Bir önceki yazımda ’“ekonomik özgürlüklerini çözemeyen uluslar, demokrasi sorunlarını çözemezler’” demiştim.’¶
Bugün AKP, Anayasa’’da köklü değişiklikler yapmak üzere TBMM’’de yoğun bir çaba göstermekte, muhalefet partileri ise özellikle Anayasa Paketi’’nin sekiz, onyedi ve yirmi ikinci sıralı maddelerine sert tepki vermektedirler. Nihayet 8. sırada yer alan madde beşte üç çoğunluk olan 330 oyun altında kaldığından referandum kapsamından çıkmıştır.
Bu madde siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran ve parti kapatmayı TBMM’’nin iznine bağlayan maddeydi. Konumuz bu değil tabii ki. Bir ülkenin anayasasını bütün toplum kesimleriyle ’“uzlaşma’” içinde en çağcıl olabilecek düzeyde yapsanız bile, o ülkenin insanlarını mutlu edebilecek emekten yana ’“kitlesel bir sol siyaseti’” yaratmadığınız sürece, en iyi diyebileceğimiz anayasalar bile toplumsal sorunları çözemezler.
İşçiyi, köylüyü, emekçiyi, memuru asıl ilgilendiren şey; grev, toplu sözleşme, çalışma hakkının ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıdır. Anayasaydı, referandumdu derken gerçek gündem olan işsizlik, yoksulluk, adaletsiz gelir dağılımıyla yüzleşmek ve bu yakıcı sorunları çözmektir, önemli olan. Toplumsal adalet ve demokratikleştirme için demokrat, eşitlikçi, özgürlükçü bir siyasal harekete ihtiyaç var.
Çünkü adaletli ve vicdanlı bir Türkiye’’nin, aynı zamanda iyi yönetilen, istikrarlı, güvenli ve demokratik bir Türkiye olacağına, işçi, emekli, köylü, memur ve/veya her kesimi mutlu edebileceğine inanıyorum.
Bugün her zamankinden daha adaletsiz ve daha vicdansız bir dünyada ve Türkiye’’de yaşıyoruz. Sosyal ve iktisadi adaletsizlik yaşamın her alanında işçiyi, köylüyü, emekliyi, memuru ve esnafımızı derinden vurmuştur. Emperyalizmin yeni adı olan küresel sermaye, muazzam bir zenginlik üretirken, üretenler yok ediliyor, ücretli çalışanlar daha güvencesiz ve esnek çalışma koşullarına ve daha adaletsiz bir gelire maruz bırakılıyor.
Toplumu ve çalışanları koruyucu yasal düzenlemeler göz ardı edilerek iktisadi ve sosyal politikalar terk ediliyor.
Emeğin kendini koruyacağı araçlar, sendikal ve toplumsal örgütlenmeler bilinçli bir şekilde yok ediliyor.
Emekçilerin üretim içinde örgütlenme, grev ve toplu sözleşme gibi ’“insani haklarını’” özgürce kullanabilmelerinin yolu ve süreçleri iktidarca engelleniyor.
Çağdaş demokrasi ile yönetilen ülkelerde devletin yönetim anlayışında yandaşlarına rant dağıtarak onları zengin etme siyaseti, asla kabul görmez. Sorunlara günübirlik çözümler üretmek, çağdışı bir tavırdır. Türkiye bugün böyle yönetilmektedir.
1 Mayıs günü Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Atila Sertel’’le Gündoğdu meydanındaydık. Dostlarımızı gördük. Emekçilerimizi, işçilerimizi, kadınlarımızı gördük, onlarla kısa sohbetler yaptık.
Televizyonlar Atila Sertel’’le 1 Mayıs üzerine röportaj yaptı. Sertel konuşmasında; ’“bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvencede olduğu, demokratik yaşam içinde, emekten yana’” düşünce ve duygularıyla işçilerin bayramını kutladığını ve her zaman emekçilerin yanında olduğunu söyledi. Meydanlar kalabalıktı. Ancak emekçilerimizin heyecanları ve sinerjileri azdı. Çünkü; işçilerimiz, çalışanlarımız, tüm emekçiler: ’“Barış için, özgürlük için, demokrasi için, daha güzel bir dünyada sömürüsüz, baskısız, insan onuruna yaraşır bir yaşam içinde değildiler.’” Türk emekçileri bu duygulardan yoksundu.
SONUÇ: Türkiye milli bir sanayi toplumu olup toprak reformu sorununu da çözümlediği zaman, ekonomik gelişme, yarı feodal ilişkileri kırdıkça, herkese iş, herkese ekmek ve herkese güvenilir yarınlar sağladıkça, din devlet nazarında vicdanlarda kaldıkça, işçilerimiz, emekçilerimiz, emeklilerimiz, köylülerimiz insan onuruna yakışır bir yaşam içinde daha coşkulu 1 Mayıslar kutlayacakdır.
1 Mayıs’’lar birlik, dayanışma, mücadele günü olacak, yoksulluğa, kölelik dayatmalarına, işsizliğe, esnek çalışma koşullarına, eşitsizliğe karşı tek yüreğin bayramı olacaktır.