Eylül VARDAR/ EGEDESONSÖZ- İzmir Ticaret Borsası Ağustos ayı olağan meclis toplantısı Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer başkanlığında gerçekleştirildi.
Tarım ve hayvancılık sektörünün geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gökhan Tuncer, küresel tarım piyasalarında mısır, buğday ve soya başta olmak üzere temel ürünlerde eş zamanlı fiyat hareketleri yaşandığını söyledi. Tuncer, iklim koşulları, jeopolitik gerilimler, üretim beklentileri, uluslararası ticaret politikaları ve büyük alıcı ülkelerin talebinin küresel tarım piyasalarını aynı anda etkilediğini belirtti.
ABD'nin önemli tahıl üretim bölgelerinde verimin beklentilerin altında kalabileceğine ilişkin değerlendirmeler ile Avrupa'daki sıcak hava dalgalarının üretim üzerindeki etkilerinin arz yönlü endişeleri artırdığını ifade eden Tuncer, bölgesel gerilimler, Ukrayna'nın ihracat kapasitesindeki gelişmeler ve Çin'in yüksek hacimli soya alımlarının da fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğunu kaydetti.
FAO'nun temmuz ayı verilerine de dikkat çeken Tuncer, tahıl fiyat endeksindeki yükseliş ve bitkisel yağ fiyatlarının son yılların yüksek seviyelerine ulaşmasının önümüzdeki dönemin dikkatle yönetilmesi gerektiğini gösterdiğini söyledi.
"MISIR VE SOYADA DIŞA BAĞIMLIYIZ"
Türkiye'de de yem fiyatlarında son dönemde artış yaşandığına ilişkin sektörden bildirimler geldiğini belirten Tuncer, yem hammaddelerinde dışa bağımlılığın önemli bir yapısal sorun olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin yıllık 11 milyon tonun üzerinde mısır ihtiyacı bulunduğunu ve bunun yaklaşık 3,5 milyon tonunun ithalatla karşılandığını belirten Tuncer, soya ihtiyacının ise neredeyse tamamının ithalat yoluyla karşılandığına dikkat çekti.
Tuncer, uluslararası piyasalardaki fiyat hareketleri, navlun maliyetleri, döviz kuru, üretici ülkelerdeki iklim koşulları ve jeopolitik gelişmelerin doğrudan üretim maliyetlerine yansıdığını ifade ederek, "ancak bu gerçek, iç piyasadaki her fiyat hareketinin kaçınılmaz olduğu anlamına gelmemeli" değerlendirmesinde bulundu.
"YEM ARZ GÜVENLİĞİ, GIDA ARZ GÜVENLİĞİNİN MESELESİDİR"
Piyasadaki tüm aktörlerin sorumluluk içerisinde hareket etmesi gerektiğini söyleyen Tuncer, üreticiyi, sanayiciyi ve tüketiciyi koruyan sağlıklı bir fiyat oluşumunun desteklenmesi gerektiğini belirtti.
Tuncer, yem hammaddelerinde yerli üretim kapasitesinin artırılması, alternatif yem kaynaklarının geliştirilmesi ve stratejik stok politikalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, özellikle mısır ve soyada dışa bağımlılığın kademeli olarak azaltılması çağrısında bulundu.
Yem meselesinin yalnızca hayvancılık sektörünün maliyet sorunu olmadığını vurgulayan tuncer, yem arz güvenliğinin et, süt ve yumurta başta olmak üzere ülkenin gıda arz güvenliği açısından da kritik olduğunu söyledi.
HAYVAN SAĞLIĞINA DİKKAT ÇEKTİ
Hayvancılığın geleceğinde hayvan sağlığının da önemli bir başlık olduğunu belirten Tuncer, dünya genelinde yaklaşık 1,3 milyar insanın geçimini doğrudan hayvancılık sektöründen sağladığını ifade etti.
Hayvan hastalıklarının üretimden ticarete, kırsal kalkınmadan gıda fiyatlarına, ihracattan halk sağlığına kadar geniş bir ekonomik ve sosyal etki alanı bulunduğunu belirten Tuncer, 2025 yılı ve 2026'nın ilk döneminde bazı hayvan hastalıklarının yeni coğrafyalara ve farklı türlere yayılmasının küresel hayvan sağlığı sistemleri üzerindeki baskıyı artırdığını söyledi.
Bir hayvan hastalığının gıda arzının azalması, üretim maliyetlerinin yükselmesi, tedarik zincirlerinin bozulması, ihracat pazarlarının riske girmesi ve kırsal ekonominin zarar görmesi anlamına gelebileceğini ifade eden Tuncer, hayvan sağlığına yapılan yatırımların yalnızca bir maliyet kalemi olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.
"SORUN ORTAYA ÇIKTIKTAN SONRA DEĞİL, ÖNCESİNDE MÜDAHALE ETMELİYİZ"
Tuncer, güçlü bir hayvan sağlığı sistemi için erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, aşılama kapasitesinin artırılması, biyogüvenlik uygulamalarının yaygınlaştırılması, hayvan hareketlerinin etkin biçimde izlenmesi ve veteriner hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Tarım ve hayvancılıkta veri temelli, öngörücü ve önleyici bir yönetim anlayışına geçilmesi gerektiğini belirten Tuncer, "Hastalık ortaya çıktıktan sonra mücadele eden değil, riski önceden gören; fiyat yükseldikten sonra tedbir alan değil, arz-talep dengesini önceden hesaplayan; ithalat ihtiyacı doğduktan sonra çözüm arayan değil, üretim planlamasını yıllar öncesinden yapan bir tarım politikası anlayışını güçlendirmeliyiz" dedi.
Türkiye'nin güçlü tarımsal üretim kapasitesi, yetişmiş insan kaynağı, sanayi altyapısı ve stratejik coğrafi konumunun önemli avantajlar sunduğunu belirten Tuncer, bu imkanların uzun vadeli ve bütüncül bir stratejiyle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.