İzmir’in olası ithal adayları için…

Abone Ol
Lewis Mumford'un kentlerin arkeolojisi ve geleceği üzerine kaleme aldığı 'Tarih Boyunca Kent' adlı devasa eserinde de vurguladığı üzere; kentler sadece maddi yapılardan ibaret olmayıp, fiziksel bir bütünlüğe ve somutluğa sahip en büyük toplumsal birim olmasının yanı sıra aynı zamanda geniş bir toplumsal ilişkiler ağının hem yaratıcısı hem de düğüm noktasıdır. Göçebenin kışlağından ve köyden farklı olarak, insanın 'kendisi gibi olmayan' ile 'yabancı' karşı karşıya geldiği, ilişki kurduğu ve birlikte yaşadığı yerlerdir. Fernand Braudel'den mülhem olarak söyleyecek olursak kentler; insanı özgürleştiren mekanlardır. Kentleri yurttaşlar oluşturur ve kentler kamusal olanla özel olanı bünyelerinde birlikte temsil ederler.
Yaşadığımız kent İzmir üzerine şimdiye kadar birçok şey yazıldı söylendi. Bütün bu yazılanların ortak teması ise; İzmir'e bir kimlik verme, onu bu kimlikle adlandırma çabalarıydı. Son dönemlerde 'gavur İzmir',' 'faşist İzmir' gibi nitelemelerle kimlik ve etnisite merkezli açılımlarının odak noktası haline getirilmeye çalışıldığı kentimiz üzerine hariçten gazel okuyanlara elbette bu kentte yaşayanların da yanıtları var.
İzmir : yüzlerce yıldır taşıyıp getirdiği birikimle bir demokrasi ve hoşgörü kentidir.. Bilinmesi gerekir ki İzmir, dünya üzerindeki tarihsel ve kültürel belleği zengin diğer kentler gibi tek bir kimlikle tanımlanamayacak ve tek bir adlandırmanın dar kalıplarına sığamayacak kadar farklı bir çok kimliği bünyesinde taşıyan bir 'dişi' kenttir. Evet! Bu dişi Amazon kentinin adının geçirdiği evrim bile insanın başını döndürmeye yeten bir serüvendir aslında... Smira, Lesmira, Zmirna, İsmira, Samorna, Smirna, Smyrna, İzmir...
8500 yıl önce Bornova'daki Yeşilova Höyüğü'nden başlayan bu uzun ve maceralı yolculuk oradan Tepekule'ye, İskender'le Pagos'a, Çaka Bey ve Umur Bey'le Türk İzmir'e ulaşmış, Venedik ve Cenevizlilerle Akdeniz'in belkemiği olmuş, 17. yüzyıldan bu yana ise Levant'ın en önemli ticaret ve liman kentlerinden birisi haline gelmiştir. 'Doğu'nun en batısı, Batı'nın da en doğusu' olan, medeniyetlerin ve farklı kültürlerin buluşma noktası olan bu kent; 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı'ya açık penceresi olmuştur.
Antik dönemden bu yana matematikten tıpa, felsefeden şehirciliğe bilim ve sanatta dünyanın evrensel birikimine çok önemli katkılar sunan İzmir, Meles'in çocuğu Homeros'un nefes aldığı, eczacılığın babası Galenos'un, Aristides'in ve İyonya doğa filozoflarının daha yaşanılası bir dünya ve insanlığın geleceği için ütopyalar, fikirler ürettiği bir özgürlükler adasıdır. Özgürlüğü ve demokrasiyi içtenlikle duyumsayanların, onu bir yaşama biçimi haline getirenlerin kenti olan İzmir; Bedrettin yiğitlerinin, Börklüce'nin, Torlak Kemal'in, Sakızlı Rumlar'ın, 'yarin yanağından gayrı' diyerek Karaburun'da, Ayasuluğ'da bir komün yaşamı için Osmanlı merkezi otoritesine karşı bu coğrafyanın gördüğü en büyük toplumsal muhalefeti örgütleyenlerin toprağıdır.
