Son yıllarda kamu kurumlarımız araç kiralama yöntemiyle hizmet satın alımında adeta yarışıyor. Kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra binlerce belediye de bu işin öncülüğünü yapmakta.
Yöneticilerimize sorduğumuzda araç kiralama yönteminin daha ekonomik olduğunu, ya da araçların arıza yapması durumda başlarının ağrımadığı gibi ifadeler kullanıyorlar. Peki! İşin aslı böyle midir? Bana göre; hayır!
Neden?
Aracın marka ve modeline göre, şoförlü olup olmamasına göre aylık ödenen bedel de değişiyor. Bildiğim kadarıyla yakıt ve şoför hariç ise, aylık en kötü aracın aylık kirası en az 1500-2000TL. yakıt ve şoförün dahil olması durumda bu rakam 3500–4000 TL' nin altına düşmüyor. Yakıt ve şoför dahil hizmet alımı yapıldığında karşımıza çıkan ise aracın aylık yapması gereken km. ve şoförün mesai saatleri problem oluyor. Ararcın aylık gitmesi gereken km. olduğunda ne aracı hareket ettirebiliyorsunuz nede şoförü çalıştırabiliyorsunuz.
Kiralanan araçlara baktığımızda bazı makam araçları dışında genelde Doblo türü araçlar olduğu görülüyor. Bu araçlara aylık 2000 TL kira bedeli ödendiğini kabul edersek iki yıllık kira karşılığı ( yaklaşık 48,000 TL.) TL ye o kategorideki en iyi aracı satın alabilirsiniz.
Peki bunun karı nerede?
Bunun cevabını bulmak için öncelikle kamuya ihale yoluyla araç temin eden şahıs ya da şirketleri incelemek gerek. Başında kavgaların yapıldığı araç kiralama ihalelerinden kimlerin nemalandığına bakmak gerek.
Tabi ki, devletin şoför istihdamı olmaz ise, araç satın almakla ilgili ödeneği olmaz ise, yapılan uygulamalarla kurumlar hizmet satın alma yöntemiyle araç kiralama yoluna itiliyor.
Yani hizmetin yürümesi için araç gerekli.
Devletin cebinden giden milyar dolarlar kimsenin umurunda değil. Oysa şoför istihdamı yapılsa devlet kendi aracını kendisi alsa, hem bir istihdam kapısı açılmış olacak, hem de satın alınan aracı en az on yıl kullanarak sekiz yıllık araç kiralama ücreti devlete kalacak.
Hizmet satın alımında artık sınır yok. Bir devlet hastanesini düşündüğümüzde temizlik hizmetleri, bilgi işlem hizmetleri, güvenlik hizmetleri, yemek hizmetleri, teknik hizmetler, görüntüleme hizmetleri (emar, tomografi) gibi pek çok hizmet, hizmet satın alımı yoluyla gördürülmekte. Yani, devlet hastaneleri artık devletin değil, özel şirketlerin. Dışarıdan baktığımızda bir devlet hastanesinin binası ve az sayıda kalan memurları devletin, gerisi taşeron şirketlerin. Yakın zamanda onlarda olmayacak bizden söylemesi.