İzmir’’de 6-7 Eylül 1955 olayları’…

Abone Ol
Türkiye’’de ’“derin devlet’” in ’“soğuk savaş’” yılları içerisinde ki refleksleri ve devlet içinde ki bu gizli gücün günümüze olan uzantıları üzerinde ki spekülasyonlar ve tartışmalar artarak devam ediyor.’¶
1946’’da Türkiye’’de parlamenter demokrasiye geçişle birlikte başlayan ve Türkiye’’yi Batı’’nın askeri ve ekonomik süreçlerine borçlanma ve askeri yardım paketleriyle bağlayan bağımlılık yanlısı politikalar; tüm soğuk savaş yılları boyunca özellikle merkez sağ’’da yer alan muhafazakar ’–milliyetçi politik iktidarlar tarafından sürdürüldü. Şimdilerde demokrasi havarisi kesilen bu muhafazakar-milliyetçi cephe; anılan dönem boyunca ’“derin devlet’”in ideolojik refleksleriyle örtüşen bir iktidar dilini kullanmayı tercih etti. Soğuk savaş döneminde kesif bir komünizm düşmanlığı üzerine yaslanan bu iktidar dilinden o dönem Türkiye’’de yaşayan azınlıklar da nasibini almakta gecikmedi. Zira DP iktidarının en önemli politik aktörleri yükselen taşra ve ticaret burjuvasıydı. Sermayenin millileştirilmesi ve azınlıkların elindeki iktisadi zenginliklerin el değiştirmesi için 1908’’lerde İttihatçılarla birlikte başlayan ve II. Dünya Savaşı yılları içinde’” varlık vergisi’” uygulamalarıyla devam eden süreç; 1955’’e gelindiğinde bu kez milliyetçilik sosuna bulandırılmış olarak yeniden karşımıza çıktı.

Gerçi 6-7 Eylül 1955 olaylarının çıkışına ilişkin sorunu; Kıbrıs meselesine ve o tarihlerde İngiltere’’nin öncülüğünde toplanan Londra Konferansı’’nın kararlarını etkilemeye yönelik başını Yunanistan’’ın çektiği uluslararası bir komploya bağlayanlar da yok değildir. Ama olayların; yaratığı etkiler açısından DP iktidarının istediğini elde etmesine yarar sonuçlar getirdiği da yadsınmaz bir gerçektir. Zira DP; olayların kışkırtıcısı olarak ülke içerisinde ki komünistleri işaret etmiş, kısa süre içerisinde bir komünist avı başlatılarak Aziz Nesin gibi yazarlar başta olmak üzere olayların kışkırtıcısı olmakla suçlanıp tutuklanmışlardı. Dönemin gerek İzmir gerekse İstanbul basını azınlıklara ve özellikle de Rumlara karşı dışlayıcı, izole edici ve ötekileştirici söylemlerini olaylar boyunca provokatif boyutlara çıkarmış özellikle İstanbul ve İzmir’’de Rumların oturduğu mahalleler ve işyerleri tahrip ve yağmaya tabi tutulmuştu. Böylelikle iktidar hem kendisine karşı bir iç tehdit olarak gördüğü komünizm yanlılarından kurtulmuş olacak hem de azınlık sermayesinin millileştirilmesi yolunda önemli adımlardan birini atmış olacaktı.


6-7 EYLÜL OLAYLARI NASIL BAŞLADI
Bilindiği gibi Kıbrıs sorunu 1955 yılında Türkiye’’nin gündeminde baş sıraya oturmuştu. Rumların İngiliz sömürgeciliğine karşı başlattıkları ayaklanmalarda Türkiye adanın İngilizlere ait olduğunu bildiriyor İngiltere’’nin adadan çekilmesi durumunda adanın Türkiye’’ye verilmesini talep ediyordu. Yunanistan hükümeti ise adanın anavatana bağlanmasını (ENOSİS) talep ediyordu. 27 Ağustos’’ta Londra’’da 7 Eylül’’e kadar süreceği planlanan Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’’nin hazır bulunduğu görüşmeler yapılmaya başlandı. Londra görüşmelerinde Türkiye’’yi temsilen bulunan Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu; Ankara’’ya çektiği şifreli bir telgrafta görüşmelerin Rumların lehine devam ettiğini, dengeleri Türklerin lehine çevirecek bir şeylerin olmasını salık veriyordu.
Anılan süreçte DP iktidarına yakınlığı ile bilinen İstanbul Ekspres Gazetesi’’nin 6 Eylül günkü öğlen baskısı Yunanlıların Atatürk’’ün Selanik’’teki evine bomba koyduğu haberi ile çıktı aynı gün İstanbul’’da üniversite öğrencilerinin olayı kınayan protesto gösterileri önceden harfiyen tertiplenen provokasyonun startını vermiş oldu. İstanbul Ekspres gazetesi ’“Atamızın Evi Bombalandı’” başlığıyla ikinci baskısını da yaptı. ’“Kıbrıs Türk’’tür Cemiyeti ve İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği üyelerince büyük bir hızla gazetenin dağıtımının yapılması sağlandı. Zaten Demokrat Parti’’nin desteğiyle kurulan Kıbrıs Türk’’tür Cemiyeti ile İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği azınlıklara karşı uzun süredir milliyetçi bir dalganın zeminini oluşturmaktaydılar.


