Kriz yatağı ’‘teğet’’ geçmedi

Abone Ol
Dünyayı saran küresel kriz, ülke yöneticilerine göre ’‘Türkiye’’yi teğet’’ geçti. Ancak Dr. Deniz Arslan’’a göre değil teğet geçmek yatağımıza kadar indi. Ege’’de Sonsöz Yazar ailesine katılan Arslan’’ın ilk yazısı’…’¶

***
Cinsel ilişkinin başlaması için çiftlerin her ikisinin de ilişki için hazır olması gereklidir. Aksi durumda biri tatmin olurken (Türkiye'de bu çoğunlukla erkektir) ilişki diğeri için görev halini alır. Erkeklerin sürekli olarak cinsel ilişkiye hazır oldukları düşünülüyor olsa da bu yanlış bir düşüncedir. Çünkü bilinenin aksine erkekler de ’“duygusal’”dır ve dış etkenlerden çok çabuk etkilenirler. Erkeklerde halk arasındaki bilinen adıyla ’“iktidarsızlık’” ya da tıbbi adıyla empotans; cinsel ilişkiye başlayabilecek ya da sürdürebilecek kadar sertleşememeyi ifade eder ve birçok çalışmada erkeklerin %30-50'sinde böyle bir durumun görüldüğü tespit edilmiştir. İktidarsızlık başlı başına özel bir konu olduğu için, biz bu konuya çok ayrıntılı girmeyeceğiz. Burada ekonomik krizin iktidarsızlık üzerine etkilerini incelemeye çalışacağız.
İktidarsızlığın başlıca nedenlerine baktığımızda psikolojik sebeplerin tüm hastaların % 30-40'ını oluşturduğunu görüyoruz. En yaygın sebep anksiyetedir (gerginlik, endişe hali) ve olumsuz koşullanmaya yol açar. Cinsi ilişki ile bazı hoş olmayan ve anksiyete oluşturan olaylar (örneğin stres, aşırı çalışma, sertleşmeme endişesi, erken boşalma korkusu gibi) arasında bağlantı kurulur, bu bağlantı öğrenilir ve bu konuda endişe taşıyan şahsın zihninde yer eder. Bu nedenle sertleşmenin gerekli olduğu hallerde haz veya cinsi uyarılma yerine kişi endişe veya kaygı hisseder. Böylece, hoş olmayan hislenmeler sertleşmeyi engeller ve sonuçta kişi iktidarsız olur.
Erkeklere en eski zamanlardan beri yüklenen en önemli görev şudur; ’“Aileye bakmak, her zaman güçlü olmak ve liderlik yapmak.’” Bu eski çağlarda av bulmaktı. Günümüzde ise ’“evi geçindirmek''. Doğada dişi aslanlar çiftleşmek için sürünün en güçlü erkeğini seçerken, günümüzde kadınların da bu seçimi yaparken buna benzer özellikler aradıklarını görüyoruz. Tabi günümüzde güç kavramı ’“kas gücü'' değil ekonomik güçtür. Ev, araba, marka giysiler ya da iyi bir iş günümüz erkeğinin dişiyi cezbetmede kullandığı araçlardır. Bunlara sahip bir erkeğin kendine özgüveni de vardır. Ancak bunları kaybetme olasılığı ya da kaybedilmesi bu özgüveni ortadan kaldırır. Mecazi olarak erkeği kadına karşı ’“iktidarsız'' bırakır. Bu erkeğin kadın tarafından ’“seçilebilme'' ihtimali azalır. Seçilmişse de dişiyi cezbedebilme ve istekli bir ilişkiye hazırlayabilme kudretini kaybetmiştir. Erkek duygu durumu değişir. Bunun neticesinde ortaya çıkan ’“depressif bozukluk'' ekonomik kriz pençesindeki erkeklerde görülen başlıca psikolojik bozukluktur. Sonuç; iktidarsızlıktır.
