Evrende hiçbir kavram yoktur ki laisizm kadar hırpalansın, yok edilmeye çalışılsın, düşmanlık beslensin.’¶
Ne İsa’’ya ne Musa’’ya yarandı diye bir değim vardır. Galiba bu deyimin en uygun düştüğü terim laisizmdir. Gerçekten hiç kimseye yaranamamış bir terim laisizm.
Peki, neden bu düşmanlık. Ne yapıyor da bu düşmanlığı hak ediyor. Gerçekten laisizm yok edilmeli midir?
LAİSİZME KİMLER KARŞIDIR
Buna kısaca herkes veya hiç kimse diye cevap verebiliriz. Gerçekten şu inançta yada bu inançta olanlar karşıdır diyemiyoruz. Yada şu inançta veya bu inançta olanlar laiktir de diyemiyoruz. İnancın baskın olması ile ilgilidir. Mesela Müslümanlar karşıdır diyemiyoruz. Müslümanlar taraftır da diyemiyoruz. Yada Hıristiyanlar,Yahudilerde diyemiyoruz. Aynı inanç gruplarını taraftarda diyemiyoruz.
Somut örnekler verirsek; mesela İsrail’’de Musevilerin baskın çoğunluğu laisizme karşıdır. Buna karşılık başka ülkelerde yaşayan Musevilerin tamamına yakını laiktir. Hıristiyanların baskın olarak yaşadığı Herhangi bir ülkeyi de örnek gösterebiliriz.
Dinlerin olduğu kadar alt gruplarının da aynı yapıda olduğu görülebilir. Şia ağırlıklı İran’’da Sünniler, Sünni ağırlıklı Türkiye’’de Aleviler, şialar laisizme sıcak bakmaktadırlar.
Demek ki belirli bir din veya inanç grubuna mal edemiyoruz karşı olmayı yada taraftarlığı.
O halde karşı olma yada taraftar olmanın koşulu azınlık veya çoğunluk olmakla ilgilidir. Sayısal fazlalığa sahip inanç grubu diğerlerini baskı altında tutmak, hatta asimile etmek istemektedir. Zira onlara göre kendi inançları doğru diğerleri yanlış. Yola getirilmeli doğru benimsetilmelidir. Tek engel ise evrensel kabul görmüş olan laisizmdir.
LAİSİZM NEDİR?
Kimilerine gör, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Kimine göre dinsizlik, kimine göre inanç özgürlüğüdür.
Bana göre laisizm: baskın inanç için katlanma yükümlülüğü, azınlık için ise inanç özgürlüğüdür.
Sayısal üstünlüğe sahip inanç grubu için hiçbir engel yoktur. Kendi kutsallarına göre yaşamını dilediği oranda kendisi belirler. Oysa azınlıkta olan istediği şekilde hareket edemez. Çoğu kez inancın gereklerini gizli yapar, kimi kez ertelemek zorunda kalabilir. Baskın inancın izin verdiği ölçüde özgürdür. Azınlığın yegane koruyucusu laisizmdir. Yani inanç özgürlüğü. Oysa baskın inancın önünde bir engeldir lasizm. Kısmen de olsa laisizmin var olması ile katlanma yükümlülüğü doğar.
KİŞİLER LAİK OLABİLİR Mİ?
Peşinen hayır diyebiliriz. Bu anlamda hiçbir kişi ben laikim deme hakkına sahip değildir. Çünkü laisizm bir ideoloji değildir. Fakat ideolojilerin yaşamasını sağlayan sistemdir.
Deniz laisizmdir. Denizde yaşayan her hangi bir canlı ise laisizmin yada denizin sağladığı ortamı kullanan gruplardır. Şimdi, balina bütün cüssesine rağmen nasıl ki ben denizim diyemezse kişilerde ben laikim diyemez. Aynı şeyi bahçe-çiçek orman ağaç ilişkilerinde de düşünebiliriz.
O halde kişiler laik olamaz. Kişiler, Musevi’’dir, Hıristiyan’’dır, Müslüman’’dır, Alevidir,solcudur, sağcıdır, Kemalist’’tir, ama asla laik değildir.
Kişiler laik olamaz, ancak kişilerin oluşturduğu devlet laik olabilir. Devletin inanç bakımından homojen olup olmadığı laisizmi belirleyen en büyük etkenlerden biridir.
LAİSİZMİN ORTAYA ÇIKIŞI
Laisizmin Fransa’’da ortaya çıktığı iddia edilir. Ünlü bir espri vardır. Yer çekimini kim buldu?Yanıt: Newton Espri ise ’“yok ya ondan önce yok muydu’”
Espiriyi laisizm içinde yapabiliriz. Ondan önce yok muydu?Vardı. İnsanın değişik şeylere inanabilme yetisini kazandığından beri laisizm vardır. Yer çekimi gibi adı konulmuştur sadece.
