Kültürel miras uzmanlarının çağrısı…

Abone Ol

Sanat Tarihçisi Nalan Yakarçelik’ten “Kültürel miras uzmanları görünmeyen emeğin görünmesini istiyor” başlıklı bir mektup aldım. Meslektaşımın bu görüşlerine katılarak yayımlıyorum.

***

Bir müzenin vitrininde duran eser yalnızca “sergilenen bir obje” değildir.
Onun arkasında yıllar süren eğitim, arşiv çalışması, saha emeği, bilimsel araştırma ve büyük bir kamusal sorumluluk vardır.

Türkiye’de arkeologlar, sanat tarihçileri, müze uzmanları ve müze araştırmacıları; sessizce ülkenin hafızasını koruyor.
Kazılarda toprağın altında…
Depolarda binlerce eser arasında…
Müzelerde, koruma kurullarında, laboratuvarlarda, arşivlerde…

Ama çoğu zaman görünmeden.

Bir eserin kayda alınması, korunması, taşınması, belgelenmesi, sergilenmesi ya da gelecek kuşaklara aktarılması; yalnız akademik bilgi değil, ciddi bir teknik uzmanlık gerektiriyor. Çünkü kültürel miras alanında yapılan hata geri döndürülemiyor. Yanlış restorasyon, yanlış müdahale ya da ihmal; bazen yüzlerce yıllık bir hafızayı yok edebiliyor.

Bugün Türkiye’nin kültürel mirası yalnız tarih meselesi değil. Aynı zamanda turizm, kültürel diplomasi ve uluslararası itibar meselesi. Dünyaya anlatılan her medeniyet hikâyesinin arkasında ise görünmeyen bir uzman emeği bulunuyor.

Tam da bu nedenle arkeologlar, sanat tarihçileri ve müze uzmanları son dönemde sosyal medyada “Kültürel Miras Uzmanları” platformu altında bir araya gelerek seslerini duyurmaya çalışıyor. Mesleklerinin görünürlüğünü artırmak, kamuoyunun dikkatini görünmeyen emeğe çekmek ve kültürel miras alanındaki uzmanlık sorumluluğunun daha adil değerlendirilmesini istiyorlar.

Ancak kültürel miras uzmanları, taşıdıkları teknik sorumluluk ve kamu yüküne rağmen özlük haklarında ciddi eşitsizliklerle karşı karşıya olduklarını söylüyor. Aynı kamu süreçlerinde görev alan, aynı dosyalarda çalışan, benzer hukuki ve idari sorumluluk üstlenen meslek grupları arasında büyük farklar bulunduğunu dile getiriyorlar.

Onlara göre mesele yalnız maaş değil.

Mesele; kamusal emeğin tanınması, uzmanlığın görünür olması ve kültürel mirası koruyan insanların hak ettiği değeri görebilmesi….

Çünkü bir ülkenin geleceği kadar, hafızası da korunmak zorunda.

Ve o hafızanın sessiz nöbetçileri artık görünmek istiyor.

Nalan YAKARÇELİK/ Sanat Tarihçi