Ekonomi

İTB Başkanı Kestelli yağışları yorumladı: Verim kayıpları oluşturdu!

İTB Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli Şubat ayı olağan meclis toplantısında, Ocak ve Şubat ayında yaşanan yoğun yağışları değerlendirdi. Kestelli, “Üretimde verim kayıpları oluşuyor. Ürünlerimizin pazarlanabilir kısmının azalması üreticilerimizin gelirini doğrudan etkileyecek gibi görünüyor. İzmir ve çevresindeki sera alanlarında meydana gelen hasarlar da zararın boyutunu artırmış durumda. Ayrıca, aşırı yağışların uzun vadede toprak verimliliğini de tehdit ettiğini söyleyebiliriz” dedi.

Abone Ol

Ozan EKİZ / EGEDESONSÖZ – İzmir Ticaret Borsası (İTB) Şubat Ayı Olağan Meclis Toplantısı gerçekleştirildi. Meclisi, Meclis Başkan Yardımcısı Moiz Hemsi yönetti.

Meclis başlamadan önce İzmir Ticaret Borsası Eğitim, Kültür ve Sosyal Entegrasyon Vakfı (BORSAV) Birinci Mütevelli Heyet Toplantısı gerçekleştirildi. Vakfın 2025 yılı faaliyetlerine dair sinevizyon gösterisi meclis üyelerine sunuldu. Faaliyet raporu meclis üyeleri tarafından oybirliğiyle onaylandı. Yönetim ve denetim kurulunda değişiklik olmadan oybirliği ile yeni kurullar oybirliğiyle kabul edildi.

‘BAKLİYAT: SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIMIN TEMEL TAŞI’
Hemsi, meclis konuşmasına başlarken Dünya Bakliyat Günü’ne değinerek, “Sözlerime Türkiye’nin öncülüğünde Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü’nü kutlayarak başlamak istiyorum. Bakliyat, sadece soframızın lezzeti değil; sürdürülebilir tarımın, gıda güvenliğinin ve sağlıklı nesillerin vazgeçilmez unsuru. Bu nedenle sektör stratejik öneme sahip. Geniş ekolojik çeşitliliği sayesinde mercimek, nohut ve kuru fasulyede yüksek kalitede üretim kapasitesine sahip olan Türkiye; işleme, depolama ve ihracat altyapısıyla bölgesel bir merkez olma niteliği taşımaktadır. Doğru politikalar ve istikrarlı desteklerle küresel pazarda yön belirleyen ülkelerden biri olma potansiyelimiz oldukça yüksek. Diğer taraftan, Toprak Mahsulleri Ofisinin geçtiğimiz ay yayınladığı rapor, önümüzde ki üretim sezonu için bize umut verici bir tablo sunuyor” dedi.

‘YAĞIŞLAR, TARIMDA GÜÇLÜ BİR BAŞLANGIÇ SAĞLADI’
Hemsi, ay boyunca gerçekleşen yağışlara ve tarıma etkisine değinerek, “Ocak ayında aldığımız yağışlar, uzun yıllar ortalamasının %49 üzerinde gerçekleşti. Şubat ayı bereketi de ortada. Toprak nemi açısından sezona çok güçlü bir başlangıç yaptık. Eğer bahar yağışları da dengeli giderse, buğday ve arpada yüksek rekolte beklendiğini ifade edebilirim. Türkiye’nin bakliyat üretiminde küresel bir güç olması için; münavebe sisteminin bakliyat lehine güçlendirilmesi ve piyasa istikrarının sağlanması şarttır. Nitekim TÜİK verilerine baktığımızda üretim maliyetlerinin artmaya devam ettiğini görmekteyiz. Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 33 oranında artış kaydederken gübre ve toprak geliştiricilerin artış oranı yüzde 45’e dayandı. Tabi bu tablo stratejik öneme sahip olan hububat ve bakliyat üretiminde de maliyet baskısının ağır bir şekilde hissedildiğini ortaya koymakta. Her türlü zorluğa rağmen alın teriyle üretim yapan, ekonomiye değer katan tüm çiftçilerimize şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.

