Kas(et) ve Bay(kal)

Abone Ol
Kas(et) olayı rüzgar gibi geldi, geçmedi!
Artçı sarsıntılar epeyce devam edecek sanırım... Ortalık toz duman. ’¶
Malumunuz, hafta sonundan beri açıklamalar birbirini kovaladı.
Önce Sarıgül suçlandı. Ertesi gün esas oğlan, bir gazeteciye bu işte devletin parmağı olduğuna dair açıklamalarda bulundu. Bir gün sonrasında ise kameraların karşısına geçti ve ’“Hem ağlarım, hem giderim... sonra yine geleceğim bekleyin’” olarak değerlendirdiğim bir basın toplantısı düzenledi.
Lafı hiç döndürmeden, sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim:
Okuduklarımdan ve bizzat Baykal’’ın açıklamalarından anladığım,
ilişki gerçek. Ancak bu ilişkinin kasete alınıp alenileştirilmesi komplo.
İşin bu kısmının komplo olduğuna katılıyorum. Üstelik bu komplo yasadışı ve ahlakdışı. Ancak ahlakdışı olan yalnızca kasetin alenileştirilmesi süreci değil!
Bu yazıyı yazmak için epeyce bekledim. Bekledim ki esas oğlan kameraların karşısına geçip, ’“Ey millet, iddia edildiği gibi benim böyle bir ilişkim yok’” desin.
Ama diyemedi. Üstüne üstlük, bu işin iki hafta öncesine ait olduğunu vurguladı.
Artık bu noktadan sonra atacağı tek bir adım vardı.
Bay(kal), klasik deyimle, gereğini yaptı ve istifa etti.
Dünyanın neresinde olursa olsun, bu tarz bir olayda o koltuk olayın
baş aktörünün altından kayar, gider!
Koltuk gitti de o koltuğu kim yakalayacak belli değil. Hatta öyle bir hava yaratıldı ki koltuğa talip olmaya kalkışacak kişi neredeyse vatan haini!
Zaten bu nedenle de kimse parmağını kaldırıp, ’“ben varım’” diyemiyor.
Yılmaz Özdil’’in kas(et) tarihine geçeçek cümlesini hatırlayalım:
’“O koltuğa bu şartlarda oturmaya kalkan mezar soyucusudur. O koltuğu, sahibine,
yani Deniz Baykal’’a geri vermeyenin, Anıtkabir’’e girmesi yasaklanmalıdır.’”
Tamam, o koltuk sonsuza kadar Baykal’’a ait! Zaten geri gelecek.
O zaman ben de bir seçmen olarak rica ediyorum...
Halk arasında bir deyim vardır, ’“Diline, beline sahip ol’” diye...
Anıtkabir’’in basamaklarını çıkarken lütfen bu deyimi de hatırlasın!
Bir kez daha yinelemekte yarar görüyorum; kendisi ilişkiyi yalanlamamıştır.
Eğer her iki kişi de evli olmasaydı, genel başkan ’– milletvekili olgusu bulunmasaydı, bu ilişki hiç kimseyi ama hiç kimseyi ilgilendirmezdi.
O zaman yalnızca kasetin yasadışı yollardan elde edilmesini ve alenileştirilmesini konuşuyor olacaktık.
Kas(et) vecizelerinden bir başkası ise şu:
Esas oğlanın basın toplantısının ardından, NTV’’deki Canlı Gaste’’de
CHP’’li Mehmet Sevingen, istifa olayını değerlendirdi. Çok coşkulu ve duygusaldı. Sevingen, herkesin çok üzgün olduğunu, kadın-erkek tüm Türkiye’’nin ağladığını belirterek, ’“Çiçekler, böcekler bile ağlıyor’” demez mi...
Yanlış okumadınız, aynen böyle söyledi. Sözün bittiği yer! Politika böyle bir şey.
Liderlerin, çevrelerini saran ’“çiçekleri, böcekleri ağlatanlar’” güruhu nedeniyle
çoğu zaman körleştikleri bir gerçek.
Bu olay nedeni ile çok üzgün ve gözyaşlarını kimselere göstermeyen
kişinin Olcay Hanım olduğunu düşünüyorum.
Tabii bir de çocuklar var... Nesrin Baytok’’un kızını da unutmayalım.
Onlar için gerçekten yüreğim sızladı. Neresinden tutarsanız tutun,
tandır kebabı gibi dökülen bu kas(et) işinin gerçek mağdurları onlar çünkü...
Nesrin Baytok deyince, yaşananlar bir kez daha bize gösterdi ki ülkemizde ’“kadının adı yok’”! Çiçeklerin ve böceklerin ağladığı, mağdur olan, yalnızca erkek kahramanımız. Sanırsınız ki olayın aktörü tek başınaydı ve kendi başına bir şeyler yapıyordu!
Şimdi merakla bekliyorum, CHP’’nin ve diğer partilerin kadın milletvekilleri Baytok’’un arkasında geç de olsa duracaklar mı?Yoksa, erkek milletvekiline gösterdikleri korumacılığı, kollamacılığı ona çok mu görecekler?
Gelelim hükümetin kucağındaki alev topuna...
Hükümet, bu kas(et)i ortalığa salanları gecikmeksizin bulmalı...
Aksi taktirde referandum meydanlarına, üzerine yapıştırılan
’“kompolocu’” etiketi ile çıkmak zorunda kalacak.
Son sözü CHP ile bağlıyalım. Seçmenler, kas(et) ile önce soğuk bir duş aldılar...
’“Pennsylvania’”dan gelen ve ne hikmetse samimiyetine anında inanılan
telefonun ile de ’“şoklandılar’”!