Ma(aşk) sendromu

Abone Ol
Kimse üstüne alınmasın, kırılmak bozulmak da yok.. İşin aslını yazacağım çünkü.. Şu anki durumu.. Günümüz bekarlarının neden hala sultanlıkla avunduğunu.. Aşkın neler ile kıyaslandığını..’¶
***
Birebir yaşadığım zaman daha rahat oluyor yazmak, ama isim vermek de istemiyorum. Nasılsa kim olduğunun önemi yok ki, çok kişi var aynı durumda olan.
***
İyi eğitim görmüş, 30lu yaşlarında iki genç birbirlerine ilgi duymaya başlar. Ekonomik olarak yeni yeni adım atıyorlar hayata, yani az çok para kazanıyorlar ama ailelerinin desteği olmasa, alıştıkları düzenlerini idare ettirmeleri oldukça güç.. Öte yandan sosyo-kültürel olarak yüksek düzeydeler. Konserleri takip ediyor, yeni çıkan kitapları okuyor, filmleri kaçırmıyor, hafta sonu olunca Çeşme’’de sörf yapıyorlar, akşam Alaçatı’’da yemek de yiyorlar, kışın Uludağ’’a gidip kayak kayıyor ya da board yapıyorlar işte.. Kız bütün bunları kendi maaşı ve ailesinden payına düşen ile yaparken, erkek, özel üniversite mezunu ve yurtdışında yaptığı master’’dan sonra baba eline bakmak istemiyor, sektöründe oldukça başarılı olan bir şirkette çalışıyor, kazandığını harcıyor. Bir yaşam standardı var, ondan vazgeçemediği için de para biriktirmek oldukça zor. Tüm bu eğitime rağmen aldığı üç kuruş bir maaş, o da ay sonuna kadar anca yetiyor. Yine de çalıştığı şirketten vazgeçemiyor, çünkü orada çalışıyor olmak ona bir ’‘prestij’’ katıyor’…
Gel zaman git zaman, iş ciddiye binmeye başlıyor, ama kızın aklını kemiren bir şey var. -’‘ Acaba aşık olduğum, birlikte vakit geçirmekten büyük keyif aldığım bu erkek,bana maddi olarak yetebilir mi?Bir ev geçindirebilir mi?’’ diye.. Ara sıra sözlerle çaktırmadan ’‘yokluyor’’, nafile. Birçok kez hesabı birlikte ödedikleri erkek arkadaşları ’–’‘Kadın dediğin çalışmalı, kendi geliri olmalı, ne biliyim bir ihtiyacı olur, rujunu falan alır, hem evde oturunca sıkılır’’ gibi sözler söylüyor yeri gelince. Sinyaller bizim kıza aynen şöyle gidiyor: ’‘Eşinin rujunu dahi alamayacak bir erkekten koca nasıl olur?Baba nasıl olur?’’
Evli arkadaşlarına danışıyor, hepsi farklı dilden konuşuyorlar. Kimi cimri olmasın diyor, kimi evlilikte anlayış ve saygı diyor’… İş maddiyata geldiğinde ise hepsi ağızbirliği yapmışlar gibi aynı şeyi söylüyor:’‘Para olmadan huzur olmaz, alıştığın hayat düzeyinden aşağıya inersen ne aşk kalır ne de meşk..’’
***
Erkek arkadaşı yeni yıkanmış arabası ve Faconnable gömleği ile kızı alıp Çeşmeye gidiyor, Kız üzerinde Armani parfümü ve Hermes çantası ile eşlik ediyor, yol boyunca ’‘Küba’’ya gidip fotoğraf çekmekten, Yılmaz Özdil’’in son köşe yazısından, sigarayı bırakıp bir otelin spor salonuna yazılmaktan’’ bahsediyorlar.. Ama gelin görün ki evlenip birlikte bir yuva kurmayı büyük bir külfet olarak görüyorlar.. Erkek, danışmanlığını yaptığı çok uluslu şirkete, ya da yıllarca çalışıp kariyer basamaklarının hala başlarında olduğu holding’’e, her an ayağı kaydırılabilir endişesi ile güvenemiyor’… Bunu da kesinlikle belli etmiyor, dışarıya muhteşem bir izlenim veriyor. Gel gör ki iş ciddiye binince elini taşın altına sokamıyor.. Hem de sevdiği kadını kaybetmek uğruna..
***
Bana içini açtığında inanamadım.. Dışarıdan bakınca ne kadar da uyumlu bir çift diyebileceğiniz iki kültürlü insan, garip bir çıkmazdalar. ’‘-Bence sen Maaşk sendromu’’na yakalanmışsın!’’ dediğimde ilk önce afalladı. Sonra benim uydurduğum bu sözcüğü herkesle paylaşmaya başladı, erkek arkadaşıyla bile!
Ya bu deveyi güderler, ya da bu diyardan giderler ama bildiğim o ki, maalesef günümüzde iki genç insanın aşkı maaş’’larına bağlı oluyor’… Maaşk sendromuna bir şekilde tutuluyorlar..