İşsizliğin ve yoksulluğun çözümü

Abone Ol
Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu’’nun dediği gibi ’“Her ülkenin hedefi var, dünde vardı; bugün daha fazla var. Bir kaç tane büyük güç başta ABD olmak üzere, bizimki gibi gariban ülkelere musallat olmuşlar. Aslında bir şeyimiz gariban değil, ne tarihimiz gariban, ne dilimiz gariban, ne coğrafyamız gariban, ne insanımız gariban’”. Ancak kafalar garibanlaşmış, hatta perişan olmuş; çünkü kafalar köleleştiriliyor, kafalar sömürgeleştiriliyor.’”
İşte bu anlayışlar Türkiye’’yi zincire vuruyor, çağdaş ve sosyal bir toplum olmamız dış güçlerce engelleniyor. Türkiye, hedefsizliğe sürükleniyor. Türkiye’’nin bugün içinde bulunduğu tıkanıklığın özü ve gerçeği bu.
Türkiye, geleneksel toplum modelini kırmadığı sürece, işsizlik ve yoksulluk sorununu çözemez, çözüm üretemez.

Geleneksel toplum, tamamen tarımsal bir tabana oturmuş ve üretim ilişkilerini feodal bir yapı içerisinde sürdüren toplumlardır. Geleneksel toplumlar, kaderci bir kültürün, paylaşımcı olmayan tekelci bir iktidarı meydana getiren toprak ağalarının, şeyhlerin, cemaatlerin, yandaşların egemen olduğu toplumlardır.
Halbuki, işsizliğin ve yoksulluğun çözümü ise; ekonomik ve sosyal gelişimin olduğu sanayi toplumunda yatmaktadır. Türkiye, geleneksel toplum biçiminden, modern sanayi toplum yapısına geçiş sürecini becerebilirse, sosyal ve ekonomik sürece girdiğinde, üretim toplumunu oluşturduğunda, işsizliğin ve yoksulluğun belini de kırmış olacaktır.

Siyasal ve sosyal gelişmenin bulutların ötesinde ilahi bir el tarafından idare edilmediği açıktır
.

İşsizliğin çözümünün, dengeli parlamenter rejim ve paylaşılan bir sosyal devlet yapısıyla, yani çağdaş demokrasi ile sağlanabileceğini söylememiz de yanlış olmaz.
Türkiye, Atatürk’’ün ilke ve devrimlerini yeterince kavrayamadığından, algılayamadığından, geleneksel toplum düzeninden kurtulamamıştır. Şöyle ki; Dr.Ahmet Yücekök’’ün dediği gibi:
’“Geleneksel toplumlarda, değişme yokluğu, yatay ve dikey toplumsal hareketsizlik, tarımsal yapı ve kapalı ekonomi, ilkel teknik, zayıf üretim, feodal ve paylaşımcı olmayan bir siyasi yapı, geniş aile düzeni, kaderci zihniyet ve mahalli kültüre bağlılık’” kangrenleştiği için, Türkiye Modern Sanayi toplumuna geçiş sürecini tamamlayamamıştır.
İşte, işsizliğin, yoksulluğun ve yoksunluğun giderek derinleşmesinin temel nedeni burada yatmaktadır.
Türkiye, modernleşmiş ve farklılaşmış bir bilgi toplumu olma becerisini akılcı yöntemlerle çözebilirse, işsizlik ve yoksulluk sorunlarını da büyük ölçüde çözmüş olacaktır. Modern sanayi toplumu, yetkinin ihtisasa ve başarıya dayalı olduğu bir toplumdur.

Türkiye, geleneksel toplum düzeyinden modern yaşama düzeyine yöneldiği takdirde, sosyal değişim süreci de kendini var edeceğinden bir takım sosyal gelişmeler ülkenin önünü açacaktır. Bu sosyal gelişmeler, ’“sosyal hareketlilik, üretim ilişkileri zenginliğini, göçlerle meydana gelen değişiklikleri, meslek değişikliklerini, toplumsal yerleşmedeki değişiklikleri’” içine alır ki, bütün bu gelişmeler ve değişimler siyasal davranışı da etkiler ve toplumsal yapıyı önemli ölçüde bilinçleştirerek değiştirir.
Bu değişiklikler sonucu eski toplumsal yapı, psikolojik ve sosyolojik yapı, ekonomik bağlılıklar yapısı yıkılır ve toplum, yeni toplumsal kalıpları benimsemeye başlar.

Böyle bir değişim süreci, işsizlik ve yoksulluğu, kader olmaktan çıkarır.
Türkiye, zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla milli sanayisini geliştirirse, enerji kaynaklarını açığa çıkarabilirse, Anadolu topraklarında modern tarım yoluyla organik tarıma önem verirse, üretken hayvancılık sektörünü canlandırırsa, üreten bir toplum yapısıyla, tüm dünya’’ya açılan ihracat ilişkilerini kuvvetlendirebilirse, ithalat ilişkilerini dengede tutabilirse, iç ve dış borç batağından bir an evvel kurtulabilirse Türkiye, işsizliğe, yoksulluğa ve yoksunluğa büyük çapta çözüm sağlamış olacaktır.


CHP Kurultayı’’nın arkasından vatandaş diyor ki;
Gandhi Kemal Kılıçdaroğlu CHP Kurultayı’’ndan güçlü çıktı. Ancak, daha güçlü çıkabilmenin bir yolu da vardı. Bu yolu bulacak olanda Önder Sav’’dı. Ama o yolu Önder Sav açmadı veya açmak istemedi.
Şöyle ki; oysa Önder Sav isteseydi Baykal’’a giderek, ’“Kılıçdaroğlu üzerinde sizin de istediğiniz gibi genel bir mutabakat oluşturalım, sizde bunu onaylarsınız CHP’’nin tek başına iktidar olmasının önünü daha hızlı açmış oluruz deseydi, daha şık olabilirdi.

Bu yol izlenmiş olsaydı Kılıçdaroğlu ile Baykal bütünleşerek bu heyecanı daha da doruğa çıkarabilirlerdi. Gandhi Kemal Kılıçdaroğlu daha güçlü, daha şık bir şekilde CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmuş olurdu. Kendine olan güvenini daha da pekiştirmiş olurdu.

Her şeye rağmen Deniz Baykal, ’“bilgi-kültür birikimiyle, engin deneyimiyle ve üstün belagatiyle’” duygularıyla değil, aklıyla Kemal Kılıçdaroğlu’’na ve CHP’’nin başarısı için elinden gelen her şeyi yapacağına herkes inanmaktadır. Deniz Baykal’’a yakışanda bu olur. Vatandaş böyle diyor.