve hemen hemen her sektörde az çok mevcut olan 'saçı uzun aklı kısa' mantığına rağmen bugün özel sektör ya da kamu kurum ve kuruluşlarında almış olduğu görevi layıkıyla yapan ve her geçen gün başarı çıtasını yükselten kadınlarımız da vardır.
Uzun lafın kısası marifet kadını sevip dövmemek değildir. Şöyle bir bakıyorum da geçen bir yıl içinde yazdığım yüzün üzerinde köşe yazımın sadece ikisi kadın ve kadına dair… İşte bu da üçüncüsü… Öyle anlaşılıyor ki benim yaptığımda marifet değil! Marifet kadının önünü açmak yolunda paspas olmaktır. Ben tüm mahcubiyetim ve içtenliğimle onların affına sığınarak; ezilen-ezilmeyen, layığını bulan yada bulmayan, saçı uzun yada kısa, çocuklu-çocuksuz, genç, yaşlı, ihtiyar tüm kadınlarımızın gününü kutlar, en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.