İzmir’’in beyni göçtü, yaşı 70’’i geçti!

Abone Ol
Niceleri gitti de dönmedi bu şehr-i diyarların en güzelinden, şehr-i diyarların en metropolüne.’¶ Beyin göçü denilen illet ne menem bir şeydi ki; İzmir’’de doğmuş, büyümüş nice üniversite mezunu yiğidi, nice İzmirli ahuyu; savurdu durdu İstanbul plazalarına, borsalarına, global şirketlerin toplantı odalarına.
Kimi 24 saat yaşayan o koca şehirde halinden memnun bir hayat kurdu; kimi her sabah trafikte, her akşam yorgun argın evinin girişinde, burnunu çeke çeke memleketini özledi durdu’… Ama hepsi emekliliğinin, ya İzmir’’deki baba ocağının ya da Ege’’nin şipşirin bir köyünde yaşamanın hayalini kurdu’… Hala da kuruyor.
Çok değil, 17 Ekim tarihinde hem Hürriyet’’te, hem de bu sitede yayınlanan bir haber..
Başlık: ’“İZMİR HIZLA YAŞLANIYOR! İzmir Valisi Cahit Kıraç, İzmir'in nüfus yaş ortalaması bakımından Türkiye'deki en yaşlı illerden biri olduğunu belirterek, yaşlı bakımlarının yapılacağı modern altyapının oluşturulması için hazırlanan projeleri desteklediklerini söyledi. Kıraç, yaşlı bakımı alanındaki kurslara katılım sağlaması için başta kadınlar olmak üzere yurttaşlara çağrı yaparak, bu eğitimi alanların işsiz kalmayacaklarını belirtti’”
Bu mudur?
Hızla yaşlanmakta olan, üstelik yıllardır ortada olduğu halde ısrarla görmezden gelinen bu durumun çözümü bu kadar basit midir?Burada Vali Cahit Kıraç’’ı suçlamıyorum ki’… Lafım bu şehrin tüm ileri gelenlerine’… Ticaret ve Sanayi Odaları’’na, festival yapmaktan ’“balkan kültürü ve sanatı’”nı anlayan yerel yönetimlere, İzmir’’in maaşlarını düşük tutan banka yönetimlerine, kıymetli yönetimlerini bir türlü profesyonellere açamayan Aile Şirketlerine’…
Yolu entrikalar mabedi, masallar diyarı ve paranın merkezi Constantinapolis’’e düşmüş olanlar bilir. İzmirlilik, İstanbul’’da bir efsanedir. Havasından mı, suyundan mı, taşından, toprağından, üzerine İzmir imbatı sinmiş aura’’sından mı bilinmez; bir İzmirli, İstanbul’’da başlangıçta hayata 1-0 önde başlar. Bir topluluğa girdiğinizde, erkek ya da dişi olun fark etmez; ’“İzmirliyim’” dediğiniz anda bir sessizlik olur’… Kimisi hasetle göz süzer, kimisi geçen yaz Ege kıyısında yaptığı tatili anımsar, burnunun direği sızlar. İşte bütün bakışların size döndüğü, size de, sanki İzmirliyim değil de ’“Galler prensiyim’” demişçesine bir haz veren o kısacık anda; geride bıraktığınız İzmir yılları aklınızın dehlizlerinden akar gider’…
İşte o an; o kısacık an size koynundan çıkıp geldiğiniz o sıcacık sevgilinin acısını, tüm keskinliği ile hatırlatan tek andır. İşte artık İstanbul’’dasınızdır! Hala, arada bir de olsa bindiğiniz Kadıköy Beşiktaş vapurundan, etrafta koşuşturanlara inat; aheste aheste iniyor olabilirsiniz. Hala simide ’“gevrek’”, mısıra ’“darı’”, çamaşır suyuna ’“klorak’” diyor olabilirsiniz.
Bunlar ne ki?
Çocukluk ve gençlik yıllarınız İzmir dolaylarında geçtiyse eğer; İstanbul’’daki ilk yıllarınızda hala tek başınıza bir yaz akşamı vakti, içinizdeki o tüm ’“özgür çocuk’” ruhu ile tek başınıza, yürüyerek dondurma yemeye çıkıyor olabilirsiniz.
Hala taksiye ya da dolmuşa bindiğinizde ’“iyi akşamlar’”, ’“hayırlı işler’” dileyerek; hem şoförün, hem de diğer yolcuların tuhaf bakışlarına maruz kalıyor olabilirsiniz. Hala hiçbir karşılık beklemeden, hasta olduğunu duyduğunuz alt kat komşunuza bir tas sıcak çorba kaynatıp götürüyor olabilirsiniz. Ya da o gün taşınmakta olan üst kat komşularınızın zeminine, hafta sonu gürültü çıkardıkları için süpürge sapı ile vurmak yerine bir tepsi çay taşıyor olabilirsiniz.
Hala İstanbul balıkçılarında, boş yere ve bir umut ’“cibez’”, ’“turpotu’”, ’“radika’” arıyor olabilirsiniz’… Usanmadan her gittiğiniz restoran ya da meyhanede ’“tekmil fava’”nın nasıl yapılacağını anlatıyor, salataya illaki ’“taze nane’” istiyor olabilirsiniz’…
İnce ince kıyılıp, taze soğanla harmanlanacak, üzerine de nefis sızma Ayvalık zeytinyağı gezdirilecek olan ’“tekmil fava’”; önünüze, üzerine 2 dal baygın dereotu konmuş ve zeytinyağı diye kakıtılmış makine yağı ile servis ediliyorsa bilin ki, artık İstanbul’’dasınız’…
Hele ki o biçare tekmil favayı gerisin geri yollamıyorsanız bilin ki;
’“siz artık bir İstanbullusunuz!’”
Daha da acısı’… İzmir’’imden giden gitmiş;
ben neyleyim ’“ahı gitmiş, vahı kalmış’” memleketimi!