Son senelerde, hayat tarzımızdan, inandığımız değerlerimize kadar çok konuda değişiklikler olmakta.’¶ Çağdaşlığa, yeniliğe, güzelliğe, bilimsel gelişmeye doğru bir gidiş olsa bundan hepimiz gurur duyardık. Fakat maalesef gidiş geriye, karanlığa, ilkelliğe ve kötülüğe. Bu gidişin en feci tarafı ise, bunun kendiliğinden olmadığı. Bizzat AKP- Yandaş - Kandaş Medya- Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve kurucusu Atatürk’’ü sevmeyen, Cumhuriyetin değerlerine inanmayan sözüm ona liberal kalemlerden oluşan ihanet şebekesi ve bazı tarikatların önderliğinde yönlendirilmesidir.
Bu olumsuz gelişmelerden bazılarını beraberce irdeleyelim.
Giyim-Kılık- Kıyafet;
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki resimlere bakıyorum. Modern yaşamın en güzel örneklerini görmek mümkün. Kars’’ta, Diyarbakır’’da, Çankırı’’da, İzmir’’de, İstanbul’’da kadınlarımız sanki moda dergilerinden çıkmışlar gibi modern.
Paris’’te yılın moda kıyafetleri açıklandığının haftasına aynı kıyafetleri Ağrı’’da, Kars’’ta görmek mümkün. Kadın- Erkek hayatın her bölümünde birlikteler.
Ya şimdi; Kara çarşaf’’tan şalvara, fes’’ten peçe’’ye kadar ne ararsan bol miktarda var! Hele türban dedikleri sıkmabaş’’a ne demeli?
Türbanın İslam’’ın emri olup olmadığı konusuna girmeyeceğim. Bu konuda 1,5 yıl süren inceleme yapmış ve Devletin ilgili birimlerine göndermiştim. Estetik açıdan bakıyorum bu giyim tarzına. Başta huni tipi kartonla yapılmış saçlar ve üstüne ipek örtü. Vücudun tüm hatlarını abartılı bir şekilde gösteren kıyafetler, makyaj fazla fazla. Kutsal dinimizi birkaç saç teline indirgeyen saçma bir gericilik örneği.
İstanbul’’un çoğu semtinde artık kadın, erkeğin arkasında yürüyor.
Gerek son G’–20 toplantısında, gerekse İslam Ülkeleri Liderlerinin eşlerinin toplantılarında çektirilen fotoğraflara iyi bakın. Sayın Başbakan’’ın eşi hanımefendinin kıyafetinden bir tane daha gösterebilir misiniz?Gösteremezsiniz. Çünkü ne İslam inanışında, ne başka bir dini anlayışta, ne de Türk adetlerinde böyle bir giyim tarzı var.
Helal- Haram;
Bizim geleneğimizde, Onur, Haysiyet Şeref, Namus en hassas olduğumuz hususlardır. Bunların hemen yanına Vatan sevgisini, Bilimi, Çalışkanlığı ve Doğruluğu- dürüstlüğü koyarız. Vazgeçemeyeceğimiz asla taviz veremeyeceğimiz değerlerimizdir bunlar.
Ya şimdi?
En bilgili, en tecrübeli olanın değil, en çok parası olanın sözü geçiyor. Seçtiklerinden hesap soramayan toplum haline geldik.
Dahası şu acı söz neredeyse toplumun her yönünü kapladı. ’“Adam hırsız ama çalışıyor, kardeşim. Çalışsında bırak çalsın’”
Böylesine aşağılık bir düşüncenin hakim olduğu bir toplumda rüşveti, yolsuzluğu önleyemezsiniz. Hele ülkeyi yönetenler yolsuzluğa çanak tutuyorsa, kendilerinin ve çocuklarının servetinin hesabını veremiyorlarsa, toplumdaki çürüme kaçınılmaz olur. Ne karşılıklı saygı kalır, ne sevgi kalır ne de komşuluk ilişkileri kalır. Bugün özellikle Büyükşehirlerde yan komşusunu tanıyan o kadar az ki. İnsanlar asansörde bile selamlaşmıyorlar.
Ne Mutlu Türküm Diyene!
Atamızın, birliğimizi, beraberliğimizi pekiştirmek için söylediği mükemmel bir cümle.
Ya şimdi?
