Liderine ipotekli vicdan ile değişim sağlanabilir mi?

Abone Ol
Türkiye günlerdir Anayasada yapılmak istenilen değişiklikleri izlemekte. 72 Milyonun bugününü ve yarınlarını ilgilendirse de büyük çoğunluk için bu değişiklikler her hangi bir yasa kadar bile önemli görülmemektedir.’¶
Böylesi bir toplumsal duyarsızlığın çok farklı nedenleri olsada ikisi dikkat çekicidir. Birinci neden bundan önce insanımızın yaşam kalitesini ve demokrasinin standartlarını yükseltme vadii ile 16 kez yapılan değişikliğe rağmen ne devlet anlayışında nede siyasetçimizin kalitesinde hiçbir gelişmenin olmadığının görülmesi, ikinci nedende toplumun tümünü ilgilendiren bu değişikliklerin bir AK Parti projesi olarak algılanmasıdır.
Başbakan ve iktidar partisinin sözcülerine göre bu değişikliklerin amacı demokrasiyi geliştirip, etkin ve tarafsız bir yargı yaratmak olarak takdim edilmekte, ana muhalefet CHP’’ye göre ise Cumhuriyet’’in tüm kurumlarını ele geçiren AK Parti’’nin yargıyı da ele geçirip tek parti hegemonyasını kurma çabası olarak gösterilmektedir. Esasen CHP bu yaklaşımıyla önümüzdeki döneme ilişkin umutsuzluğunuda dolaylı olarak itiraf etmektedi ki, zaten mevcut parti yapısıyla aksi iyimserlik olurdu.
Yapılmak istenen değişikliklere özünden ziyade zamanlamayı gerekçe göstererek karşı çıkan MHP ise red oyu vermekle birlikte oylamalara katılmak suretiyle AK Parti’’nin çabalarına meşruiyet kazandırmaktadır ki bu durum MHP tabanının olası bir referandumda Evet oyu kullanacağının da işareti sayılabilir.
Anayasanın yargı ve parti kapatmaya ilişkin üç maddesine şiddetle karşı çıkan CHP’’nin bu tavrı haklı görünse de adaletin birgün kendisine de gerekli olacağını geç hatırlayan yüksek yargı ile dayanışma halinde görünmesi bu partinin etki alanını sınırlamaktadır. CHP’’nin bir başka paradoksu da evrensel sol değerlerden uzaklaşıp, Ankara’’nın asker, sivil üst bürokrasisi ile fazlaca yakın görüntü içine girmesidir ki, o kesimlerin toplumsal itibar kaybının fazlası ile CHP’’yi de etkiliyeceği açıktır.
Yapılmak istenilen Anayasa değişikliklerinin demokrasinin ihtiyaçlarından çok R.Tayyip Erdoğan’’ın Başkanlık sistemine geçiş hevesi olduğu Baykal tarafından hayal olarak görülmesi ise Baykal’’ın yeni bir öngörüsüzlük zaafiyetidir. Zira Ergenekon davalarıda dahil, son bir ikiyıldan beri peşpeşe yaşanan gelişmeler, R.Tayyip Erdoğan ve AK Parti’’nin Türkiye’’yi yeniden şekillendirme projesinin parçaları olup, Baykal ve CHP’’nin miadını doldurmuş eski düzeni savunarak bu projeyi engelleme şansı yoktur.
Baykal ve CHP kurmaylarının 40 yıllık Sosyaldemokrat iddialarından vazgeçme pahasına, çıkarları doğrudan bu düzenin sürmesine bağlı olan kesimlerle girdikleri ittifak onlara ik iseçimde baraj sigortası sağlamış olsa da uzun vadeli gelecek garantisi vermemektedir. Bu nedenle şu aşamada CHP üzerinde mutlak otoritesi tartışılmayan Genel Başkan Baykal’’ın CHP’’nin geleceğini inşa edebilmesi için son bir fırsatı vardır.
Çok fazla umutlu olmamakla birlikte, şayet Baykal her şeye rağmen hala marka değeri bulunan CHP’’yi Türkiye’’nin geleceğinde de etki sahibi bir parti yapmak istiyor ise bu kurultayda kendini aşan bir liderlik sergiliyerek partisini her bakımdan bilgi çağının gereklerine göre şekillendirmek zorundadır Baykal bir müddet önce Haber Türk TV’’de Fatih Altaylı’’nın ısrarlı değişim sorularına cevaben ’“1994’’te %4 lük bir parti iken birlikte olduğum insanları nasıl feda ederim tarzında’” bir cevap vermiş olsa da CHP’’nin tarihini bilenler o günkü kadrodan yanında bir iki kişinin kaldığını onların da uzun parlementerlik yaşamlarına rağmen konuşma özürlü olduklarını bilinmektedir. Baykal’’ın değişim beklentilerine karşılık hayal ettiği kadro yine vicdanını liderine ipotek etmiş isimlerden oluşur ise yapılacak ilk genel seçimlerden sonra onu kurtarmaya Önder Sav’’ın bile gücü yetmiyecek gibi görünmektedir.