Laisizmin bir ideoloji olmadığını,bireylerin laik olamayacağını yukarıda inceledik.
O halde laik- antilaik karşıtlığı mümkün olmayan bir iddiadır.
Hiç kimse laik olmadığına göre hiç kimsede anti laik değildir. O zaman kendilerini inanç grubu olarak adlandıran sayısal üstünlük sahiplerinin laisizmle alıp veremediği nedir?
Donkişot’’un yel değirmenlerine saldırması gibi inanç grupları da kendi yel değirmenlerini yaratmış saldırıyorlar. Ama neden?
Nedeni gayet açık değil mi?Elbette açık. Gerçekte saldırdıkları kendilerinden olmayanlardır. Saldırılarını doğrudan yaptıkları taktirde karşılaşacakları tepkiler, hesaplaşma, beşeri düzenin yasaları saldırıyı bertaraf edecek, yada karşı saldırıyı açığa çıkaracaktır. O halde öncelikle kendilerinden olmayanları koruyan sistemin yok edilmesi gerekir. Buda kuşkusuz laisizmdir.
TÜRKİYE’’DE TÜRBAN SORUNU
Türban olarak adlandırılan örtünme şekli neredeyse son otuz yıla damgasını vurdu. Türban gerçekten bir sorun mu, yoksa yaratılmış yel değirmenleri mi?
Bir kesim türban taktığı için mağdur olduğunu ileri sürüyor. Bir kesim kamusal alanlar yaratarak yasaklar koymaya çalışıyor..
Elbette gene suçlu laisizm. Vurun abalıya’…
Şimdi türbana karşı olanlar kimler?Mesela Siyonistler diye suçlanan Museviler mi?Hıristiyan’’lar mı?Yada İslam’’ın alt grupları olan mezhepler mi?Hiçbiri.
Ne farklı dinlerin nede baskın mezhep dışındaki mezheplerin türbanla sorunu olamaz. Yani İslam’’ın baskın kesiminin nasıl giyinip giyinmeyeceğine, ne takıp takmayacağına azınlık grupları kesinlikle karışmaz. Karışamaz. Azınlık grupları ancak ve ancak kendi yaşam tarzlarına karışılmaması dileğindedirler. Baskın görüşün ne giyip giymeyeceği azınlıkları ilgilendirmez bile.
Gerçekten bir türban sorunu olduğuna, azınlıkların bu soruna dahli olmayacağına, en önemlisi laisizmin, türban karşıtlığı bir yana aksine türban takanları da koruyan yapısı sabit olduğuna göre türban karşıtları kimlerdir, yasakları kim koymaktadır?
Anlaşılacağı gibi yine Müslüman’’lardır. Üstelik sayısal çoğunlukla aynı mezhebe bağlı Müslümanlardır.
Buna akli Müslümanlarla nakli Müslümanlar arasındaki çekişme diyebiliriz. Yada sade İslam ile siyasi İslam’’ın görüş ayrılığı.
Türbanın siyasal bir hareketin ürünü olduğu bilinen bir gerçektir. Anadolu örtü tarzı olan başörtüsü bu güne kadar hiçbir kesim tarafından sahiplenilmediği gibi hiçbir kesim tarafından da eleştirilmemiştir. Aynı hoşgörü veya hoşgörüsüzlüğün başörtüsüne yönelmemiş olması, başörtüsünün siyasallaşmamış olmasındandır.
O zaman şu soru akla gelecektir elbet. Aynı dine ve aynı mezhebe bağlı insanlar arasında bu karşıtlık, çekişme ve hatta kavga neden çıkıyor?
Türban taraftarları. Ben inancım nedeniyle takıyorum dese aslında sorun çıkmayacak. Fakat Allah’’ın emrini yerine getiriyorum dediği için sorun çıkıyor. Çünkü Aynı Allah’’a aynı peygambere ve aynı mezhebe bağlı diğer Müslümanlar Allah’’ın emrini yerine getirmemiş pozisyonuna düşüyorlar. Reformist yanlı bu kesim ilgili kuralları farklı yorumluyor. Türbanın siyasal yapısına işaret ediyor. Karşı grubun hemen çoğunluğunun ya anası ya bacısı ya eşi başörtülüdür. Bu grubun samimiyetsizliği de iddia edilemez. İslamcı yada dinci diye tabir edilen ve gerçekten türbanı simge haline getirerek siyasi potansiyel sağlayanların dışındaki türban takanların samimiyetinden de kuşku edilemez.