Ne mutlu Türküm diyene diye yazmak ’“ilkelliktir’” diyen bir Cumhurbaşkanı, Türklüğü ’“alt kimliğe’” indirgeyen bir başbakan var. Bu gün ’“Ben Türk’’üm ve Türklüğümle gurur duyuyorum’” deyin hemen bir nolu ’“FAŞİST’” ilan edilirsiniz. Yani Türkiye’’de ’“TÜRKÜM’” demek suç haline geldi.
Atatürk’’ümüzle iftihar ederiz, önderimiz, kurtarıcımız, kurucumuzdur o.
AB ne diyor?Atatürk’’ü kanunla korumayın, yani hakareti serbest bırakın, resimlerini her yere asmayın. Onlar bunu diyor da, AKP ne tepki veriyor?Tıss’…
Biz, Türk’’üz dediğimizde faşist oluruz ama Kürtçülük yapmak, etnik milliyetçilik yaparak Türkiye’’yi bölmek, demokratik hak oluyor.
Türk’’üm demek suç, eroin kaçakçısı Apo’’yu övmek, bölücülere sahip çıkmak, Bayrağımıza ve İstiklal Marşımıza hakaret etmek, demokratik hak!
Peki, kim teşvik ediyor bunları?AKP Hükümeti.
Ermenistan’’la kapıların açılması için protokol imzalandı. Komşularımızla iyi ilişkiler elbette hepimizin dileği. Ama şu sorulara cevap aramak en doğal hakkımız;
’— Ermeniler Türk topraklarından hak iddia etmekten vaz mı geçtiler?
’— Öldürdükleri yüz binlerce Anadolu Türk’’ünden, Azerbaycan Türk’’ünden özür mü dilediler?
’— 2,5 milyon Ermeni, 75 Milyon Türkiye,
’— Dünya’’da 4 milyon Ermeni, 300 milyonluk Türk Dünyası, ne oldu da, Türkiye iddiasından vaz geçti?
’— Yunanistan Makedonya’’daki hak iddiasından vazgeçti mi?
’— Sırbistan Kosova’’dan vazgeçti mi?
Asla vazgeçmezler, çünkü onlar geçmişlerine, tarihlerine, geleneklerine, göreneklerine bağlıdırlar ve milletlerine ve milliyetlerine son derece bağlıdırlar ve laf söyletmezler.
Ermenistan’’la protokol imzalandı, Rusya Azerbaycan’’ı kazandı. Amerika Kafkaslara ikinci adımı attı. Avrupa Birliği ikinci bir petrol enerji hattı potansiyeli kazandı.
Peki, biz ne kazandık?
Bugün Azerbaycan’’da Sayın Gül’’ün ve Sayın Erdoğan’’ın posterleri yakıldı!
Toplumumuzun her kesiminde bir çöküntü yaşanıyor.
Siyasette, ticarette, derneklerde, sendikalarda, iş dünyasında ciddi yozlaşmalar var. Çürümekte olan bu sistemi millet olarak yeniden kuracağız. Bunun için inançlı, yetişmiş kadrolarımız, en önemlisi genç nüfusumuz ve çağdaş cumhuriyete inanmış kadınlarımız var. Asla pes edip, Atatürk Cumhuriyetini ve bu güzel vatanı, tarikat artığı, Suudi kalıntısı bu yobazlara teslim etmek yok.
Hep söylüyorum; Sarı saçlı mavi gözlü adam nasıl başardı ise, bizler de başaracağız. Gerçek Demokratlarla bu görevimizi yerine getireceğiz. Türk Ordusundan nefret edenlerden, Genel Kurmay denince akıllarına sadece Pentagon gelenlerden, Biat kültürü ile yetişen Deniz Fenercilerden, Devlet Bankalarından verilen kredilerle yandaş medya sahibi olanlardan ve yapanlardan, altı delik ayakkabıdan dünyanın en zengin siyasetçisi olanlara ve bunlara göz yuman bürokratlardan, Devlet gücünü iş alemini ezmek için kullananlardan, vergi terörü estirenlerden ve aziz milletimizin özdeğerlerini bozmak için her türlü sapık propaganda yapanlardan, bağımsız Türk Yargısı önünde hesap sormak hepimizin görevi olacaktır.
Bunun yolları vardır ve önümüzdeki günlerde bunları tartışacağız.