Güncel

İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı’ndan dikkat çekici öneri: Kitabı halkın ayağına götürelim

18 milyon nüfuslu Hollanda’da bile halkın yüzde 82’si kitap okurken bizde bu oran yüzde 30’ geçmiyor. İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Av. Ulvi Puğ, metro istasyonlarına, hastanelere mini kütüphaneler kurmak, kitabı vatandaşın ayağına götürmek gerektiğini söyledi; “Her şeyden önce henüz okuma yazmayı öğrenmeden çocukları kitapla tanıştıralım” önerisinde bulundu.

Abone Ol

Muhittin AKBEL / EGEDESONSÖZ – TÜİK verilerine göre Türkiye’de kitap okuma alışkanlığı yerlerde sürünüyor. Nüfusun yüzde 70’i hiç kitap okumazken, yılda en az bir kitap okuyanların oranı da yüzde 30 dolayında. UNESCO’nun yaptığı sıralamada Türkiye, kitap okumada 86’ncı sırada bulunuyor. Dünyada kişi başı kitaba ödenen ortalama rakam 1,3 dolarken, Türkiye’de bu yüzde 0,25 dolar seviyesinde. Yani, kitaba ödediğimiz para, dünya ortalamasının çok altında. Buna karşın 18 milyon nüfuslu Hollanda’da ders kitapları hariç 2024 yılında 43 milyon adet kitap satışı yapılırken ülkemizde 7,5 milyon olarak kayıtlara geçti. Hollandalılar yılda kişi başı kitaba 65 euro (3200 lira) harcıyor. Hollandalıların yüzde 82’si hayatında en az bir kitap okurken, ne yazık ki Türkiye’de insanlar kitaptan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor.

EVET; KİTAP PAHALI AMA, OKUMAYI SEVMEDİĞİMİZ BİR GERÇEK
İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Av. Ulvi Puğ’a, kitap okuma alışkanlığı kazandırmak ve kitap okumayı sevdirmek için neler yapmak gerektiğini sorduk. Puğ, vatandaşların ekonomik sorunlar nedeniyle kitaba erişimde zorlandığını doğrularken, “Bu, kitap okuma alışkanlığımızın olmadığı gerçeğinin üstünü örtemez” dedi. UNESCO’nun yaptığı sıralamada Türkiye’nin kitap okumada 86’ncı sırada olduğunu hatırlatan Puğ, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Pandemi sürecinde insanlar evden çıkamayınca, mecburiyetten kitap okumaya başladı. Pandemi bitti, kitap okuma da bitti. Bunun için çok geniş araştırma yapmaya gerek yok. Avrupa’da bir metroya bindiğinizde vagonda en az 15 kişinin kitap okuduğunu görürsünüz. Bizde ise nadiren kitap okuyanları görürsünüz ve çoğunluk, hatta yolcuların tamamı telefonuna bakmayı tercih ediyor. Mesajlarına bakıyorlar, dizi izliyorlar. Bu durum bile okuma alışkanlığımızın zayıf olduğunu göstermeye yetiyor.”

BIRAKIN ÇOCUK KİTABI KARALASIN, YIRTSIN; YETER Kİ KİTAPLA TANIŞSIN
Kitabı sevdirme işini herkesten önce çocuklardan başlamak gerektiğini savunan Ulvi Puğ, “Ebeveynler ellerinde sigara olduğu halde çocuğa sigaranın zararlarını anlatıyorlar! Yine ebeveynler kitap okumuyorlar, televizyon karşısında oturuyorlar ama çocuğa kitap okumanın faydalarını anlatıyorlar! Bu şekilde ne sigaranın zararlarını kavrar çocuk, ne de kitap okumayı sever. Çocuklara kitap kavramayı alıştırmamız lazım her şeyden önce. Bırakın kitabı atsın, yırtsın, karalasın ama o kitabı eline alsın, tanışsın; kitabın kokusunu içine çeksin. Okumayı yazmayı öğrenmeden önce yapılması gereken budur. Çocukları kitapla okula başladıklarında tanıştırıyoruz. Çocukların okula başlaması başlı başına bir travmadır. O travmanın yanında bir de kitap kavramı gelince, çocuk kitaptan da soğuyor” dedi.