O halde sorunun İslam’’ın kendi içinde çözümlenmesi gerektiği de açıktır.
Bütün bu anlatılanlardan sonra hala laisizme saldırı olursa ne diyelim kolay gelsin. Yel değirmenleri tükenmez.
Elbette laisizm bundan önce olduğu gibi bundan sonrada tüm inanç gruplarını barındırmaya devam edecektir. İ
Çünkü laisizm inanç özgürlüğüdür.
LAİSİZM ÜLKESİ
Doğru mu değimli bilmiyorum, ancak her kim konuşmaya başlasa ülkenin % 99 unun Müslüman olduğunu söyler. Pek itiraz da edilmemiştir.
Bu olgu dahi türban taraftarlarınında karşıtlarının da İslam kimliği içerisinde olduğunu göstermektedir.
O halde neden hala laisizm saldırıya uğruyor?
Siyasal İslamcılar gerçekten oyunu kurallarına göre oynuyorlar. Akıllı taktikler kullandıkları gibi çokta iyi organize oluyorlar.
İki ülke savaştığında, savaş hangi ülkenin topraklarında yapılıyorsa o ülke hep savaşı kaybeder. Çünkü savaşılan ülke askeri varlığı ile zarar gördüğünden çok, sivil varlığı ile de zarar görür. Ayrıca binaları, köprüleri, fabrikaları gibi ekonomik varlıkları da yok olur yada zarar görür. Oysa işgalci ülke en kötü ihtimalle gönderdiği askerleri ve askeri malzemeleri kaybeder.
Siyasal İslam bunu çok iyi bildiğinden savaşı hep laisizm ülkesine yıkmıştır. Dolayısı ile hırpalanan, suçlanan hep laisizm olmuştur. Böylece İslam içindeki mevzilerini güçlendirmişlerdir.
Gerçekte din özgürlüğü olan laisizm onların dilinde dinsizlik halini almıştır.
İş akli İslam’’a düşmektedir. Ya içtihat kapısını yeniden aralayacaklar. Yada teslim olacaklar.
Laisizm ülkesi tehlikede’….
Genelde bütün dinleri, özelde İslam’’ı incelediğimizde aslında dinlerin laisizme karşı olmadığını görürüz. Buradan şu sonuç çıkarılabilir.
Dinler değil dinciler laisizme karşıdır.
Her dinin dincileri, yalnız kendi dinlerini hak olarak kabul ettiğinden, diğerlerini sapkın, din dışı kabul etmektedir. Bu belki bardağın dolu tarafından bakıldığında inançlı insanların inancının bir sonucu ve doğal sonuç olarak kabul edilebilir. Ne var ki gerçek çoğu zaman dolu taraftan bakıldığı gibi değildir. Her dinin dincileri aynı zamanda ekonomik çıkarlarla birlikte iktidar erkini de kullandıklarından olaya siyasal boyutta katar. Demokrasiyi laisizmi içermeyen siyasal yapının da kendilerinin dışındakileri yok sayacağı açıktır.
İslam’’a göre diğer tanrısal dinler, İslam’’ın gelişi ile birlikte yürürlükten kalkmıştır. Musevilere göre tek hak din kendilerinin ki. Diğerleri tanrısal değil. Hıristiyan’’lar ise öncekinin yürürlükten kalktığını, sonrakinin tanrısal olmadığını ileri sürer.
DOĞRU NEDİR?
Yeri gelmişken ’“doğru’”yu tartışmak lazım.
Gerçekten doğru nedir?
Arthur Millar operaya gitmiş. İki ünlü sanatçının konseri varmış. Konser sonrasında gazeteciler, sanatçıları nasıl bulduğunu sormuşlar. ’“ikisi de öküz gibi bağırıyor.’” Demiş. Herkes şaşırmış ’“nasıl olur’” demişler. Millar bunu ben söylemiyorum, konserden önce her iki sanatçıya da diğerini nasıl bulduğunu sordum her ikisi de ’“öküz gibi bağırıyor’” dedi. Demiş.
Her halde üç dinin mensupları ile .görüşen tarafsız biri, sorulduğunda ’“tanrısal değiller’” cevabını verecektir. Yada ’“üçü de yalan söylüyor’” sonucuna varacaktır.
Gerçekten yalan mı?Elbette değil. Çünkü inanılan şey doğrudur. Bilimsel verilere dayanmayan sosyal olaylarda mutlak doğru yoktur. Doğrular vardır. Dahası herkesin kendi doğrusu vardır. Yalan yada yanlış olduğunu bile bile inanmak mümkün olmadığından, herkesin inandığı doğrudur. Şimdi bir Hırıstiyan; ’“Aslında doğru olan İslam ama. Bakma biz gene de İsa’’ya inanırız’” demesi mümkün müdür?Değildir.
