Aylardır kamuoyu gündemini meşgul eden Münevver Karabulut cinayetinin kara kutusu katil zanlısı Cem Garipoğlu nihayet ele geçirildi.’¶ Emniyete verdiği ifadede kendi rızası ile teslim olduğunu söylese de günlük hayatımızın bir parçası haline gelen bu cinayet ile ilgili sade bir vatandaş bile en az Cem Garipoğlu’’nu sorgulayacak polisler kadar bilgi sahibi oldu’…
Yakalandıktan sonra verdiği ilk ifadede, ’“Keşke onun yerine ben ölseydim’” diyerek pişmanlığını dile getiren katil zanlısı, babasını cezaevinde yatmasına gönlünün el vermediği için teslim olduğunu vurguluyor.
Garipoğlu’’nun avukatı Gültekin Kaya’’nın katil zanlısını polise teslim etmeden önce yaşadıklarını dinlerken, avukatın bugüne kadar medyada yer alan ’“Testereli Cem’” imajını silip yerine duygusal, bir çocuk kadar masum bir insan portresi çizmeye çalıştığı izlenimini edindim.... Teslim oluş hikayesi de gerçekten ilginç’… Her şey bir rastlantıymış gibi sunuluyor’… Sanki aile katil zanlısının polise gideceğinden habersizmiş gibi bir senaryo’… Her neyse Garipoğlu, polisi beklerken karnı acıkıyor... Bunun üzerine büfeden sucuk ekmek alıp yiyor... Ayrıca avukatının arabasında da Frank Sinatra dinliyor falan’…
Şu da bir gerçek eğer Garipoğlu’’nun polise verdiği ilk ifadesi doğruysa gerçekten interpol’’e bile taş çıkartacak uluslararası bir organize çalışma örneği sergilenmiş. Katil zanlısı hiçbir şekilde yurt dışına çıkmadığını, İstanbul içerisinde bahçeli bir evde aylarca yaşadığını söylüyor. Ama ekliyor ’“bu kadar işi kimsenin yardımı olmadan yaptım’”’… Yani yardım ve yataklık yapan kimse de yok ortalarda’… Bu sözlerde oldukça inandırıcı’…
Doğrusu vahşet kokan bir cinayetin ardından böylesine duygusal bir senaryo beni de etkilemedi değil, ancak yine de ’‘doğal’’ gibi sunulan bu gelişmelerin masumiyetten uzak olduğu kanısındayım’…