Yorgunluk ve stres bir diğer iktidarsızlık sebeplerinden biridir. Kendini fazlasıyla zorlamış ve gücünü tüketmiş hisseden erkekler, kendileri için yük olacak tüm diğer sorumluluklardan otomatik olarak kurtulmak isterler. Aşırı çalışma fiziksel olarak da kişiyi yorar. Cinsel ilişkinin de fiziksel bir aktivite olduğu düşünülürse bunun için kişinin yeterince enerjisi kalmayabilir. İşini devam ettirmek için tatilinden ve dinlenme saatlerinden fedakarlık yapmak zorunda kalan böyle bir kişi içinde temel öncelik dinlenme olur. İşten atılma tehlikesi olan ya da işi kötü giden bir insan ’“aşırı derecede stres’”li olur. Bu nedenle aşırı sinirli ve ani tepkiler verebilir. Aşırı stres sertleşme üzerine olumsuz etki yapar. İlişki için kişinin konsantre olması gereklidir. Konsantrasyon güçlüğü çeken birinin erkek olsun kadın olsun doyuma ulaşması mümkün değildir.
Ekonomik kriz kişinin sosyal ilişkilerini de olumsuz etkiler. Örneğin daha önce partnerine hediyeler alan, yemeklere götüren, sürprizler yapan kişiler tasarruf tedbirleri sebebiyle bunları yapamayabilirler. Bu durum daha önceden buna alışkın olanlar için sorun oluşturabilir. Bu nedenle çiftler arasında tartışmalar daha sık görülür. Bu tartışmalar boşanmaya kadar gidebilir. Şu anda yaşadığımız krizin boşanmaları arttırdığını söyleyebiliriz. Ancak sayısal değerleri sonraki yıllarda göreceğimiz için krizin boşanmalar üzerine etkisine 2001 krizini örnek gösterebiliriz. Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) yaptığı çalışmada Türkiye'nin en ağır krizinin yaşandığı 2001 yılında boşanma sayısında belirgin bir artış yaşanarak, 2000 yılına kıyasla yüzde 45 artarak 50 bin 402'ye çıktığı tespit edilmiştir. Bunun sadece büyük şehirlere has bir sorun olduğunu düşünürsek yanılabiliriz. Bir diğer örnek de Bursa'nın küçük bir ilçesi olan Orhangazi'den. 2008 yılında geçtiğimiz yıla göre boşanma olayları % 10 artmış. Boşanma nedenleri arasında başlıca neden ise çiftler arasında ekonomik krizden kaynaklanan şiddetli geçimsizlik yer alıyor.
Ekonomik kriz dönemlerinde bireyler ’“zorunlu'' olarak tasarruf yapmaktadırlar. Öncelikle isteklerini erteler. Mesela alışverişi zorunlu ihtiyaçlar dışında yapmamaya çalışır. Tatile gidecek ise tatile gitmez. Bütün bunlar zaten krizden dolayı stres altında olan kişilerin psikolojini daha da olumsuz etkiler. Çünkü alışveriş (özellikle kadınlar için) günlük sıkıntılardan kurtulmanın yollarında biridir. Aynı şekilde tatil de kişinin kafasındaki sorunları atmasına, işyerinin getirdiği stres ve sorunlardan bir süre de olsa uzaklaşmasına olanak sağlar. Bunlardan fedakarlık etmek tasarruf adına uygun bir adım olsa da kişisel psikoloji üzerinde çok olumsuz sonuçları olabilir. Nitekim yine ATO'nun çalışmasında ekonomik kriz dönemlerin de intihar vakalarında anlamlı düzeyde artış olduğu görülmüştür. Sonuçta adı her ne olursa olsun piyasalardaki ’“kriz''in yatakta da krize yol açtığı bir gerçektir. Krizin ekonomiyi ’“teğet geçtiği'' söylense de çiftleri birbirine teğet geçer hale getirdiğini söylersek yanılmayız sanırım.