Kadınlara hamile olduklarında sorarlar ya da kadınlar zaten bebeklerinin hangi cinsiyette olacağı konusunda tahminde bulunurlar. Oğlum anne karnına düştüğü andan itibaren nedendir bilinmez hep 'erkek' olacağını hissettim. 'Dokuz ay sonra oğlum doğacak ve ben onu kadına değer veren bir erkek olarak yetiştireceğim' demiştim. Şimdi geriye baktığımda 27 yıl önce tohumlarını attığım bu hedefin nasıl gerçekleşmiş olduğunu 'gururla' seyrediyorum.
Ülkemizde kadınların muhakkak belli bir yere gelmesi konusunda nacizane hep bir mücadele de bulundum. Konuyla ilgili araştırmalar yaptım, makaleler yazdım, pek çok alanda eğitimler verirken muhakkak 'kadın olgusu' üzerine değindim. Üniversite öğrencilerime özellikle de 'kız öğrencilerime' daha bilinçli olmaları konusunda farkındalıklar yaratmaya çalıştım. Bütün bunları yaparken, oğlumun da benden etkilenip, aynı duygular içinde, ülkemize 'kadın hareketi' konusunda öncü davranışlar sergilemesini arzuladım.
Geçtiğimiz aylar içinde kendisi ile ilk defa Karşıyaka Belediye Başkanı'mız Hüseyin Mutlu Akpınar'a gittiğimizde, ve elimizdeki not kağıtlarına baktığımda, içimden gülümsedim. Arzuladığım bir hayalimin gerçekleşmiş olmasının mutluluğunu yaşadım. Evet oğlum, iyi bir akademisyen olma yolunda ilerliyordu. Ama bir o kadar da önemli olan, yapmış olduğu etkinlikler ve yönlendirici bilgilendirme toplantılarında, toplumda kadın duyarlılığını artırmaya yönelik çalışmalar yapıyordu. Şüphesiz, arada bir Osmanlı Erkeği rolünü oynamayı unutmasa da, 'modern, eşitlikçi ve demokrat, kadın bakış açısıyla gözlem yapabilen, çözüm odaklı' birisi olmuştu.
11-13 Temmuz tarihleri arasında Odessa-Ukrayna'da yapılacak olan Uluslararası bir kongrede ilk defa birlikte yapmış olduğumuz bir araştırmayı sunmak için İzmir'de beş belediye başkanı ile röportaj yaparak, kadınların siyasete katılmaları konusunda ne gibi faaliyetlerde bulunduklarını öğrenmeye kararlıydık.
Siyasette kadınların varlığı neden önemliydi?, Siyasette kadınlar neden yer alamıyorlardı?, Kadınların siyasete katılmalarında 'kota uygulamaları' ne kadar etkili olabilecekti?, Kadın aday, seçmenin oy tercihini nasıl değiştirir? gibi soruları temel alarak, önce Karşıya Belediye Başkanımıza, sonradan Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş, Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar ve Buca Belediye Başkanı Levent Piriştina il doya doya sohbetler yaptık. Hem çok mutlu olduk yapılanları duyunca, hem de halen adımlarımızı neden bu kadar geç atmaya devam ettiğimizi düşünerek karamsarlığa kapıldık.
Bu beş belediye başkanımız ile konuşmamızın bir nedeni, onların toplumsal olaylara 'kadın bakış açısıyla' bakarak farklı uygulamalar yapmış olduklarına yönelik düşüncelerimizdi. Örneğin; Seferihisar ve Urla Belediye Başkanlarının özellikle 'kadın girişimciliğini' teşvik etmeye yönelik olarak 'kadın kooperatifleri' zaten en ciddi projeydi. Bu şekilde kadınların kendilerine olan özgüvenlerinin artması, ekonomik özgürlüklerine sahip olmaları büyük bir 'devrimin' aslında başlangıcıydı. Bu projeler ve uygulamalar küçümsenecek çalışmalar değildi.
Belediye başkanlarına özellikle sormak ve öğrenmek istediğimiz konu başlıkları arasında: belediye başkanlığı adaylıkları sırasında, ne ölçüde kadın adayların 'meclis üyeliklerine' ve 'komisyonlara' seçilmelerinde etkili olabilmişlerdi. Almış olduğumuz yanıtlar bizleri bir yandan üzdü, diğer yandan da düşündürdü.
Her hangi bir seçime girme konusunda çok deneyimli birisi değilim. Yaşamım genellikle bireysel ve her hangi bir konuma seçilme korkusuna kapılarak geçmedi. Bu nedenle şu anda 'insanlar neden sadece kendi menfaatlerini düşünüyorlar?' sorusunu sorma lüksümün olmadığını biliyorum. Ancak belediye başkanlarımız ile yaptığımız sohbetimiz sonrasında anladık ki, gerçekten başkanlar seçimi sırasında kişiler 'kendi koltuklarını' korumak ya da var olan pozisyonlarını sürdürmek için kendi partilerinin yönetim kurullarından çıkan her karara uymak zorunda kalıyorlarmış.
Peki, Belediye Meclis üyeliği seçimlerinde neden daha az kadın var? Sorusuna bakıldığında ise farklı bir 'cam duvarla yada 'ön yargı' ile karşılaşmak mümkün. Belediye Meclis Üyesi kişilerin 'erkek' olmasına yönelik genel bir kanı var çevremizde. Bunu yıkmak henüz biraz zor gözüküyor. Komisyonlara kadın üye atanması ise tamamen 'siyasi parti gruplarına' bağlı. Yani, onlar aday göstermezlerse, kadın adayların komisyonlara yada meclis üyeliklerine girmeleri asla mümkün değil.
Kadınların siyasete katılım sorunu sadece mecliste ve komisyonlarda değil her aşamada kendini hissettiren bu araştırma sonuçları göstermiştir ki; kadınların siyasi partilere üye olmaları, siyasette yer almaları, belediye meclislerine seçilmeleri, komisyonlara seçilmeleri, belediye başkanı yada milletvekili olmalarındaki sorunlara 'bütünleşik bir bakış açısı' getirmek gerekiyor. Oğlum Cem, bu sohbetler sonunda ne gibi çözüm önerileri buldu tam olarak bilmiyorum ama ben yine de 'kadına değer veren erkekler yetiştirmeye' devam etmemim yerinde olacağına karar verdim. Neden mi? Bu konuya inanan kişileri muhakkak artırmak zorundayız. Yoksa bu mücadele hep aynı ritimde devam etmeye mahkum olacaktır…