Kayıp Çukuru

Abone Ol

Bazı kayıplar, ruhumuza bir göktaşı çarpmış gibi hissettirir. Bazı kayıplarda dünyanın ekseni biraz daha kayar. Kimse fark etmez belki, ama bizim içimizde yer çekimi değişir. Hayatın ayarı bozulur. İklim değişikliği gibi dünyaya izini bırakır o göktaşı… Çünkü bazen eksilenler, hayatımızda daha fazla yer kaplar.

Kaybettiğimiz bir insan olabilir. Yahut bir hayvan, bir coğrafya, bir ağaç, bir su, bir ev…

Hikâyesi olan her şeyin, öne çıkan güçlü bir duygusu ve gidenlerin öğretisi olduğuna inanırım. Gidişleriyle bir kayıp çukuru oluşması da bundandır. Üstelik bu çukur, her vedayla daha da derinleşir.

Bu çukur dolmaz. Çöken zemin zamanla düzelmez. Orada yeni bir yaşam filizlenmez. Teselli hiç kabul etmez.

Üzerine günler sereriz, yıllar dökeriz; yeni insanlar, yeni cümleler koyarız. Zamanla hepsi o çukurun içine sessizce kayar. Sonraya bırakılmış her söz, her sarılma, her duygu ve her eylem o çukurun dibinde birikir.

Bazı odalar soğur, bazı sabahlar eksik doğar. Böyle bir çukurun içinde biriken hiçbir şeye alışamaz insan. Sadece varlığını kabul ederek yaşamayı öğreniriz. O artık manzaranın bir parçası olur, ruhumuza yerleşir.

Yanından geçerken yavaşlarız. Bazen sadece içine bakarız. Bazen gözlerimizi kaçırırız. Bazen de o çukurla saatlerce konuşuruz. Gidenin ardından oluşan o kayıp çukuru, hikâyemizin en kıymetli parçasına dönüşür.

Gidenlerin ardından ihtimaller de göçer üstelik. İçimizden bir turna kuşu havalanır. Kanat sesi duyulmasa da ardında kocaman bir boşluk bırakır. Turnalar geri döner, derler. Bazıları artık dönmez; gökyüzünde kalır. Yol olur, yön olur, uzak bir özleme dönüşür.

Kalanlar, o turna kuşunun geçtiği yerleri yoklar. Dokunduğu her şeyde izini arar; kokusunu, gülümsemesinin rengini… Elbette hayat devam eder, ama içimizde bir eksik yankı kalır.

Ve eğer giden, yaşamın üstüne titreyen biriyse yokluğu dalga dalga yayılır. Acısı bölüşülür. Çünkü iyi insanların izleri her yere taşınır.

İyiler gittiğinde dünyanın bahçesinden bir papatya eksilse de rüzgârın dört bir yana savurduğu yapraklar, tohuma mutlaka dönüşür.

Bu yüzden bazı kayıpların ardından yaşanan acılar, insanı yeniden biçimlendirir. Çünkü yarayı sağaltmayı öğreniriz. Bıraktığı ize, bir bebeğe sarılır gibi sarılırız. Daha yavaş yürürüz, daha dikkatli konuşuruz, daha özümseyerek yaşarız.

Çok daha özenli oluruz ve adil bir yaşamın kavgasına herkes için tutuşuruz. Hayat artık bambaşka bir özgül ağırlıktadır. Acı şekil değiştirir, gözyaşı bir duruşa dönüşür. Yas, artık bir emanetin sorumluluğunu taşımaktır. Bazı hikâyelerde daha azına razı olmak, gidene de kalana da büyük haksızlıktır. Ruhumuzun derinlerinde bir yer bunu zaten bilir.

Biliriz ki bazı kayıplar daha gerçek, daha kırılgan ve daha kıymetli bir yaşama biçimini miras bırakır. Varlıkları bir kişiye değil bir mirasa ait olur. Öyle bir zaman gelir ki o isimler, mücadelenin simgesine dönüşür. Gidenin değer verdiği her şey, yaşayanlara emanettir artık.

İşte gidenler, bir hikâye yazmanın yolun sonuna değil yolun tamamına odaklanarak mümkün olduğunu gidişleriyle öğretir. Eksiği tamamlayıp fazlayı törpülemek asıl meseledir. Teşekkür etmenin, rica etmenin, “İyi ki bu hayattan iyi bir insan olarak geçtim,” diyebilmenin erdemini; ileri hamle yapmanın her zaman ilerlemek anlamına gelmediğini; bazen sadece durarak, bazen de geri geri giderek de ilerleyebilmenin mümkünatını; farklılıklarımızla bir arada yaşayabilmenin gerçek zenginliği yansıttığını; kurduğumuz tüm bağlarda çokların her zaman zararlı dengenin ise esas olduğunu; biri sobeleyecek diye karanlığa sakladığımız tüm defolu yanlarımızla insan olduğumuzu yaşadığımız o dayanılmaz acılar öğretir bize.

Gidip de dönmeyen turnalar ise düşlerimize konmayı sürdürür her daim…

Saygı, sevgi, özlemle…

Not: Manisa Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı merhum Ferdi Zeyrek ve Şehzadeler Belediyesi eski Başkanı merhum Gülşah Durbay’ın onurlu yaşamlarının ardından kaleme aldığım yazı, dünyanın hafızasında ve sizlerin kalbinde derin izler bırakan tüm iyi insanlara ithaf edilmiştir.