Dindar nesil ve kininin takipçisi bir nesil tartışmaları soğumadan eğitim sistemi tartışmaları başladı ki birbirini tamamlayan bu iki gündemin bu kadar iç içe olması da elbette çok olağan. Zorunlu eğitim beş yıldan sekiz yıla çıktığı zaman sesi gür çıkamayanların nasıl gücüne gittiyse bu uygulama fırsat ele geçince alınacak rövanş ta hafif kalmayacak anlaşılan.
Eğitimde tam sekiz yıla çıkarak ortalama düzeyimizi bir iki sınıf daha yukarı çekmeye başlamışken başa dönmekten öte iyice geriye sarıyoruz. Tam da akıllı tahtalar, elektronik kitaplar vaatleri sırasında. Türkiye'nin en batısında ve üçüncü büyük metropolünün tam ortasındaki okullarda bile kaloriferleri müdür yardımcıları yakıyormuş, temizlik yapmaya hizmetli yokmuş, güvenlik kadrosu diye bir kavram kimsenin aklından geçmiyormuş ne gam.
Her kayıt dönemi para toplanmayacak diye bas bas bağır ama temizliği kimin nasıl yaptığını sorgulama. Binaların altyapı yeterliliği, derslik sayıları, okul sayıları, deprem dayanıklılığı v.s ayrıca sorunlar yumağı zaten. Hiç görevi olmadığı halde belediyelerden okulların eksikleriyle ilgili taleplere de hiç girmeyelim.
Ne yapmalı peki bu yetersiz altyapı ortamında. Yeni okullar açıp, boşta kıvranan onca öğretmene kadro sunmak, okullara hizmet ve eğitim altyapısı sağlamak mı çözüm? Yoksa zorunlu din dersleri başta olmak üzere müfredatta bilimsel ve çağdaş adımlar atmak mı? Öğretmenlerin kendilerini geliştirecekleri olanaklar sınmak mı? Düşünen, sorgulayan, nitelikli ve dünyaya entegre olmakta zorlanmayan bir nesil yetiştirme gayretleri içinde olmak mı? Cumhuriyetin temel ilkelerini ve kazanımlarını sahiplenen bir yurttaş kitlesi oluşturmak mı? Kesinlikle değil. Hatta zinhar sakıncalı.
Sorunları çözmenin ve amaca uygun nesiller yetiştirmenin çok pratik yolları var. En büyük sorun okulların ve öğretmenlerin yetersizliği ise öğrencileri azaltırsınız olur biter. Bir zamanlar 'Okullar olmasa Milli Eğitim i idare etmek ne kolay olurdu' diye rivayet olunan anlayış gibi. Yeni oluşturulmaya çalışan sistemin getirilerine bir bakacak olursak saymakla bitmiyor.
Okul öncesi eğitim zorunlu olmazsa kadınlar evlerinde daha çok çocuklarıyla meşgul olabilecek.
Erken yaşta mesleki yönlenme sağlanabilecek ki 10 yaş bu iş için hiç te geç değil; özellikle zorunlu eğitim sekiz yıla çıkmadan önce kaportacılarda, berberlerde, demircilerde v.s o kadar çok bu yaşta çocuk vardı ki erken yaşta mesleki yönlendirme o dönemler daha etkin yapılabiliyordu.
Daha da önemlisi bir zamanlar ilkokul bitince ( beşten çıkınca ) Kuran Kursları vasıtasıyla din eğitimi şansı çok daha yüksekti. Dört yıllık bir devam zorunluluğu mevcut zorunlu din derslerinin yetersizliğini de ortadan kaldıracaktır. -Zaten okul müdürü olmaları nedeniyle din dersi öğretmenlerinde de ciddi bir eksilme yaşanıyor.- Böylece kadro üstüne kadro açılan Diyanet için daha çok kadro açma olanağı, camileri daha da etkinleştirme olanağı, daha çok imam yetiştirme olanağı da doğabilecektir.
İşte o zaman dindar, ve içindeki kini yaşatan ve sahiplenen istenilen bir nesil yetiştirmek için yapacak geriye bir şey kalır mı, doğrusu benim aklım daha ötesini almıyor. Aklımın almadıkları başımıza geldikçe de bir sonraki adımda ne yaparız bilememenin şaşkınlığını yaşıyorum elbette. Aklıma Sivas geliyor, deniz fenerleri geliyor, İran geliyor, oruç tutmadı diye bıçaklananlar geliyor, geliyor da geliyor.
Ecele faydası olsa da olmasa da korkuyorum.