Günümüzde emperyalizm bir ülkeyi ele geçirmek istediğinde, artık o ülkeye direkt savaş açmıyor. Bunun için demokrasinin nimetleri dediğimiz kitle iletişim araçları, sivil toplum kuruluşları vb. vasıtaları kullanarak, insan hakları gibi cicili bicili söylemlerle propagandasını yapıyor.
Sığ bilgili, geniş halk kitlelerinin beynini yavaş yavaş ve kalıcı bir biçimde ele geçiriyor. Bu şekilde insanlara, gerçek ötesi hayaller pompalanıyor. Sistemi ve bozukluklarını sorgulamalarını engelleyecek sahte gündemler yaratılıyor… Zihinler, emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda üretilen yalanların yol açtığı sorunlarla karartılıp, halk birbirine düşürülüyor.
Emperyalizm dediğimiz; dünyadaki ekonomik kaynakların ve üretim araçlarının mülkiyetini ele geçirmiş çok uluslu şirketler ve onların hisse sahiplerinden başkası değil…
Adeta bir canavara benzeyen kollarıyla yeryüzünün uzandığı her köşesinde önüne gelen doğal kaynak ve emek gücünü acımasızca sömürmede ise en büyük desteği her zaman yerli işbirlikçilerden alıyor.
Bu dün böyleydi, bugün de aynısıdır…
Emperyalizmin gizli ortakları olan siyasal iktidarlar ile siyasal iktidarın devamlılığını sağlayan kurumlar karşılıklı çıkarları nedeni ile esas patronlarına göbekten bağlıdırlar. Onların sözünden çıkmaları mümkün değildir… Karşı gelenlere ise bedeli fazlasıyla ödetilir…
Bu bağlamda, 1979'da A.B.D'nin menfaatlerine karşı tavır alan İran Şahı Rıza Pehlevi'nin ipinin çekilmesine karar veren uluslararası emperyalistler çetesi, mollaları getirerek Şah rejimini devirirken; laik rejim yanlısı ve Şah destekçisi ne kadar subay varsa kellerini kesip, akrabalarına varıncaya kadar baskı ya da çeşitli ülke dışına sürgüne göndermiş, emperyalist sisteme diklenmenin faturasını da zavallı halka ödetmişlerdir…
İran'dakine benzer süreç AKP iktidarı ile birlikte 9 yıldır Türkiye'de de yaşanmaktadır. Bir farkla ki; bu devirde askerlerin kellesini göz göre göre kesmeyi göze alamayan AKP iktidarı, bu amacını Türk ordusunun asker ve subaylarını düzmece bahanelerle hapse tıkıp, kıyıma uğratarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır!
Derin anlamda Türk ordusunun tasfiyesi; Kemalist ideoloji ile uyuşamayan yeşil sermayenin, Kemalist ideolojiyle uyum sağlamış görüntüsü veren sermaye kesimini tasfiyesinden başka bir şey değildir… Buna karşılık; Kemalist ideolojinin destekçisi gibi görünen sermaye grupları, asker için bu zamana kadar kıllarını dahi kıpırdatmayarak, emperyalizmin 'yalnızca kendi çıkarlarını düşünme ve kollama' yasasına ters düşmediklerini pek güzel ispat etmişlerdir!
Kemalist ideolojiyi destekleyen sermaye kesiminin gerçekten umurunda olsaydı ordusuna sahip çıkmaz mıydı? Sahi siz, sermaye kesiminden şimdiye kadar Kemalistim diyen hangi iş adamının Türk ordusunun aleni bir şekilde tasfiye edilmesine tepki gösterdiğini ya da sesini yükselttiğini gördünüz? Böyle bir iş adamını örnek verebilir misiniz? Ya da buna aday olmak isteyen bir iş adamı var mıdır?
Var ise, eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında dava açılmasını fırsat bilerek seslerini yükseltsinler. Meydanlara çıkıp 'yeter artık desinler', laik ve demokratik bir rejim adına askerlerimiz, ifade özgürlüğünden tutuklu gazeteciler ve aydınlar gibi hapse girmeyi göze aldıklarını, Silivri'de çadırlarda kalarak destek olacaklarını ilan etsinler!