İyi bayramlar Türkiye, iyi bayramlar Ege, iyi bayramlar İzmir

Abone Ol
Gece yatağın başucuna koyulan yeni ayakkabılar, kapıya asılan yeni elbiseler, tekrar tekrar sayılan harçlıklar ve yüksek dozda tüketilen şeker ve çikolatalarla artık çocukluğumda kalan güzel bayram günlerim…
Yüreğim pırpır gecelerde, yastığımı pırıl pırıl ayakkabılarla paylaşmayalı çok oldu… Hayatımın sonraki on yılları, hep mutluluğun bir şeker bir çikolata kadar ucuz olduğu o zamanları özleyerek geçti…
***
Sabahın erken saatlerinde kalkardık, öğlene doğru değil... Evin erkekleri bayram namazına gider, dönüşte gelip diğer aile fertlerini alır ve kabristan ziyaretleri yapılırdı… Eve dönülür, yıkanılır, giyinilir, aile içi bayramlaşmalar bitirilir ve bir ay boyunca özlenen kahvaltı yapılırdı... Kahvaltı sonrası geleneği bozmak istemeyen baba, sırayla harçlık verirdi evdekilere... Sevinilirdi tabii, yaşınız kaç olursa olsun babadan alınan o harçlık sevindirir insanı…
Sonra büyük heyecanla aile büyüklerine gidilirdi... Çocukluğumun en güzel günleriydi o günler.. Tüm aile gelirdi dedelerin anneannelerin evlerine… Dayılar, amcalar, teyzeler... Ve onların çocukları, sevgili kuzenler… Mutfaktan mis gibi kokular yayılırdı öğle yemeği için... Kıymalı yaprak sarması, börek, tandır ve iç pilavı... Yemekler yenir, herkes bayramlaşır, harclıklar toplanıp tüm çocuklar sokağa çıkardık... Bakkal amca o gün tıklım tıklım olurdu… Çatapat satışları tavan yapardı...
Bütün çocuklar toplanıp, apartman apartman gezerdik… Asansörsüz binalara girmezdik, prensiplerimiz vardı… Hatta bazı zamanlar şeker ve harçlık toplamayı unutur akşama kadar asansörde bir aşağı bir yukarı debelenir dururduk… Ne fanteziymiş ama…
Önce kendi mahallesini fethedip (şeker/harçlık toplayıp), ardından başka kıtalar keşfetmek adına yola çıkan kaşifler gibiydik o zamanlar… Bilirdik bizim mahalleden banknotun çıkmayacağını, ondan giderdik denizaşırı yerlere… Zaten günün sonunda da toplanan gelirle ya sinemaya ya da lunaparka gidilirdi…
***
''Kızım şu evde Zeynep'e şu kadar vermişler yaw'' şeklindeki istihbaratın akabinde o eve düzenlenen eş zamanlı operasyonlarımızda her birimize pazar malı şekerler ikram edilişini kavrayamadığımız zamanlardı onlar… Zira o adam Zeynep'in amcasıydı ve biz bin kere de gitsek o kapıya, bize o ucuz şekerleri layık görecekti… Ama olsun, harçlığı alamasak da ümit etmekti güzel olan…
Büyükler arası ince bayram diplomasilerinden uzak olduğumuz zamanlardı… ''Onlar bizim çocuğa şu kadar para verdiler, biz vermezsek ayıp olur'' siyasetiymiş ortada dönen, çok sonraları öğrendim… Büyüdükçe ve öğrendikçe bayramlar eskimeye, şekerler çikolatalar tadını yitirmeye başladı…
***
3 gün önceden askısıyla odanın kapısına astığımız bayramlıklarımız, mutfaktan yeni çıkmış, asma yaprağı kokan hafif nemli elleri öperken duyduğumuz huzur, şekerleri biriktirdiğimiz keselerimiz, harçlıklarımızı her eklenen yeni parayla yeni baştan saydığımız heyecanlarımız çok gerilerde kaldı artık…
Şimdilerde bu telaşları bu heyecanları bırakın çocuklarımıza yaşatmayı, kendimiz bile yaşayamaz olduk… Genel anlamda bir bayram havası yerine, iş stresi, günlük koşuşturma gibi milyon tane unsurun arasında, sadece takvimde kırmızı ile yazılmış rakamlar kaldı… Artık bayramın adı iyiden iyiye değişti şu kendini işten kafasını ayıramayan bizlerle birlikte…
Peki nedir şimdi bayram telaşının/heyecanının karşılığı? Hemen söyliyeyim: ''Nereye gitsek?'' Evet, işte sadece bu… Bayramların adı tatil oldu... Ve, 9 günden aşağı hesaplandığında da ''aaaaa hay allah'' tepkileri vermeye başladık…
Nerede eli öpülmeyi bekleyen büyüklerimiz... Bir tebrik SMS'ine hapsoldu artık hepsi de… Bir mesaj hazırla, tüm numaralara gönder gitsin, neymiş bayram kutluyormuşuz…
Peki ya çocuklarımız büyüdüklerinde bayramlar adına anlatacak neleri kalacak akıllarında… Hiçbir şey… Onların bizim gibi anlatacak anıları bile olmayacak… Tıpkı arap kızlı Mabel sakızları gibi…
***
Uzun lafın kısası, eminim herkesin arka cebinde bir ''Nerede o eski bayramlar''ı vardır… Çünkü o eski bayramlar çocukluk bayramlarıdır aslında…
Efendim bu vesileyle, hepinizin bayramını kutluyorum…
Dipnot 1: Bayramlık giysilerini, kırmızı rugan ayakkabılarını, mendil içi harçlıklarını, tüm kuzenleriyle birlikte büyükannenin evini dağıtmalarını arayan kocaman küçük kız yazısı oldu bu… Ama işte itiraf ediyorum, bu kadar ahkam kesmesine rağmen, bu kocaman küçük kız, çocuklarına bayramlık almamıştır, çünkü bayramda o da zamana ayak uydurup tatile gidecektir… Evet, nerede o eski bayramlar? İçses: Bayramlar tatil nedeni oldu, tadını çıkar…
Dipnot 1: Uzun yıllar yurtdışında yaşadım... Yurtdışında insanın en çok özlediği şeylerin başında gelir bayramlar... Yok kardeşim yok, Noelmiş, Paskalyaymış hiçbiri de şu Ramazan/Şeker Bayramı'nın yerini tutmuyor... Küçükken özellikle de şeker bayramlarında vitrinli dolaptan misafirler için ayrılan akide şekerlerinden lokumlardan aşırmanın tadını bir ben bilirim, sanırım bir de annem…