Bu sabah hemen bütün İngiliz gazetelerinde aynı haber vardı… İngiltere Maliye Bakanı RachelReeves, İran savaşı nedeniyle tetiklenen enflasyonu sınırlamak amacıyla süpermarketlere gıda fiyatlarına tavan fiyat uygulaması için baskı yapıyor. Maliye Bakanı, bürokratik engellerin azaltılması karşılığında marketlerden ekmek, yumurta ve süt gibi temel gıda maddeleri için müşterilerden aldıkları fiyatları sınırlamalarını istemiş…
Jeopolitik krizlerin ekonomik faturası, kelebek etkisiyle küresel tedarik zincirlerinin en hassas halkalarını vurmaya devam ediyor. İngiltere Maliye Bakanı RachelReeves’in, İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla tetiklenen enflasyonu dizginlemek adına süpermarketlere “tavan fiyat” baskısı yapması, serbest piyasa ekonomisinin sınırlarını yeniden tartışmaya açtı. Ekmek, süt ve yumurta gibi temel gıda maddelerinde fiyat sabitleme arayışı, sadece ada ülkesinin değil, küresel ekonominin ve yapısal enflasyonla mücadele eden Türkiye’nin de çok iyi bildiği bir ekonomik reflekstir.
Ancak tarih ve ekonomi bilimi, palyatif (geçici) çözümlerin yapısal krizleri çözmeye yetmediğini defalarca kanıtlamıştır.
İngiltere’nin 1970'ler Paradoksu ve Serbest Piyasa Direnişi
İngiliz Perakende Konsorsiyumu (BRC) CEO’su Helen Dickinson’ın bu hamleyi “1970’lerin başarısız politikalarına geri dönüş” olarak nitelendirmesi altı boş bir iddia değildir. Ekonomi literatüründe tavan fiyat (priceceiling) uygulamaları, kısa vadede tüketiciyi koruyor gibi görünse de orta ve uzun vadede kaçınılmaz olarak şu sonuçları doğurmuştur: Arz Azalması ve Karaborsa: Üretici veya satıcı, maliyetinin altındaki bir fiyata zorlandığında ürünü piyasaya sürmekten vazgeçer. Bu da tezgahların boşalmasına ve kuyruklara yol açar.Kalite Deformasyonu: Fiyatı sabitlenen ürünlerin gramajı düşer veya kalitesi azalır.Gözden Kaçan Piyasa Gücü: Bir süpermarket kaynağının belirttiği gibi, piyasanın kendi kendini dengeleme mekanizması devre dışı bırakıldığında, suni bir kıtlık eko-sistemi yaratılır.
Mart ayında yüzde 3,7 olan gıda enflasyonunun, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklık sebebiyle (gübre ve lojistik maliyetleri artışı) daha da tırmanacak olması, İngiltere’yi popülist ama riskli adımlar atmaya zorluyor.
Şimdi de işin küresel boyutuna “enerji ve tarım koridorlarının tıkanması” açısından bakalım.
İngiltere’deki bu durum, küresel bir sistem krizinin yalnızca bir semptomu. İran merkezli gerilim ve Hürmüz Boğazı’nın işlevsizleşmesi, dünya genelinde iki temel direği sarsıyor. Enerji ve Gübre. Deniz ticaret yollarının güvenliğini kaybetmesi, sigorta ve navlun maliyetlerini katlamaktadır. Bu durum, küresel çapta taşınan her gıda ürününün maliyetine doğrudan yansır.Gübre hammaddelerine erişimin zorlaşması, küresel tarımsal üretimi düşürme riski taşımaktadır. Dolayısıyla İngiltere'deki tavan fiyat tartışması, yarın Fransa'da, Almanya'da ya da ABD'de farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir. Gelişmiş ülkeler bile artık “serbest piyasa” ilkelerini askıya almayı düşünecek kadar çaresiz kalabilmektedir.
Türkiye gerçekleri
Türkiye, İngiltere'nin bugün tartıştığı “tavan fiyat”, “tanzim satış” ve “market denetimleri” gibi uygulamalara yabancı bir ülke değildir. Son yıllarda yüksek enflasyonla mücadele eden Türkiye ekonomisi, benzer kriz dönemlerinde market zincirlerine yönelik cezai yaptırımlar, fahiş fiyat incelemeleri ve tarım kredi kooperatifleri üzerinden fiyat sübvansiyonları uygulamıştır.
Maliyet Enflasyonu Gerçeği: Türkiye tecrübesi göstermiştir ki, enflasyonun kaynağı talep veya zincir marketlerin “fırsatçılığı” değil de (Hürmüz örneğindeki gibi) döviz, enerji, gübre ve lojistik gibi girdi maliyetleri ise, satıcıya baskı yapmak fiyatları düşürmez; aksine üretimi durdurur.
Küresel Şoklara Karşı Kırılganlık: Türkiye, tarımsal girdi (gübre, mazot, ilaç) bakımından dışa bağımlı bir yapıya sahiptir. Orta Doğu'da tırmanan bir savaşın yaratacağı küresel gübre krizi, halihazırda yüksek olan yerel gıda enflasyonunu daha da kırılgan hale getirebilir.
İthal Enflasyon: İngiltere gibi gelişmiş bir ekonominin bile küresel tedarik zinciri kırıldığında tavan fiyata sığınması, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin “ithal enflasyon” karşısında yapısal reformlara (yerli üretim, lojistik çeşitliliği, enerji bağımsızlığı) ne kadar muhtaç olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
İngiltere Maliye Bakanı Reeves’in bürokratik kolaylıklar karşılığında marketlerden fedakarlık istemesi, siyasi açıdan anlaşılır bir hamledir ancak ekonomik olarak sürdürülebilir değildir. Sorunun kaynağı market rafı değil, Hürmüz Boğazı'ndaki jeopolitik kriz ve bunun küresel üretime olan maliyetidir.
Gerek dünya genelinde gerekse Türkiye özelinde enflasyonla mücadelenin yolu; piyasa mekanizmalarına polisiye tedbirlerle veya tavan fiyatlarla müdahale etmekten değil, arz güvenliğini sağlamaktan, lojistik rotaları çeşitlendirmekten ve üretim maliyetlerini düşürecek yapısal reformları devreye sokmaktan geçer. Aksi takdirde, 1970'lerin kuyrukları ve kıtlıkları, modern dünyanın süpermarket zincirlerinde yeniden boy gösterebilir.