Kafamızı Çok Karıştıran Adam

Abone Ol

Bazı insanlar vardır; söylediklerine inanmasak bile onları görmezden gelemeyiz. ErichvonDaniken tam da bu sınıftandı. Bilim insanı değildi, arkeolog değildi, akademik dünyanın saygın koridorlarından hiç geçmedi ama milyonlarca insanın zihninde bir kapıyı araladı: “Ya bildiklerimiz eksikse?” sorusunu. O kapının ardında kimi zaman kocaman bir hayal gücü, kimi zaman tehlikeli bir cehalet, kimi zaman da çocukça bir merak vardı. VonDaniken’in asıl mirası da tam burada yatıyor; kafamızı fena halde karıştırmasında.

1968’de yayımlanan Tanrıların Arabaları, insanlık tarihine bakışımızı kökten değiştirdiğini iddia etmiyordu belki ama tarih anlatısının mutlaklığına güçlü bir şüphe düşürdü. Piramitler, Nazca çizgileri, antik tapınaklar…

VonDaniken hepsine aynı yerden bakıyordu: “Bunu ilkel insan yapmış olamaz.”

Bu cümle, kulağa masum bir hayranlık gibi gelse de, arka planında insan aklını küçümseyen, emeği ve kültürel birikimi yok sayan bir varsayımı da taşıyordu. İşte tam bu yüzden hem sevildi hem eleştirildi. Belki de en çok bu yüzden okundu.

O, tanrıları gökten indirdi; ama onları uzay gemilerine bindirdi. Mitolojiyi, dini, kutsalı, bilimkurgu ile harmanladı. Antik çağların tanrılarını astronot ilan ederken, modern insanın içindeki eski özlemi de kaşıdı… Yalnız olmama arzusu. Evrenin ortasında tek başına kalmamış olma fikri. İnsanlık tarihinin bir yerlerinde “daha akıllı”, “daha güçlü” bir elin bize dokunmuş olması ihtimali. Bu, bilimden çok psikolojiyle ilgiliydi belki de.

VonDaniken’in teorileri akademik olarak defalarca çürütüldü. Arkeologlar, tarihçiler, antropologlar onun iddialarını sabırla ve bazen de alayla yanıtladı. Ama eleştiriler onu durdurmadı. Çünkü o, bilimsel doğruluktan ziyade anlatının gücüne inanıyordu. Konferans salonlarında, televizyon programlarında, YouTube videolarında hep aynı şeyi yaptı; hikâye anlattı.

Malum insanlar hikâyeleri sever. Hele ki evrenle, gizemle, yasak bilgiyle süslüyse.

Hayatının çelişkileri de teorileri kadar karmaşıktı. Bir yanda milyonlar satan kitaplar, diğer yanda dolandırıcılık suçlamaları ve hapis cezaları. Bir yanda “dünyanın en çok okunan yazarlarından biri” etiketi, diğer yanda finansal çöküşler. Sanki kendi hayatı da anlattığı alternatif tarihler gibi, doğrusal değil, inişli çıkışlıydı.

ErichvonDaniken’e göre “tanrılar” ilahi değil, ileri teknolojili varlıklardı. İnsan ise kutsal bir yaratım değil; altın için tasarlanmış, bilinç kazanınca kontrolden çıkan bir biyolojik makineydi.

Belki de ErichvonDaniken’i ilginç kılan, söylediklerinin doğruluğu değil, söylediği çağdı. Soğuk Savaş’ın, uzay yarışının, Ay’a inişin, UFO korkularının ve umutlarının iç içe geçtiği bir dönemde konuştu. Bilime güvenin arttığı ama aynı zamanda bilimin soğukluğundan ürkülen bir dünyada. Bugün komplo teorilerinin, “alternatif gerçeklerin” bu kadar yaygın olmasının zeminini hazırlayan isimlerden biri oldu.

VonDaniken’e göre geçmişte insanlar ileri teknolojiyi anlayamadıkları için İncil ve Hint kutsal kitaplarında bu teknolojileri ve sahiplerini tanrılar olarak ifade etmişti. Giza Piramitleri, Baalbek, Stonehenge, Nazka düzlüklerindeki çizgiler gibi yapıtların, dönemin teknolojisiyle yapılamayacağı iddia ediyordu. Gökyüzünden inen, insanlara bilgi veren ve sonra ayrılan “tanrılar”, aslında ancak uzaylı ziyaretçiler olabilirdi.

Bizim açımızdan “önemi” ise teorilerinde Piri Reis’e verdiği yerdi. Özellikle Piri'nin 1513 tarihli dünya haritasının kayıp bir uygarlığa ya da “antik astronotlara” ait olduğunu öne sürüyordu. Bunun sebebi ise haritanın güney kısmının, buzsuz Antarktika kıyılarını göstermesi, olağanüstü doğrulukta ve teknikte olması, Güney Amerika kıyılarına “şaşılacak” doğrulukta yer vermesiydi.

Öldü; uzaylıları göremeden, beklediği o “temas” gerçekleşmeden.

Ama ardında hâlâ tartışılan bir soru bıraktı: İnsan, bilinmeyene inanma ihtiyacından ne kadar kaçabilir? VonDaniken bu ihtiyacı sömürdü mü, yoksa sadece dile mi getirdi? Cevap net değil.

Bildiğimiz tek şey şu: O, kafamızı karıştırdı. Ve bazen düşünmenin ilk adımı, tam da budur.