DİZİLERDE MUTLAKA KİTAP OKUMA SAHNESİ OLMALI
Dizilerde kitap okuma sahnelerinin mutlaka olması gerektiğini belirten Ulvi Puğ, ünlü sanatçı Kıvanç Tatlıtuğ’dan bir örnek verdi:

“Televizyondaki dizileri açıyorsunuz, kitap okuyan bir kahraman yok! Silahlar konuşuyor, aşklar yaşanıyor, kavga dövüşlerin kahramanları izleniyor! İzmir’de yaşayan herkes cep telefonundan veya klavyeye geçip bir şeyler yazıyor ama yüzde 25’i ancak kitap okuyor. Kıvanç Tatlıtuğ’un başrol oynadığı bir dizi vardı, o dizide eline bir kitap verilmesinin çok yararlı olacağını söyledim, bir etkinlikte. Seyircilerimden birisi, dizinin yönetmeni tanıdığını, bunu ileteceğini söyledi. Yönetmenden bir mail geldi; 5-6 dakikalık kitap okuma sahnesi koyduklarını ilettiler. Kitap okuma sahnesini ekranda görünce çok mutlu oldum. Bu örnekleri çoğaltmamız lazım. Kitap okumayı sadece reklam spotlarıyla değil, dizi filmlerin içine mutlaka koyarak teşvik etmemiz lazım.”

HASTANEDE YATARKEN, YOLCULUK YAPARKEN KİTAP OKUYABİLİRİZ
Hastanelerde hastaların yattığı bölümlere, metro istasyonlarına mini kütüphaneler açmanın kaçınılmaz olduğuna anlatan Ulvi Puğ, sorgulayan bir gençlik yetiştirmek gerektiğine de vurgu yaparak şu görüşlere yer verdi:

“Hastalar tedavi oldukları hastanelerde yatarken kitap okuyabilsinler. Yolcular, metrodaki mini kütüphaneden bir kitap alıp yolculukta okuyabilmesi, ineceği istasyondaki kütüphaneye bırakmalı. Ya da bitirdikten sonra kütüphaneye teslim etmeli. Köylere bile kütüphane açılabilir. Köylülerin ürettiklerini biz şehirliler nasıl tüketiyorsak, kitabımızı da, sanatımızı, kültürümüzü de köylünün ayağına götürüp ödeşmeliyiz. Metro istasyonlarında küçük kütüphaneler olmalı. Bir istasyonda almalıyız kitabı, bitirdiğimizde yerine koyalım. Ya da ineceğimiz istasyondaki kitaplığa bırakalım. Okuduğumuz kitabı trende bırakalım, başkaları da okusun. Kitap paylaşma alışkanlığını da kazanmamız lazım. Niyet olduktan sonra bunlar yapılır. Biz öğrenmeye açık, sorgulayan bir gençlik mi yetiştirmek istiyoruz, yoksa cahil bir gençlik mi? Önce bunun kararını vermeliyiz. Kütüphaneye çcuklar geldi; onlara dedim ki, çocuklar şu anda 113 yaşında bir kütüphanedesiniz, ben de 95 yıldır Milli Kütüphanenin başkanıyım! Hiçbir çocuk, yaşımı sorgulamadı, oysa 64 yaşındayım.”

BELEDİYE BAŞKANLARINA: YER GÖSTERİN, KİTAPLARI BİZ VERELİM
Kitabı okuyucunun ayağına götürmek gerektiğini sık sıkı dile getiren Ulvi Puğ, belediye başkanlarına da seslenerek, “Siz yeri verin, personel koyun, tüm kitaplar Milli Kütüphane’den!” dedi:

“Kitabı, okuyucunun, halkın ayağına götürmemiz lazım. 1960’lı yıllarda bu oluyordu. Eşek sırtında kütüphanemiz bile vardı zamanında. İzmir Özel İdare, geçmiş dönemde bir otobüs tahsis etmişti;o otobüs hurdaya çıkıncaya kadar 65 köyde gezici kütüphane olarak hizmet verdik. Bugünkü gezici kütüphaneler göstermelik. Belediye başkanlarımıza söyledim, siz binayı ve personeli bulun, kitaplar Milli Kütüphane’den, dedim. Kütüphane açmak için üzerimize düşeni yapıyoruz. İstiyorum ki, Ödemiş’te, Bergama’da, Kemalpaşa’da, tüm ilçelerde belediye ile kütüphane açalım, mülkiyet de kitaplar da belediyelerin olsun, kitabı bir sağlarız. Milli Kütüphane Ödemiş şubesi deriz. Büyükşehir’le Fuar’da bir kütüphane açtık; İlber Ortaylı Kütüphanesi adı verildi. İlber hoca 1000 kitap katkısı koydu, Milli Kütüphane olarak 12 bin kitap verdik. Kitap okumanın tadı bir başkadır. Cep telefonundan kitap okuyanlar da var; kabul. Ama kitabı elinize aldığınızda, onun verdiği haz bir başkadır. Dijital ortamda okunan kitap havuz çipurasıysa, elinize alıp okuduğunuz kitap deniz çipurasıdır; yani lezzeti aynı değildir.”