Körler ve sağırlar birbirini ağırlar…

Abone Ol
Toplumsal sorunlarımızı analiz ederken çoğunlukla sonuçlara bakarak varsayımlarda bulunuyor ve buradan yola çıkarak üstünkörü genellemeler yapıyoruz. Sorunlara yol açan temel nedenleri sorgulamaktan kaçındığımız ya da en hafif tabiri ile sorgulama yöntemlerini bilmediğimiz için; toplumsal olgu ve hadiseleri yaratan temel saikleri de derinlemesine inceleyip, anlayamıyoruz.
Mesela son Uludere olayı; kimimiz bombalama sonucu ölen 35 köylüyü terörist ilan etti ve 'oh olsun, hakkettiler' diye orduya övgüler yağdırdı… Kimimiz 'onlar sadece geçimini sağlamak ve öğrenci harçlığını çıkarmak için kaçakçılık yapan gencecik insanlardı' diyerek AKP Hükümeti'ni ve orduyu lanetledi…
Oysa kamuoyunda öne çıkan bu iki ayrı kutbun yanında azınlıkta kalan bir başka grup daha vardı. Sağduyunun sesi olan bu gruptakiler maalesef seslerini pek fazla duyuramadı. Anlatmak istedikleri hepimizin, herkesin bildiği şeyler olmasına rağmen…

Çünkü sesleri baskın çıkanlar kendi gürültülerinden başka bir şey duyamıyorlar. Kulakları sağır. Gözleri ise önlerinde olan biteni doğru dürüst seçemeyecek kadar astigmat.
Öldürülen 35 vatandaşımıza 'terörist' diyen de, 'kaçakçı' diyen de; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kimliği taşıyan insanlarımızın 'neden terörist' ya da 'neden kaçakçı' olmaya mecbur kaldıkları sorusunu sormak istemiyor. Soranlar ise kendi ezberlerine göre hemen yaftayı yapıştırıyorlar; 'onlar PKK tehdidi ile kandırılmışlardır' …
Bu tezi bir an için kabul edersek arkasından şu soruyu sormamız gerekir; acaba PKK ekonomik gelir ve eğitim seviyesi yüksek ailelerin çocuklarını niye kandıramıyor?
Soruyu bir başka şekilde sormak daha mümkün; acaba dünyaya Türkiye'nin doğusunda yaşayan yoksul ve cahil kalmış Kürt kökenli bir ailenin çocuğu olarak gelseydim, yaşadığım bölgedeki yüzyıllardır tek geçim kaynağı olan sınır kaçakçılığını ben de yapmaz mıydım? Beni ve ailemi ölümle ve çeşitli baskılarla tehdit eden PKK ya da feodal düzene nasıl ve neyle karşı koyabilirdim?
Türkiye'nin sadece doğu illerinde değil batı ve güney bölgelerini kapsayan pek çok illerinde kaçakçılık yapıldığı gerçeğini kabüllenmek istemeyenler 'ama doğu illerindekiler PKK'ya yataklık yapıyor' şeklinde bir savunmaya geçtiklerinde aslında başlarını iki kez kuma gömdüklerini dahi fark etmiyorlar.
Temel meselenin; sistemin bozuk, köhnemiş ve çürümüş yönetim mekanizmalarından, dış emperyalizme göbekten bağlı yerli burjuvazinin ülkenin temel kaynaklarını ve emeğini siyasi sistemle işbirliği yaparak sömürmesinden kaynaklandığını kavrayamıyorlar. 'Ülke nüfusunun yüzde on beşlik kesimini oluşturan en zengin grup milli gelirin yüzde seksen beşini paylaşırken, nüfusun yüzde seksen beşi neden milli gelirin yüzde on beşini paylaşmak zorunda kalıyor? Neden insanlarımız kaçakçılık yapmak ya da terörün kucağına itilmek mecburiyetinde? Ekonomik gücü ve rahatı yerinde hangi insan kaçakçılık yapmak veya terörist olmak ister?' diye sormak istemiyorlar.
Çünkü ülke gerçekleri ile yüzleşmeye cesaretleri yok. Çünkü yüzleşmeseler de yüz yüze geldikleri gerçeklere çözüm üretecek sağduyuları körelmiş… Çünkü bugüne kadar ezberledikleri sloganları papağan gibi tekrarlamak kolaylarına geliyor. Çünkü her sıkıştıklarında okkanının altına orduyu koymak rahatlığına alışmışlar. Çünkü yerlerinden kalkıp, silkinmeye ne niyetleri ne hacetleri var.
Tek yaptıkları 'cümbüşlü bir kakafoni' ile 'körler ve sağırlar birbirini ağırlar' diyaloğu. Bu nedenle Timur Selçuk'un şarkısındaki dizelere karşılık; ' maalesef bu düzen böyle gider, pireler filleri bir güzel yutar', bize de hep beraber oturup sızlanmak düşer demekten başka çare kalmıyor!