‘KAPALI HAVZALARDA YERALTI SULARI TEHLİKEDE’
Toprak Atlası’nın 2025 yılı içi yayımladığı rapora değinen Hemsi, “Dünya genelinde iklim krizi ve yanlış arazi kullanımı nedeniyle her yıl milyonlarca hektar tarım arazisi yok olurken, Toprak Atlası 2025 yılı raporunda yer alan bulgular, Türkiye’de toprak varlığının alarm verici bir hızla tükendiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Rapora göre, ülke yüzeyinin yaklaşık %59’u erozyon riski altında ve her yıl yaklaşık 642 milyon ton verimli üst toprak kaybedilmektedir. Bunun bir örneğini son günlerde yaşadığımız aşırı yağışlarla meydana gelen taşkınlarda hepimiz gördük. Türkiye topraklarının yüzde 25’i yüksek çölleşme riski altında. Özellikle kapalı havzalarda tarımsal sulama suyunun yüzde 67’sinden fazlasının yeraltı sularından karşılanması, bu kaynaklar üzerinde sürdürülemez bir baskı oluşturmakta. Bu veriler, su ve toprağın birbirinden bağımsız yönetilemeyeceğini açıkça göstermektedir. Raporda dikkat çekilen bir diğer kritik başlık ise tarımsal üretimde yoğun olarak kullanılan girdilere olan yüksek dışa bağımlılık oranı” dedi.

‘GÜBRE FİYATLARI ÇİFTÇİYİ ZORLUYOR, GIDA ENFLASYONU ARTIYOR’
Hemsi, tarımsal giderlerin başında gelen gübre fiyatındaki dalgalanmalara değinerek, “Türkiye’de yılda yaklaşık 2,3 milyon ton kimyasal gübre ve 55 bin ton pestisit kullanılmakta. Özellikle azotlu gübrelerin aşırı ve yanlış kullanımı toprağın biyolojik yapısını zayıflatmakta, su kaynaklarını kirletmekte ve sera gazı salımlarını artırmaktadır. Buna ek olarak, gübre fiyatlarındaki dalgalanmalar çiftçilerin maliyetlerinin artmasına neden olarak, gıda enflasyonunu da tetiklemektedir. Bu noktada, tarımsal üretimin temel sorununun yalnızca artan maliyetler olmadığının altını çizmek istiyorum. Maalesef ülkemizde yoğun girdi kullanımına karşı nedense bir bağımlılık söz konusu. Bu model uzun vadede sürdürülemez. O nedenle alışkanlıklarımızı iş işten geçmeden önce değiştirmeliyiz. Toprağın onarılması mümkün. Bunun için bilinen ve uygulanmakta olan agroekolojik birçok yöntem bulunuyor. Diğer taraftan, toprakların su tutma kapasitesini güçlendirmek ve üretimi daha dayanıklı hale getirebilmek için tarımı, suyu, iklimi ve araziyi birlikte ele alan bütüncül politikalara ihtiyacımız olduğunu ifade etmek isterim. Unutmayalım ki bugün göstereceğimiz özen, yarının toprağını ve yaşamını şekillendirecektir” diye konuştu.

‘DÜNYA EKONOMİSİ BİZDEN DAHA HIZLI DEĞİŞİYOR’
Hemsi’nin ardından İTB Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli kürsüye çıkarak gündeme dair açıklamalarda bulundu. Kestelli, ilk olarak dünya ekonomi gündemine değinerek, “2026 yılının ilk iki ayını geride bırakırken, ekonomide tüm enerjimizi odakladığımız dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğini gözlemliyoruz. Ocak ayı enflasyon verileri, Merkez Bankası’nın hedef güncellemesi ve beklentilerdeki katılık, sürecin öngörülenden daha zorlu bir patikada ilerlediğine işaret ediyor. Sürdürülebilir, kaliteli ve kapsayıcı büyüme hedefi doğrultusunda, stratejik çerçevemizi geliştirecek ve uygulamayı hızlandıracak adımların değerlendirilmesi yararlı olabilir. Çünkü dünya, bizim tempomuzdan çok daha hızlı değişip dönüşüyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerini adeta bir silah gibi kullanması tüm dünyada ticaret dengelerini değiştiren zincirleme bir reaksiyona neden oldu” dedi.

‘DEZENFLASYON SÜRECİ BEKLENEN HIZDA İLERLEMİYOR’
Hemsi’nin ardından İTB Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli kürsüye çıkarak gündeme dair açıklamalarda bulundu. Kestelli, ilk olarak dünya ekonomi gündemine değinerek, “2026 yılının ilk iki ayını geride bırakırken, ekonomide tüm enerjimizi odakladığımız dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğini gözlemliyoruz. Ocak ayı enflasyon verileri, Merkez Bankası’nın hedef güncellemesi ve beklentilerdeki katılık, sürecin öngörülenden daha zorlu bir patikada ilerlediğine işaret ediyor. Sürdürülebilir, kaliteli ve kapsayıcı büyüme hedefi doğrultusunda, stratejik çerçevemizi geliştirecek ve uygulamayı hızlandıracak adımların değerlendirilmesi yararlı olabilir. Çünkü dünya, bizim tempomuzdan çok daha hızlı değişip dönüşüyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerini adeta bir silah gibi kullanması tüm dünyada ticaret dengelerini değiştiren zincirleme bir reaksiyona neden oldu” dedi.

