Kerbelâ 2026

Abone Ol

Bugün 20 Mart 2026. Okurlarımın Ramazan (Şeker) Bayramını kutluyorum. Ben de her bayram olduğu gibi “Bayramın tüm İslâm alemine barış ve huzur getirmesini” dileyebilirdim. Ama yaşadığımız ay, gün, saat hatta saniyeler Müslüman dünyası için tam bir kâbus ve felâket görünümünde. Müslüman bir ülke olan İran, ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu ikilisinin bırakınız hak ve hukuku vicdan tanımayan saldırısına direniyor. Basra Körfezindeki İslâm ülkeleri de ABD’ne verdikleri askeri üsler nedeniyle İran füzelerinin hedefi oluyorlar. Orta Doğu’daki akıl dışı çatışma, ABD emperyalizmi ile Siyonizm’in gerçek yüzünü tüm çıplaklığıyla sergiliyor. Başta adı büyük Avrupa devletleri ve dünya halkları bu uğursuz savaşı sessiz ve çaresiz izliyorlar. İnsanlığın önemli kazanımları, evrensel bildirgeler ve uluslararası hukuk kuralları çöpe atılmış durumda. Avrupa Birliği adı altında bir araya gelen devletleri yönetenlerin de ikiyüzlü ve çıkarcı politikaları her geçen gün biraz daha sırıtıyor, biraz daha çirkinleşiyor! Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya uzanan Arap alemi de bu çirkin ve alçak saldırıya İspanya kadar karşı çıkamamanın ve tepkisiz kalmanın utancını yaşıyor! Bu insanlık dışı bomba ve füze dalaşı her an kara savaşına dönüşebilir. Netanyahu’nun peşine takılan Trump doğası gereği her an bir çılgınlık yapabilir.

Amerikan emperyalizmi ile Siyonizm’i besleyen en önemli unsur katı bir fanatizm ile akıl dışı mezhepçiliktir. ABD’deki Protestan Kilisesinin en koyu kesimi Evanjelist mezhebidir. Siyonizme sempatiyle bakan bu mezhep aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti’de önemli bir oy bloğudur. Amerikan Evanjelik Araştırmaları Enstitüsü yakın dönemde yaptığı araştırmada ABD nüfusunun yüzde 30/35’inin -ki bu yüz milyona karşılıktır- Evanjelik olarak saptamıştır.

ABD’deki nüfus dağılımında yedi milyonun üstünde Yahudi bulunmaktadır. Bu sayı İsrail’den sonra ikinci büyük Yahudi topluluğunu ifade etmektedir. ABD’deki mozaik içinde çok fazla olmasalar bile Yahudiler önemli işleve sahiptirler. Özellikle ekonomi, akademi, kültür ve siyaset alanında çok etkindirler. ABD Dışişleri Bakanlığına damga vurmuş iki isim Kissinger ve Bilinken Yahudidirler. Trump’un aktif politika içinde zaman zaman görev verdiği damadı Kushner de Yahudi asıllıdır.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra “Dünya jandarması” olan ABD yöneticileri İslâm dünyasına “Haçlı” gözlüğüyle bakmışlardır. 11 Eylül İkiz Kuleler saldırısından sonra Başkan Busch bunu açıkça ifade etmişti. Orta Doğu’daki enerji ve su kaynaklarına el koyma politikası olan BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) bu anlayışın sonucudur. ABD emperyalizmine en büyük destek de bu fanatik mezhepten yani Evangelizm’den gelmektedir. Irak, Afganistan, Libya saldırılarının altında bu İslamofobi yatmaktadır. Sırf intikam amacıyla Saddam bir bayram günü asılmış, Kaddafi vahşi biçimde öldürülmüştür.

İslâm alemine gelince… Emevî Halifesi Muaviye ölümünden önce oğlu Yezid’i Halifeliğe atamıştı. Buna biat etmeyen İmam Hüseyin Hazreti Muhammed’in kızı Fatma’nın Hazreti Ali’den olma evladıydı. 10 Muharrem 61 / 10 Ekim 680 yılında İmam Hüseyin, ailesi ve yakınları Kerbelâ’da üç gün süren mücadele sonucunda hunharca şehit edilmişlerdi. İmam Hüseyin’in kesilen başı Şam’daki Emevî Camisine götürülmüştü. Halen de orada bulunmaktadır. Bu olay İslâm aleminde önemli bir bölünmeye yol açmıştı. Şiiler ile Sünniler ayrışmışlar, İslâm’ın önemli iki kanadını oluşturmuşlardı. Kerbela’daki vahşet Sünni kesimini de etkilemiştir. 10 Muharrem “Aşure Günü” olarak belleklerdeki yerini korumuştur. Bugüne kadar hiçbir Sünni ailesi çocuğuna Yezid adını koymamıştır!

ABD yönetimleri, Birinci Dünya savaşından sonra cetvelle çizilen Orta Doğu haritasında ortaya çıkan Sünni Arap devletlerine yakın durmuşlar, daha doğrusu yönetimlerinin iktidarını korumuşlardır. Karşılığında bir türlü uluslaşamayan ve kabile kültüründen kurtulamayan bu toplulukların petrollerine el koymuşlardır. Bir başka petrol ülkesi İran ise binlerce yıllık devlet geleneğine sahip Şii bir İslam devletiydi. 1979’da Humeyni ile iktidara gelen Mollalar halklarına işkence etmiş, onlara koyu bir Orta Çağ karanlığı yaşatmıştı. Son saldırıya kadar Mollara karşı savaşım veren İranlı kadınlar, gençler, esnaf ve aydınlar idam sehpalarında can vermişlerdi. Kabile kültüründen kurtulamayan körfez ülkeleri ile İran’ı aynı kefeye koymak tam bir Amerikan aymazlığı oldu. Trump herhalde İran’ı Venezüella sanıyordu. Netenyahu ise fanatik bir mezhep anlayışı içinde Nil’den Fırat’a uzanan vaad edilmiş topraklar peşinde dolaşıyor. Tarihte ikinci bir Hitler kimliğiyle çoktan yer aldı!

Bugün Iran bombalanmamış toprağı kalmasa da direnişini sürdürüyor. Mollalara karşı çıkan muhalefet ülkesine saldıran emperyalistlere karşı tereddütsüz vatan savunması içinde yer aldı. Savaşın sonu ne olur? Bunu bilmiyoruz. Ama şu kesin ABD ve İsrail’e teslim olmayan İran halkı 1346 yıldır unutmadığı ve her yıl tazelediği yarasına ilaveten 2026 saldırısını da unutmayacak, onu senelerce ikinci bir Kerbela olayı gibi anacak, kınayacak ve kinini koruyacaktır.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 1 Mart 2003 tezkeresine karşı çıkarken “Biz bin yıldır bu topraklarda Türk, Kürt, Arap, Süryani kardeşçe yaşıyoruz. ABD burada çekip gidecek ama bu bin yıllık birlikteliği kan davasına dönüştürecek” diyordu. Ne kadar haklıymış!