İzmir, futbol ve olimpizm

Abone Ol
İzmir futbolu yeni bir sezona daha perdelerini açmaya hazırlanıyor. Sancılı bir süreçten geçti eski adıyla meşin yuvarlak. Yeni sezon da daha çetin dönemeçler önünde duruyor.
Bir dönemler Türk Futbolu'nun öncüsü, 5 takımının 1. Lig'de yer aldığı kent futboluna soruyorlar;
Süper Lig'de takımın var mı?
- Akhisar'ın var bizim yok. Göztepe iki maç kala, Karşıyaka son maçta averajla yırttı, Buca'nın transferi kapalıydı, gençlerle oynadı. Bu yıl da nasip böyleymiş.
Bank Asya'ya çıkacak İzmirli var mı?
- Ne gezer Ya Fethiye, ya Bozüyük, ya da Adana Demirspor…
Hani Altay'ın formasını koysan çıkardı?
- Olmadı borç çoktu. Camia sahip çıkmadı 2. Lig'e alışık değildi.
2. Lig'e kim çıktı?
Önce Nazilli Belediye, İnegöl, Hatay, sonra Kahramanmaraş, Bayrampaşa...
Ya kim düştü?
Play Off'a aday, Altınordu…
Neden?
Futbolcular yöneticilerle bir olup antrenörün ayağını kaydırdılar da ondan.
İzmirspor nerede?
Üç yıldır Amatör'de…
Tablo ve realite bu.
Peki ümit var mı?
Karşıyaka'yı sancılı bir genel kurul bekliyor. Azat Yeşil ve Cihan Büyükoral yarışacak. Holding'in tavrı belli. Ancak taraftar aynı görüşte değil. Üstelik Karşıyaka'nın politikayla hiçbir dönemde olmadığı kadar içli dışlı olması alışılmış bir durum değil. Borç en az 10 milyon diyorlar. Yeni teknik adam bulunacak, uyum sağlayacak. 12 futbolcunun sözleşmesi bitmiş.
Göztepe'de ise Altınbaş Holding'in varlığı finansal sorunları gündemden kaldırıyor, ancak kaynakların etkin kullanıldığı tartışılır. Transfer sezonu açılıyor. Ama yine taraftarın beklentisine yanıt verecek isimler yok. Sarı kırmızılıların tek umudu Kalpar'ın tecrübesi. Ama kulüpte hala bir şeyler değişiyor. Başkan vekili Samur gidiyor, yerine Sadıklar geliyor. Özetle henüz bir şeyler oturmamış.
Bucaspor ise örnek altyapısına karşın, yeterli desteği bulamadığı için hak ettiği yerde değil. Bu yıl transfer yasağı yüzünden gençlere yönelmek zorunda kaldı. Tamam yetiştirip satmak kulüpler adına bir yaşam sürdürme yöntemi olabilir ama, asfaltta yetişen gazoz ağacı değil bu! Sürekli yetiştireceksin yıldız yaratacaksın, nereye kadar?.
İşte rakiplerden biri Kasımpaşa bir yıl aradan sonra Süper Lig'e çıktı bile. Taraftarı Başbakan'a şükranlarını sunuyor. Yönetim kurulunda kimler mi var? Ciner Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Ciner, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, iş adamları İhsan Kalkavan, Azeri işadamı Mübariz Mansimov Gurbanoğlu, Mehmet Turgut Yılmaz ve Mehmet Fatih Saraç..
Hepsi bir araya gelebiliyorlar ve destekleri belli. Paraları ve güçleri ortada. Tamam İzmir böylesine güçlü rakiplerle savaşım veriyor. Ne var ki İzmir futbolunun sorununu sadece 'Rakipler zengin. Biz de sıcak para yok, destek yok' diye kestirip atabilir miyiz?
Her yıl onlarcası gelip onlarcası giden futbolcuları, gömlek değiştirir gibi değişen teknik adamları, unutulup giden altyapıları, sözüm ona yerel rekabet adına önce İzmirli'ye çelme takma hevesini. Statlarda edilen küfürleri, alınan cezaları, 71 Akdeniz Oyunları'ndan kalma stada muhtaç kalınmasını…
Ve daha nicelerini. göz ardı edebilir miyiz.
Sevgili meslektaşım ve can dostum Yılmaz Coşkun geçenlerde Hürriyet'teki köşesinde çok güzel bir yazı kaleme alırken, mucizenin Akhisar Belediyespor'un başarısı olmadığını usta kalemiyle vurguladı. Asıl mucizenin İzmir'in nasıl bu kadar başarısız olabilmesinde aranması gerektiğinin altını çizdi. Yılmaz Coşkun'un saptamalarının üzerine söz söylemeye gerek yok. Gerçek tüm yalınlığıyla ortada.
Futbol artık asla futbol değil. Kimine göre bir endüstri, kimine göre bir amaç, kimine göre etkili bir tanıtım aracı. Ama boyutları '3 F' den çok ötede. Herkesi tutsak eden yüzyılın yeni büyüsü… Savaşları durduran ya da başlatan, dil, din, ırk, renk sınır tanımayan, en güçlü en tutucu ekonomilerin içine sızabilen tanıdık bildik, ama bambaşka bir olgu.
Aslında her şey çok yalın . Topu üç direğin arasından geçirdiğinde mutlu oluyorsun, geçiremediğinde yandı gülüm keten helva.
İzmir kenti olarak bu olgunun neresindeyiz önce ona bakmalıyız.
Öyle ya da böyle üç direğin arasını bulamıyorsak, yok eğer yapamıyorsak…
Arkas'ın Şampiyonlar Ligi'nde final oynadığı voleybol var. Türlü zorluklar içinde finale gidip son dakika kaybeden Karşıyaka Bayan takımı var. Bir lise takımıyken, kendi yağıyla kavrulup, Beşiktaş'la kapışan, 1. Lig'i zorlayan, Bornova Anadolu Lisesi var.
Ligin devleri ile başa baş mücadele edebilen Pınar Karşıyaka var, ilk kez play off oynayan, kupada sekize kalan Aliağa Petkim var. İkinci Lig'de gelişim var, Büyükşehir Belediye var. Taraftarın yoktan var ettiği üst liglere yol almış Göztepe'nin Türkiye şampiyonu okul takımlarının yer aldığı hentbol var. Gülşah'ın judosu var. Taçyıldız'ın efsane Mısırlılar'ı yendiği güreşi var. Cumhur Yavaş'ın okçuları var. Fransa'dan gümüş getiren Şavkar'ın milli cimnastikçisi İbrahim Çolak var. İstanbul saldırısından kurtarılmış başarılı atletlerimiz var.
Var oğlu var…
Hep kahır mektubu yazıp, birbirimizi yemektense biraz da buralara bakmak, bu yalnız savaşçılara destek olup sonunda onlarla sevinmek gerekmiyor mu? Türkiye'nin ilk olimpiyatını düzenlemiş (Üniversiade 2005) bu kentte her şey futbol eksenli mi? Futbolun kör ettiği gözlerimizden 'Olimpizm Ruhu'nun ışığı hiç içimize sağmayacak mı?