Genlerinde, tarihsel birikiminde kendisine dayatılanı reddeden, haksızlığa tahammülü olmayan bir kimlik taşıyan ve bunun için de merkezi otoritelerle her zaman sorunlu bir ilişki kuran İzmir, 15 Mayıs 1919'da emperyalizme karşı ilk kurşunun sıkıldığı, ekmek, hürriyet ve bağımsızlık için 20. yüzyılda bu toprakların gördüğü en anlamlı savaşın 'Türk'ün Ateşle İmtihanı'nın' ilk kıvılcımının yakıldığı, işgaliyle birlikte bütün Anadolu'yu birleştiren çağdaş Türkiye'nin öncü, kurucu kentidir. O; 9 Eylül 1922'yle birlikte Mustafa Kemal'in 'güzel İzmir'i olmuş edalı bir Cumhuriyet çiçeğidir artık... O Mustafa Kemal ki; başlattığı devasa kurtuluş mücadelesinin nihai hedefini İzmir olarak saptamış, çağdaş Türkiye'nin bütün ilerici mesajlarını İzmir'den vermiş, yaşamındaki tek evliliğini bir İzmirli hanımefendi ile yapmış, annesini sonsuz yolculuğunda İzmirlilere emanet etmiş bir İzmir sevdalısıydı.
Bu kentin tarihsel ve kültürel dokusuna uygun bir insan malzemesinin olduğunu söylemek bunca birikimden sonra yanlış olmasa gerek! İzmirli olmak şüphesiz İzmir'i iliklerine kadar duyumsamaktan ve içselleştirmekten geçiyor. Bütün farklılıklarımıza rağmen çeşitliliğimiz, renkliliğimizdir. İzmir'de yaşamak nereden gelmiş olursak olalım sevgili Haluk Işık arkadaşımın da belirttiği gibi bu kentin kimliğini ütülü, kolalı, şık ve sevecen sorumlu ve duyarlı giymektir aslında.
Hani insan yaşadığı kente benzer derler ya, hayata dair dili dahi farklıdır İzmir'in, İzmirli'nin. Simite gevrek, mısıra darı, şartele asfalya, çekirdeğe çiğdem, domatese domat demesi biraz da bundandır. İzmir, size her semtinde, her sokağında farklı bir kimlik sunar bilesiniz! Örneğin, Eşrefpaşa; yumurta topuk, sivri burun bir delikanlı, Narlıdere; her zaman insan için dönen bir semah, Çamdibi; hünerli ellerde açılmış bir Boşnak böreği, Karataş; sıcacık boyoz kokusu, Asansör; Dario Moreno'lu bir napoliten şarkı, Gültepe; emeğin bebek uykusu, Basmane Oteller Sokağı; mülteci aşklar ve gurbet hüznü, Ege mahallesi; çalgısız yaşayamayanların Roman şarkısı, Bornova; bir Levanten hanımefendinin yakasındaki fesleğen kokusu, Buca; ıhlamur kokulu bağbozumu ikindisi, Gaziemir; mübadele mirası, Balçova; Agamemnon'a ılık ve sevecen bir merhaba, Göztepe; Susuz Dede'de sarı kırmızı bir efsane, Karşıyaka; 35'in yarım üstü, Yeşil Dere; limon kabuklarıyla bezenmiş bir midye kokusu, Kadifekale; saçtaki gözleme ve rengarenk bir halaydır aslında…
Bu yazı başlığından da çok açık bir şekilde anlaşılacağı gibi önümüzdeki genel seçimlerde İzmir'den aday olarak atanacak olan 'ithal' vekil adaylarımız için kaleme alındı. Öyle ya 'ironi hayatın yarısıdır' derler. Umarım aday olacakları kenti bir nebze olsun tanımalarına yardımcı olur.