Başta İstanbul olmak üzere İzmir ve Adalar’’da memleketin pek çok ilinden otobüslerle getirilen yağmacılar yerel halkın da katılımıyla İstanbul’’un 52 yerinde, ağırlıklı olarak Beyoğlu ve Karaköy’’de, Adalar’’da ve İzmir’’de Rumlar başta olmak üzere gayrimüslimlere ait dükkanları, evleri, kiliseleri yağmaladılar. Gece yarısı hükümet; göstermelik sıkıyönetim ilan ederken ertesi günün sabahında erken saatte sıkıyönetimi kaldırdı ve olaylar 7 Eylül’’de de aynı biçimde devam etti. 7 Eylül gecesi yeniden sıkıyönetim ilan edildiğinde bilanço çok ağırdı.
6-7 Eylül Olaylarının sadece Kıbrıs’’la ilgili olarak Rum nüfusa yönelik bir misilleme olmadığının en büyük kanıtı ise tahrip edilen yerlerin yüzde 59’’unun Rumlara, yüzde 17’’sinin Ermenilere, yüzde 12’’sinin Yahudilere ait olmasıydı.
İstanbul’’da sıkıyönetim ilan edildikten sonra önceleri Kıbrıs Türk’’tür Cemiyeti ve İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği etrafında yürütülen soruşturmanın seyri Demokrat Parti’’nin manevrasıyla ’‘yaşananlar komünist işidir’’ denilerek değiştirildi ve bu sayede yeni bir komünist avına girişildi. Ancak Yassıada Yargılamaları sırasında olayların Demokrat Parti eliyle tezgahlandığı net bir şekilde ortaya çıkmıştı.


İZMİR’’DE 6-7 EYLÜL
Olayların İstanbul’’dan sonra en fazla yaygınlık kazandığı yerlerden biri ise İzmir olmuştu. İzmir’’de de tıpkı İstanbul gibi gazeteler olayı büyük manşetlerle kamuoyuna duyurmuşlardı. Dönemin İzmir basını da olayların baş sorumlusu olarak ülke içerisindeki komünistleri göstermişti. İzmir Fuarı’’nın açık olduğu bir dönemde gazetelerin bu tür maksatlı yayınları üzerine infiale gelen kalabalıklar öncelikli olarak Yunan Konsolosluğu’’nu basmışlar ve NATO’’da görevli Yunan subaylarının evlerini ve eşyalarını yağmalamışlardı. Öfkeli kitleler bundan sonra fuar içinde bulunan Yunanistan Pavyonu’’na saldırmışlar ve pavyonda sergilenen eşyaları yakıp yıkmışlardı. Olayların önlenemez bir hale gelmesi nedeniyle hükümetin ilan ettiği sıkıyönetim İzmir’’de de uygulama alanına konulmuş ve kentte sokağa çıkma yasağı getirilmişti. Dönemin İzmir sıkıyönetim komutanı ise tanıdık bir isimdi. Bu isim yıllar sonra 27 Mayıs 1960 İhtilali’’nin önderi olacak Cemal Gürsel’’den başkası değildi. Sıkıyönetim ve yapılan tahkikatlar sonucunda kentte olayların kışkırtıcısı olarak yaklaşık 150 kişi tutuklanmış ve yargılanmaları için adli makamlara sevk edilmişti.
Değerli Ege’’de Sonsöz okurları 6-7 Eylül olayları İstanbul ve İzmir’’de mübadeleden sonra Türkiye’’de yaşamaya devam eden Rumların Yunanistan’’a göç etmelerini sağlamış ve bu sayede sermayenin millileştirilmesi yolunda önemli bir sürece girilmişti.
O günlerde Özel Harp Dairesi’’nde çalışan eski MGK genel sekreteri emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu ise bir röportajında ’“6-7 Eylül olayları Özel Harp Dairesi işiydi ve muhteşem bir örgütlemeydi. Amacına ulaştı’” derken aslında devlet içinde politik iktidarla uyumlu bir refleksin olduğunu da dışa vurmaktan çekinmemiştir.
(Kaynak: Aslıhan Umar, ’“6-7 Eylül Olayları’”, Sosyalist Demokrasi Dergisi, 12 Eylül 2009, Sayı:83)