‘HİNDİSTAN VE LATİN AMERİKA MALLARI TÜRKİYE PAZARINA ÜSTÜNLÜK SAĞLAYACAK’
Avrupa Birliği’nin dış ticarette yeni bir sayfa açtığı ticaret antlaşmasına ve Türkiye’ye dair etkisine değinen Kestelli, “Bunların en önemlisi ve bizi en çok etkileyecek olanı ise Avrupa Birliği’nin Güney Amerika ülkelerinin oluşturduğu MERCOSUR ve Hindistan ile dış ticarette yeni bir sayfa açması oldu. Hem Latin Amerika ülkeleri hem de Hindistan ile imzalanan Serbest Ticaret Anlaşmalarının hükümleri uyarınca Avrupa Birliği, tarife kalemlerinin yüzde 90’ından fazlasında gümrük vergilerini kaldıracak. Keza Hindistan ve MERCOSUR bölgesi ülkeleri de benzer şekilde gümrüklerini AB mallarına açacak. AB ile Hindistan ve Latin Amerika ülkeleri arasındaki ticarette neredeyse tüm engelleri kaldıran bu anlaşmanın, Türkiye’yi de birçok farklı açıdan derinden etkilemesi ne yazık ki kaçınılmaz görünüyor. Bunun başlıca nedeni de Türkiye’nin en çok ihracatı AB ülkelerine yapması ve AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması’nın eşitsiz yapısından kaynaklanıyor. 2024 verilerine göre Türkiye, toplam ihracatının yaklaşık yüzde 41’ini AB ülkelerine yapıyor. Toplam ithalatımızın yüzde 32’si de AB ülkelerinden geliyor. Türkiye’nin toplam dış ticaretinin yüzde 36’sını AB ile yapılan işlemler oluşturuyor. Dolayısıyla bu durum AB’yi Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı yapıyor. AB’nin yeni Serbest Ticaret Anlaşmaları işte tam da bu noktada Türkiye için kötü haber anlamına geliyor. Çünkü bu anlaşmalar ile Türkiye’den Avrupa’ya ihraç edilen emek yoğun sektörlerdeki birçok mal, Hindistan ve Latin Amerika’dan daha ucuza alınabilecek ve Türkiye pek çok sektörde pazar payını kaybetme riskiyle karşı karşıya gelecek. Buna ek olarak AB ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması’ndaki ortak gümrük tarifesi şartı sebebiyle Hindistan ve Güney Amerika malları Türkiye’ye gümrüksüz girebilecekken, Türk malları aynı şekilde o ülke pazarlarında boy gösteremeyecek. Yani bu anlaşmalardan hem dış ticaretimiz hem de iç pazardaki hakimiyetimiz zarar görecek. Kısa ve orta vadede otomotiv, makine, kimya, tarım ve elektronik sektörlerinin yeni süreçten olumsuz etkileneceği öngörülüyor” diye konuştu.

‘HİNDİSTAN’IN UCUZ İŞGÜCÜ TÜRKİYE’Yİ ZOR DURUMA SOKUYOR’
Yapılan antlaşmayı Hindistan üzerinden değerlendiren Kestelli, antlaşmanın bu bağlamda Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini karşılaştırma yaparak, “2024 yılında Global Economy’nin paylaştığı verilere göre Hindistan’ın iş gücü 607 milyon kişi civarına ulaşırken Türkiye’deki toplam iş gücü 36 milyon kişi civarında seyrediyor. Böylesine büyük bir nüfus farkı, emek arzı açısından Hindistan’a büyük avantaj sağlıyor. Hindistan’a AB ile ticarette Türkiye’ye karşı avantaj sağlamasında etkili olan bir diğer faktör ise iki ülke arasındaki işçi ücretleri farkı. Hindistan’da eyaletten eyalete göre değişen ortalama ücret 200–400 Dolar arasındayken, Türkiye’de bu değer yaklaşık 906 Dolar seviyesinde bulunuyor. Dolayısıyla Hindistan’ın hem sayısal çoğunluğa hem de daha düşük ücretle işçi çalıştırabilme gücüne sahip olması, emek yoğun sektörlerde Türkiye’nin AB ile olan köklü ticaretini baltalama potansiyeli taşıyor. Bu bağlamda Türkiye’nin atması gereken iki stratejik adım var. Öncelikle ve hızla, aleyhimize çalışan gümrük birliğinin revize edilmesini temin etmek. İkinci olarak da, yapısal adımlarla emek yoğun sektörlerin dönüşümünü sağlamak. Katma değerli üretim sonucu ortaya çıkan teknoloji yoğun ürünlerin muadillerini elde etmek, emek yoğun sektörlerdeki ürünlere kıyasla zor olduğundan bu senaryoda Türkiye’nin ithalat ve ihracatı, kendi söz hakkı bulunmayan anlaşmalara bağlı olmaktan görece kurtulacak ve en azından bu tarz durumlardan daha az etkilenecektir. Ayrıca teknoloji yoğun ürünlerin üretimi için kurulması gereken altyapı oluşturulduğunda otomasyon teknolojileri de gelişeceğinden birim maliyeti düşürmek mümkün hale gelecek ve bu sayede Türkiye efektif şekilde daha verimli ve daha kaliteli ürünler üretebilecektir. Bu gerçekleşmediği takdirde Türkiye üretimde ucuz emeğe ve katma değersiz üretime devam etmek zorundadır ki bu da hem işçi ücretlerini artırmayarak refahı kısıtlamak hem de diğer ülkeler tarafından ticari rekabet baskısı altında kalmak anlamına gelir. Bu durum Türkiye’yi çok kırılgan ve hassas bir konuma sokmaktadır” ifadeleriyle anlattı.