Durumu siyasal yapılanmada da görürüz aslında. Ben milliyetçiyim ama doğru olan solculuktur, diyen bir milliyetçi görmedim. Tersini de görmedim. Ama görüş değiştirenleri çok gördüm. Bir kısmı samimi idiler ki, onları yadırgamadım. Gerçek inançlarıydı. Saygı duydum. Ama bir kısmı menfaate dayanıyordu ki, işte onlar dönektir.
İSLAM VE LAİSİZM BAĞDAŞIR MI?
Laisizm farzı ala
Anlamadınız mı hala
Kul kulluk etmezse kula
Laisizm sayesinde
Sıkça kullanılan birkaç söylem vardır ki, duyduğum zaman tüylerim dikenleşir, sinir olurum.
Bunlardan birisi ’“dış güçler.’” Bir diğeri ’“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’” ve sonuncusu da ’“laisizm İslam’’la bağdaşır mı?’”
Birincisi aciz siyasetçiler kullanır. Başaramadıkları tüm sorunlar dış güçlere yüklerler. İkincisini sonradan görme, hak etmeden elde etmiş kişiler kullanır ki buna da tahammül edemem. Sonuncular ise ne İslam’’ı nede laisizmi tanımıştır.
Kişilerin laisizme bakış açısına göre soru da değişir. İslam’’i pencereden bakanlar laisizm İslam ile bağdaşır mı, şeklinde sorarken öbür pencereden bakanlar İslam laisizm ile bağdaşır mı diye sorar.
Doğru soru ikincilerin soruş şeklidir. Çünkü üst kavram laisizmdir. Laisizm İslam’’ ın da içinde bulunduğu tüm inançları barındırır. Nasıl ki demokrasi, sağcıyı solcuyu, etniteyi içinde barındırırsa laisizmde inanç yönünden aynı işlevi görür.
Üst kavram alt kavram ilişkisi bakımından doğru bu olmakla birlikte, özü itibariyle de İslam’’ın laisizm ile bağdaşıp bağdaşmayacağı tartışılmalıdır.
Sıkça belirttiğimiz gibi laisizmin hiçbir inançla sorunu olamaz. Aksine denizin nehirleri kucaklaması gibi laisizmde tüm inançları kucaklar, olduğu gibi kabul eder. Nehirler hızlı akar, nehirler kirlidir, nehirler tatlıdır, kireçlidir. Yinede deniz onlara sen kirlisin sen hızlısın demez aynen, olduğu gibi kabul eder.
O halde soruyu yineleyelim; ’“İslam laisizm ile bağdaşır mı?’”
LAİSİZM FARZDIR
İslam öğretisinde dört kaynaktan bahsedilir. Bunlar: farz, sünnet, kıyas ve içtimadır.
Farz: Kuran’’da yer alan Allah’’ın emirleridir. Sünnet: Peygamberin ya doğrudan emirleri, ya da uygulanmasına musaade ettiği, ses çıkarmadığı uygulamalardır. Kıyas: Bir konuda hüküm bulunamamış ise, benzer bir uygulama esas alınarak yapılan çözümlemedir. İçtihatlar ise: İslam alimlerinin tereddüt hasıl olan hususlarda, fikir birliği sağlamasıdır.
Kaynaklar sıralamasında ilk sıranın farz olduğunda tereddüt yoktur. Diğer bir ifade ile diğer üç kaynak farza aykırı olamaz.
Bu nedenle İslam’’ın laisizm ile bağdaşıp bağdaşmayacağını farz (kuran emirleri) bağlamında görebiliriz.
Bir ayet ’“de ki sizin dininiz size benim dinim bana der’” işte bu laisizmdir. ’“Dinde zorlama yoktur’” ayeti de örnek verilebilir.
Daha bir çok ayet sayabiliriz.
Keza Kuran’’ın diğer dinlerin onaylayıcısı olduğu şeklinde ki ayette, diğer dinlerin ve hatta sabiiliğin dahi kabulü anlamındadır. bu ayetlere kimsenin itirazı olamayacağına göre laisizmin İslam’’ın kabulü içinde olduğuda açıktır. O halde son söz İslam Laisizm ile bağdaşır. Bağdaştıramayanlar, hatta saldıranlar, düşman ilan edenler ise ancak ve ancak dinden nemalananlar olup, bunlarda her dinde mevcuttur.