‘TARIMDA YAŞ ORTALAMASI 56-57 DÜZEYİNDE’
Nüfus artış hızına ve tarımın nüfus ortalamasına değinen Kestelli, “Ülkemizi bekleyen bir diğer önemli problem ise nüfus artışındaki hızlı azalma. Bu konuyu uzun uzun istatistiklerle anlatmaya, sizi rakamlarla boğmaya hiç niyetim yok. Tek bir örnek her şeyi anlatmaya yetiyor. Bundan 7-8 yıl önce ilkokula başlayan çocuk sayısı 1 milyon 300 binlerde seyrederken, günümüzde bu sayı 850 binlere gerilemiş durumda. Nüfusumuz giderek yaşlanıyor. Bugün tarımda yaş ortalaması 56-57. Bizler yıllardır bu yaş ortalamasını düşürmenin yollarını tartışırken, yakın bir gelecekte tüm sektörlerin benzer bir açmaza sürükleneceğini görüyoruz. Bu sorunu ortadan kaldırmanın sihirli bir formülü de bulunmuyor maalesef. Toplumsal refahın artması, eğitim, sağlık, barınma gibi alanlarda insanların kaygılarını giderecek düzenlemelerin yapılması gerekiyor” dedi.

‘İNŞALLAH BU YAZ SULAMA SIKINTISI ÇEKMEYECEĞİZ’
Yoğun geçen yağışlara değinen Kestelli, “Biliyorsunuz geçtiğimiz yıl kuraklık ve susuzluk gündemimizden hiç düşmedi. Bugünlerde ise aşırı yağışları ve etkilerini konuşur olduk. Boşalan barajlarımızın hızla doluyor olması hepimizi çok mutlu ediyor. Özellikle İlimizin içme suyu kaynağı olan Tahtalı Barajı. Tarımsal sulama açısından da diğer barajların dolması çok önemli. İnşallah bu yaz sulama sıkıntısı çekmeyeceğiz” dedi.

‘YAĞIŞLAR VERİM KAYIPLARI OLUŞTURDU’
Yağışların diğer taraftan tarımı olumsuz etkileyen taşmalara değinen Kestelli, “Ancak madalyonun diğer yüzünde aşırı yağışların olumsuz etkileri de var. Ülke genelinde yağışların uzun yıllar ortalamasının yaklaşık yüzde 50 üzerinde gerçekleşmesi, tarım arazilerinde su birikmesi sorununu doğurdu. Özellikle kışlık sebzeler, erken ilkbahar ekimleri ve örtü altı üretimde verim kayıpları oluşuyor. Ürünlerimizin pazarlanabilir kısmının azalması üreticilerimizin gelirini doğrudan etkileyecek gibi görünüyor. İzmir ve çevresindeki sera alanlarında meydana gelen hasarlar da zararın boyutunu artırmış durumda. Ayrıca, aşırı yağışların uzun vadede toprak verimliliğini de tehdit ettiğini söyleyebiliriz. Bu tablo bize bir kez daha göstermektedir ki iklim değişikliğinin etkilerinin arttığı bu dönemde tarım sektöründe drenaj altyapısının güçlendirilmesi, erozyon önleyici uygulamaların yaygınlaştırılması ve etkin risk yönetimi büyük önem taşıyor” diye konuştu.